Okur Postası

Sahiller kimin?

Gazetemiz okurlarından Süleyman Alp 'Sahiller kimin?' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Sahiller kimin?
-

Yaz ayları geldiği zaman sahillerde hummalı bir çalışma ve rant kavgası başlar. Kimi elindeki eskimiş paslı semaverlerle, araçlarıyla sahile yanaşanlara çay satma derdinde, kimi sahile giden vatandaşa şezlong, şemsiye satma derdinde. Kimi bulduğu hemen her sahil arsasına hemencecik otel, rezidans, villa kent, özel plaj kurma derdinde, kimi içki vs. satmak için bir satış yeri kapma peşinde.

Halkın ekonomik çıkmazda olduğunu ve bulduğu her fırsatı değerlendirmek için çabalamasını elbette anlıyorum. Ancak şunu da unutmamak gerek, sahiller tüm halkımızındır. Tıpkı Karadeniz’in en ücra dağ köyü veya İstanbul hepimizin olduğu gibi, İzmir, Muğla ve Antalya’da hepimizindir. Ancak şimdilerde, belediyeler veya başka birileri tarafından, birilerine peşkeş çekilmiş sahil şeridine, normal bir vatandaşın girmesi artık neredeyse imkânsız. Eskiden İstanbul sahil şeridinde çaycı, büfeci, kafeteryacı işgali olduğu gibi Ege ve Akdeniz sahil şeridi de aynı şekilde, bir işgal altında. İstanbul sahil şeridini emniyet eşliğinde bir haftada temizlemeyen belediye, sonunda şunu dedirtmişti, “isterseniz yapabiliyorsunuz.”

Şimdi aynı kararlılığı Ege ve Akdeniz sahil şeridinde ve İstanbul’da görmek istiyoruz. Benim vatandaşım ailesi ile birlikte sahile indiği zaman, elinde pis ve paslı çaydanlığı ile saçı sakalı karışmış birinin, “Abi, çay alır mısın” demesini artık “zabıta ve polisin engellemesi” gerekir. Çünkü vatandaş da çok iyi biliyor ki, orada o çayı alıp parasını vermezse, arabasına hasar verilecek ya da kavga çıkacak ya da en büyük terbiyesizlikle çaycı adam, size “buradan çık git” diyecek. Onun için vatandaşım istemeye istemeye o çayı alıp içmeye ve boğazından geçirmeye çalışıyor ve buna dur diyecek hiç kimse de bulunmuyor.

Ege ve Akdeniz sahil şeridi ise çok daha vahim. Buralar tamamen parsellenmiş bir durumda ve oteller, özel plajlar, özel işletmeciler, restoranlar arasında paylaşılmış. Bunlardan fırsat bulup denizi göreceğiniz küçük bir aralığa da birileri rezidans veya villa kent yapmış, sahili kapatmışlar. Dolayısı ile turizm adı altında birileri haksız zenginleşirken, ötekinin en doğal hakkı olan özgürce gezme, dolaşma hakkı elinden alınmış oluyor. Orman arazilerinin paylaşılması, kamping, termal veya tatil köyü adı altında parsellenmesi de ayrı bir içler acısı durum.

Bu konularda “Turizm Bakanlığı” bütün tepkilere göğüs gererek gerekeni yapmalı ve tüm ormanlık alanları ve sahil şeridini, üzerinde ne olursa olsun halkın kullanımına açmalı. Bu ülkeyi kanımızla, dişimizle, tırnağımızla nasıl hep birlikte savunuyorsak, ülkenin güzel yerlerini de hep birlikte rahatlıkla gezebilmeliyiz. “Kötü günde benim halkım savaşıp şehit olsun, iyi günde sen sefasını sür, öyle mi? Yok öyle yağma Hasan böreği.”

Şezlong, sahil şeridi mafyası, çaycı, restorancı, balıkçı, dağ orman ve arsa arazi mafyasından sonra rezidans, villa kent, müteahhit ve otelci mafyası ülkenin her yanını sarmış durumda. Bunlara da bir şekilde müsaade ediliyor ve bu adamlara hiçbir şey olmuyor, üstelik zenginliklerine zenginlik katarak hızla büyüyorlar. Buraların sahipliği ihalelerle belirlenmeli ve ihaleler kıyak çekilmeksizin ve aldıkları ihale bedelleri ile birlikte belediye binaları ve işletmecilerin duvarlarında, şeffaf bir şekilde asılı bulunmalıdır. Firma, 10 dönümlük bir Ege sahil şeridini ihaleye girip aylık 5.000 TL’ye almışsa, elbette ki bunu rakamı gizleme gereği duyacaktır. Tıpkı Bakırköy meydanda sadece 300 TL dükkan kirası ödeyen ve vakıflara çökmüş kimi esnaf gibi. 

Lahmacunun adetinin 75 TL olduğu, suyun şişesinin 30 TL olduğu sahil şeritlerimize şu tabelayı asmak gerek, “Sadece aptallar girebilir.” Çünkü bir bardak suya 30 TL ödemek zenginlik alameti değil, sadece aptallığın göstergesidir. Ancak buna müsaade eden belediyeler, zabıta güçleri ve Turizm Bakanlığı ise niçin hâlâ uyuyor, merak ediyorum. Geçen ay, yayınlanan bir medya bildirisi vardı ama ne kadar işe yaradığı ve bu müesseselerin ne kadar denetlendiği çok tartışılır.

Elbette ki, işini doğru yapan ve sahili kapatmadan ve sahilin 5-10 metre gerisine tesisini kuran, halkın gezip dolaşmasına müsaade eden ve gerçekçi fiyatlarla, dürüst ve temiz hizmet veren işletmeler de gördüm. Sahil ve kıyı şeridi koruma kanunun gereği gibi uygulanması ve hatta daha da sertleştirilmesi herkes için kaçınılmaz bir gerçekliktir. Ancak inanın ki bunlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar.  Ayrıca makul mantıklı fiyatlarla hizmet vermeleri de denetlenmeli. Gece alemlerinin sahtekâr ve aklı sıra mafyamatik takılan birçok işsiz güçsüz adamı, şimdi sahil şeridinde eski kabadayılıklarını sürdürmeye devam ediyor. Tek başınıza veya eşinizle gittiğiniz herhangi bir mekânda, sorun yaşamamak adına “Allah belasını versin” deyip, size verilen fahiş hesabı ödüyorsunuz.

Ülke adalet ve hukuk devleti olduğuna göre, adalet ve hukuk mekanizmaları işlemeli ve yurdun her bir yanı, halkın eşit kullanımına açılmalıdır. Şimdi soruyorum, sahiller kimin? Halkın eşit kullanımına açılmalı mı, yoksa belediyelerin inisiyatifinde birilerine hediye edilmeye devam mı edilmeli?

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.