İSLAM

Şimdi umre zamanı

Hac ve umre aynı zamanda bir ahlak eğitimidir. Pintilik yapmamanın, cömert olmanın öneminin kat kat daha arttığı yerlerden birisi hac yolculuğudur. Bu sebeple eğer imkânı varsa hac yolcusunun harçlığını bol alması, muhtaçlara, yol arkadaşlarına hep ikramda bulunması ama israf sayılan harcamalardan kaçınması gerekir. Hayırda israf olmaz, israfta da hayır olmaz. İsraf yapmadıktan sonra hac yolundaki harcamalarından ferahlık duyması, içinin daralmaması gerekir.

Şimdi umre zamanı
-

Yolculuklar ve özellikle de hac ve umre yolculukları ahlaklı olabilmek için insanın nefsiyle ve şeytanı ile kıyasıya mücadele etmesi gereken zamanlardır. Güzel ahlak başkasına eziyet vermemek değil, arkadaşlarından ve komşularından gelecek eziyetlere tahammül edebilmektir. Hac nasıl sabır ise, umre de öyle.

Gidenler bilirler, özellikle hac ve umre yolculuklarında sanki insanın arkadaşlarına sataşması için özel şeytanlar görevlendirilir. Belki bu sebeple Allah (c.c) “Hacda çirkin sözler söyleme, sövüp sayma ve tartışma olmaz” buyurmuştur. Aslında bunlar hac dışında da olmaması gereken şeylerdir, ama özellikle hac için zikredilmesi anlamlıdır. Bu manada;

Hacda keyif ve konfor aramak hoş olmadığı gibi umrede de rehavete kapılmayalım.

Hacının keyif yapmaya zaman bulamamasıdır. Bu açıdan beş yıldızlı otellerde, Zemzem Tower’da hac yapmak ruhu çıkarılmış bir hac olsa gerektir. İnsan zengin olabilir ama orası ihramıyla dahi imaj arama yeri değil, tevazu eğitimi yeridir, aciz bir kul olduğunu gösterme yeridir. Umrenin de Haccın bir talim yeridir. Hacc hazırlığı gibidir. Kur’ası çıkmayanları teselli eder, yarınlara hazırlar. Üzülenin üzüntüsünü giderir, ümit tazelettirir.

Duanın Ramazanla özel ilişkisi var

Medine-i Münevvere’yi, Nurlu şehri ve Resulüllah’ın mübarek kabirlerini ziyaret ederek Allah’ın bütün bu güzellikleri bize öğrettirdiği elçisine vefa borcunu ödemiş olmayı düşünür. Onun yolunda olduğu, bu yoldan ayrılmamayı, arkadaşlarının onu canları ve malları pahasına korudukları gibi, onun sünnetini koruyacağı bilincini tazeler, bunun sözünü vermiş olur. Allah’ın şu vaadini hatırlar: “Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah’tan mağfiret isteselerdi, Peygamber de onlar için mağfiret isteseydi, kesin Allah’ı Tevvâb/tövbeleri çokça kabul eden, Rahîm/çok merhametli bulurlardı”. (Nisa 4/64). Kabri şerifi bu ümitle ziyaret eder ve artık kalan hayatında istikametten ayrılmamaya çalışır.

Ramazanla tam alakalı olması sebebiyle duanın ruhuna dair bir şeyler yazmak.

Allah (c.c) Bakara Suresinde orucun farz kılındığını ve Ramazan ayının önemini, Kur’an-ı Kerim’in onda indirilmiş olmasından aldığını beyan ettikten sonra şöyle buyurur:

Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana inansınlar ki, doğru yolda olabilsinler” (Bakara 2/186).

Ayet-i kerimenin bağlamı gösteriyor ki, duanın Ramazanla özel bir ilişkisi vardır. Bu sebeple Ramazanda yapılan dualar kabule çok daha yakındır.

Ramazanın her gecesinde ve özellikle de son on günü gecelerinde ihlasla ve bilinçle tekrarlanan bir duanın reddedilmesi düşünülemez. Yeter ki, hayırlı bir şey istenmiş olsun. Çünkü böyle bir duanın Kadir Gecesine denk gelme ihtimali yüzde yüze yakındır.

Bu ayette Allah (c.c), dua edenin duasına mutlaka icabet edeceğini söylüyor. İcabet etme, cevap verme, gereğini yapma demektir. Yani icabet, dua edenin istediği şeyin her zaman tam istediği gibi verilmesi anlamına gelmez. Ama duaya mutlaka bir cevap verileceğini, takdim edilen bir dilekçe gibi işleme konup gereğinin kesin yapılacağını anlatır.

