Okur Postası

Sağlık fitnesi; koronavirüs

Gazetemiz okurlarından Faruk Başoğlu, "Sağlık fitnesi; koronavirüs" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Sağlık fitnesi; koronavirüs
-

Zorluklar karşısında çaresiz kalmak zordur, hele bu çaresizlik sadece sizde değil tüm dünya insanındaysa daha da bir zordur. Bu zorluklar, insanoğlu ile birlikte hep var olmuş ve imtihan dünyamızın imtihanı olarak Allah bilir ama, olmaya da devam edecektir. Kur’an’ı açıp da okuduğunuzda pek çok kavmin bu zor olan afetleri yaşadığını, bunlarla helak olduğunu öğreniriz. Bu afetler, bir beşer gücü değil de Kadir olan Muktedir olan Allah’ın bir gücü olduğu için bu gücün karşısında ne süper güç olmak kâr eder, ne sayıca çok olmak, ne teknolojik üstünlük ne falan ne filan; hiç bir şey bunlara karşı gelip duramaz, ancak aciz kalır, diz çöker, dışarı burnunu bile çıkaramaz. İşte böyle zamanlar zordur, zor.

 Peki bizim afetlere yaklaşımımız ne olmalıdır, bunları nasıl doğru anlamalıyız ki Kur’an’ın bizden beklediği öğüdü alalım?

 “Kendilerinden önce, onlardan daha güçlü olup yeryüzünde şehirler kurarak aralarında gidip gelen nice toplulukları yok ettik. Kurtuluş var mı? Aklı olan veya şuurlu olarak söze kulak veren kimse için bunda büyük ibret vardır.” (Kaf Suresi, 36-37)

Allah, Kur’an’da bu helak olaylarının sonraki insanlara da birer ibret olması gerektiğini bildirir. Örneğin Allah’a isyan eden bir grup Yahudi’ye verilen bir ceza anlatıldıktan sonra, “İçinizden cumartesi günü hakkındaki hükmü çiğneyenleri elbette bilirsiniz. Bu yüzden onlara, Aşağılık maymunlar olun!” demiştik. Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara ‘ibret verici bir ceza’, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık” denmektedir. (Bakara Suresi, 66)

İnsanoğlunun zulmü, isyanı karşılıksız kalmıyor ve insanoğlu ister kişisel bazda isterse toplu olarak yaptıklarının karşılığını illaki alıyor. Ama bu karşılık bulmaların sebebi bizim yaptıklarımız olduğu halde bir de Allah’ın kulunu sınamak için kulunun bir cürmü olmadığı halde sırf imtihan için verdiği hastalık, musibet ve zorluklar da olabiliyor. Deprem olsun, sel olsun, yaşadığımız salgın hastalıklar veya başka sıkıntılar olsun neden başımıza geliyor acaba? Bunları nasıl yorumlayacak ve nereye konduracağız? Malum, Çin’den yayılan koronavirüs salgını dünyayı yakıp kavurmaya hızla yayılmaya, artarak can almaya devam ediyor. Koronavirüs bir sağlık fitnesidir ve bu fitne, masumları da yakıyor. Gücüne, kudretine güvenen ülkeler bir bir diz çöktü, havlu attı. Nerdeyse pek çok ülke, çaresizliğine yetmezliğine oturup ağlayacak hale geldi. İnsanoğlu bir kere daha acizliğini ve Rabbinin gücünü kudretini görmüş oldu.

Kimi çevreler bunun doğal bir salgın olduğunu söylerken bazı teorisyenler de bunun ulusal devletleri ortadan kaldırmaya ve insanları köleleştirmeye dönük biyolojik bir deneme olarak insan eliyle yapıldığı görüşünde. Ve bu görüş, üzerinde ayrıca durulup değerlendirilmeye değer bir  görüştür. Bu görüşe sahip olan ve olmayan herkes de şunu bilsin ki; Allah, mü’min kullarını üç beş şeytana ve şeytanlaşmış insanlara teslim etmez, etseydi yeryüzünde insanın nesli kururdu. Allah’ın kudreti bütün çağların, teknolojilerin üstündedir. “Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfal suresi- 30)

Ne şekilde olmuş olursa olsun yaşadıklarımız bir varsayım değil hakikatin ta kendisidir. Tıpkı daha önce yaşadıklarımız gibi.. Bütün bu  başımıza gelen afetlere isterseniz bir de manevi taraftan bakmaya gayret gösterelim:

Allah diyor ki; “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şûrâ Suresi – 30). İnsanoğlu, en basitinden bir bölgede siyanürle tilki katliamı yapar sonrasında tarlalar fare istilasına uğrar, tilkileri katlederek Allah’ın doğaya koyduğu dengeyi bozmanın bedelini öder. Bu pencereden bakınca, yeryüzünde mazlumlara yapılan zulümlerin isyanların ve günahların çoğalması da az cürüm değildir.

Müslüman, hem doğaya hem de her çeşit canlıya merhametlidir, onlara zarar vermediği gibi onları korur, ama denge kaybedilirse dengesizlik olur. Bir yerde israf had safhada iken öbür yerde açlıktan ölen insanlar varsa, yine bir tarafta “o benim kızım” diyerek ifrat derecesinde  evlat gibi sahiplenilen ev hayvanlarına ilgi, bakım abartılırken öbür tarafta savaşta aç ve sahipsiz bırakılan çocuğun  “öyleyse sizi Allah’a şikayet edeceğim” çığlığı duyulmuyorsa bu olanlara ne denilir ki? Peygamberimiz (s.a.v.) dönemindeki sahabe kadın; Havle Hatun’un şikayetini duyup da onun hakkında ayet indiren Allah, bu çocuğun şikayetini duymaz mı? Elbette duyar.

Ya Suriye’de, Filistinde, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve dahi bir çok mazlum coğrafyasında katledilen masum ve mazlum Müslümanların  feryadı gökleri delerken kulaklara gelmiyorsa yine bir düşünmeliydik ve biz Yunus (a.s)’ın duasında dediği gibi “Yarabbi biz nefislerimize zulmettik.. diyerek yanlışlarımızdan dönmeliydik.

Bu örnekler çoğalır gider. Yalnız her davranış, özüne göre lehte ya da aleyhte karşılık bulur. Bu olanlar göz önünde olanlardır.

Ya Rabbi Sana senin sözünle dua ediyoruz; “Allah’ım! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver. Bizi ateş azabından koru.” (Bakara suresi-201)

“Rabbimiz! Beni, anamı, babamı ve bütün Mü’minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.” (İbrahim suresi-41) Amin.  Rabbim hepimizi hayırlısıyla korusun. Allah yardımcımız olsun. Zorlar kolay olsun, şerler hayır olsun, dünyanız ve ahiretiniz afiyet üzere olsun.

 

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.