Okur Postası

Ramazan’ın izlerini hayata taşımalıyız

Gazetemiz okurlarından Nusret Reşber, "Ramazan’ın izlerini hayata taşımalıyız" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Ramazan’ın izlerini hayata taşımalıyız
-

Nusret Reşber/İstanbul

Ramazan Ayı’nın biz müminlerde farkında olarak veya olmayarak şüphesiz sayısız kazanımları olmuştur.

Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluşturhadisi tek başına bunu özetlemektedir.

Bu ayda Allah’ın razı olduğu iyiliklerle, hayır hasenatla daha çok hemhal olduk, Allah’ın sevmediği haramlardan, kötü alışkanlıklardan da uzak kalmanın da gayreti içinde olduk. Zira ramazan atmosferi buna uygundu, bunu gerektiriyordu. Şimdi ramazanı geride bırakmış bulunmaktayız. Sayısız örneklerden tek bir örnek vermek istiyorum.

Günde en az iki kez (fazlasında da sayı ve sınır yok) sınırsız yiyip içiyoruz. Bunu bir haftaya/bir aya veya yıla düşüremeyeceğimiz gibi varlığımızın temel gayesi olan kulluğu, Allah’ın farzları olan ibadetleri de bir cumaya, yılda bir gelen bir aylık Ramazan’a hasredemeyiz. Bu yüzden Ramazan ayında edindiğimiz bazı özellikleri sürdürmenin hayati önem taşıdığını belirterek bu ayının lisanı haliyle bizde bıraktığı/bırakmak istediği kazanım ve izlerden birkaçına işaret etmek istiyorum.

Ramazan bize hedef belirlemeyi öğretiyor. Önem verdiğimiz bir iş için evvela hedef koymak zorunluluğumuz var.

Ben bu işi, gereği her ne ise, benden beklenen istikamette ve sıhhati için tüm şartlarına uyarak tamamlamalıyım” diye henüz söz konusu işe başlamadan kendimizi hazırlıyoruz değil mi?

Ve “İşte ramazan geliyor, ne yapacağız, ne edeceğiz. Maddi/manevi eksiklerim nelerdir” şeklinde bir ön hazırlık yapmıyor muyuz?

Niyet etmeyi öğretiyor bize…

Zira niyet edilmeden oruç da dâhil hiçbir amelimiz kabul olmaz.

Ayrıca niyet, yapacağımız işe ne kadar önem verdiğimizi ve o konuda ne kadar ciddi olduğumuzu da ortaya koyar. Ve niyet, yapmaya korktuğumuz, cesaret edemediğimiz işin başlangıcıdır da. Azim gösterme taliminde bulunuyor...  Yani tüm dikkatlerimizi, yoğunluğumuzu yapacağımız işin sağ/selim ve kazasız yerine getirilmesine vermeyi bize öğretiyor. Tüm dikkatlerimizi o işe veriyoruz. Tevekkül etmenin rahatlığını yaşıyoruz. Normal yaşantımızda güç getiremeyeceğimiz birçok alışkanlıklarımızdan feragat edebiliyoruz. Ve bunun için bizi yaratan, rızıklandıran; güç, kuvvet ve tahammül veren Allah’ı kendimize yardım etmesi için vekil tayin ediyoruz. Ve “Tevekkeltu alallâh” diyerek, karar verdiğimiz işe koyuluyoruz. Ki, “Doktor şöyle uyarmış, Filan kişi şekerin var, tâkatin yok, işlerin yoğun, havalar çok sıcak, günler uzun demiş miş… Allah’ın emrinin yanında gerisi vız gelir artık, dikkate bile almıyoruz, almamalıyız.  Ramazan Ayı’nın sayısız kazanımlarından biri de sabrı kuşanıyoruz.  Yüce Allah Bakara 155’te ‘Sabır gösterenleri müjdele!’ buyuruyor. Efendimiz de, ‘Men saberâ zaferâ- Sabreden zafer bulmuştur’ buyurmuşlar.

Bir gün görevli hoca, cezaevindeki bir mahkûma gitmiş ve nasihatte bulunmak için evvela Euzu-besmele çekiyormuş ki. Mahkûm kesmiş sözünü, “Hoca Efendi, bırak bana racon kesmeyi de, sabır nedir onu anlat… İki dakika daha sabretseydim katil olmayacaktım ve şimdi burada olmayacaktım” demiş…

Düşünün “SABIR” diye bir nimetten faydalanmamış olsaydık, normal yaşantımızda bir an bile ağzımız boş durmazken, bir ay boyunca, her gün nasıl yemeden içmeden durabilirdik ve alışkanlıklarımızı nasıl kırabilirdik…

Ve tüm bu kazanımlarla beraber en önemlisi ümidi kuşanıyorsun. Kalbin ve diğer duyuların günahlardan arınarak ve ibadetlerle bir disiplin içinde yeterince yoğrulduğundan kaskatı kesilmekten öteye incelmiş, hassaslaşmış, artık tüm güzel sonuçlara ulaşmak istemektesin ve hep bu hal üzere kalabilmen için de “ümide sarılıyorsun”. Bazen öyle haller geçiriyorsun ki, hele huşuyla, imamın arkasında teravih kılarken, kalp atışların hızlı çarpıyor… Ayakların adeta yere basmaz oluyor, kanatlanıyor gibisin… Ve böyle bir anda bazen şöyle diyesin geliyor için için: “Allah’ın huzurundayken, böyle temiz bir gönülle Rabbim ruhumu alsa ne güzel olur!

Ramazan ayı aslında bizi olmamız gereken normal hayata döndürüyor/döndürmek istiyor… İbadetleri mütemadiyen eksiksiz yapma, camiyle, cemaatle, inanan samimi Allah dostları ile diyalog içinde olma haline yani… Kur’an’la hemhal olma, insanlar uyurken seherlerde iki rekatla da olsa niyazda bulunma halini kuşanmamızı arzuluyor yani…  “Eğer size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi bir şerefli yere yerleştiririz” (Nisâ sûresi 31) Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuşlar: “Büyük günahlardan kaçınılması halinde, beş vakit namaz, iki cuma ve iki ramazan, aralarında işlenen küçük günahlara kefarettir.

Bu ayda edindiğimiz kazanımlarımızı bir hayat boyu koruyabilmemiz temennisiyle…

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.