Hacılar ve umreciler Allah’ın elçisidir

Hakkı verilerek yapılan umre, mümine basiret ve firaset kazandıracaktır. Bu sayede Allah’ın nuruyla bakacak, şuurlu bir Müslüman olmanın daha dünyada hazzını yaşarken, ahiretini de mamur etmiş olacaktır. Peygamber Efendimiz, gidenleri gidemeyenlerin temsilcisi/elçisi saymış, onların bu halini şöyle beyan buyurmuştur:

Hacılar ve Umreciler Allah’ın elçileridir. Onlar dua ettiklerinde duaları kabul edilir, mağfiret istediklerinde onlar bağışlanılır.

Hac, kavuşmak için terk etmektir. Kimin gibi? Peygamber Efendimiz gibi... Hayatının elli üç senelik kısmını Mekke’de geçirmiş; kırk yıl boyunca herkes ondan razı ve memnun olmuş; kiminle komşuluk yapmışsa, kiminle hısım ve akraba olmuşsa, kiminle ticaret ve yol arkadaşı olmuşsa herkes razı, herkes memnun. Ama bir gün La ilahe illallah demeye başlayınca, dostlar düşman olmuş, en yakın akrabaları O’na karşı durmuş ve on üç yılın sonunda, Yesrib’e/Medine’ye hicret etmek zorunda bırakılmıştı.

Aziz dostu Hz. Ebû Bekir ile Sevr mağarasında üç gün üç gece kaldıktan sonra, Yesrib’e doğru yola koyulduklarında, Efendimiz yaşlı gözlerle binlerce hatırası olan Mekke’ye bakmış ve şöyle demişti: “Benim için şehirlerin en sevimlisi sensin, eğer kavmim beni çıkarmasaydı senden ayrılmazdım” dediği belde. Allah’ın “beled-i emin” diye nitelediği şehir. Hz İbrahim’in duasıyla korkulardan emin kıldığı, o gün bu gündür dünyanın her çeşit meyvesini celb ettiği, bütün yorulmalarına rağmen insanların kalplerinin aşk gibi takılı kaldığı ve tekrar tekrar gelmek istedikleri belde.

Yürekleri yakan bu sözlerden sonra, Efendimiz bir gün Mekke’ye yeniden kavuşacağını da beyan ediyordu. O da, dönmemek üzere değil, kavuşmak üzere Mekke’yi, Kâbe’yi terk ediyordu.

Sahabe hanımları içerisinde istinaî bir yere sahip olan Esma bint Yezid’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifi naklederken Esma validemiz diyor ki:

“Efendimiz bir vakit namazını kıldırdıktan sonra yüzünü cemaate döndü. Biz anladık ki, bize bir şeyler anlatacak. Çünkü Efendimiz’in söyleyecek sözü olduğu zaman cemaate dönerdi, yoksa namazı bitirir bitirmez ya kendi halinde tesbihatını yapar, ya tefekkürünü yapar; ya da hücresine/odasına çekilirdi. O, mübarek yüzünü sahabeye dönünce, sahabe heyecanlanır; nelerin o kutlu lisandan süzülüp geleceğinin merakı ile başlarında bir kuş varmışçasına bir hassasiyet ile beklerlerdi. O anda Allah Resulü buyurdular ki: ‘Elâ ühbirü küm bi-hiyari küm/ Size en hayırlılarınızın kim olduğunu haber vereyim mi? Sahabe büyük bir dikkat ile: ‹Bela Ya Resulullah’./ Evet, Ey Allah’ın Resulü’ dediler. Efendimiz buyurdular ki: ‘Sizin en hayırlınız, görüldükleri zaman aziz ve celil olan Allah’ı hatırlatanınızdır.

Maddi-manevi nimetleri hatırlatır

Hac veya Umre, farkında olmadığımız maddi-manevi nimetleri hatırlamamıza sebep oluyor. İnsan olarak yaratılmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu, imanın değer ve kıymetinin ne kadar ulvî olduğunu, Ümmet-i Muhammed gibi büyük bir aileye mensup olmanın ne kadar büyük bir saadet olduğunu, görmediği tanımadığı halde ne kadar çok kardeşi olduğunu, günün beş vaktinde namaz kılmasını isteyen Rabbinin neden böyle bir sorumluluğu kendisine yüklediğini anlayıp amel etme imkânına kavuşacaktır.

Umre ona, insanlığını, acziyetini, kulluğunu hatırlatırken; iman ile elde edeceği izzeti, celadeti, şecaati, kuvveti, metaneti, sabrı, azmi ve iradeyi de hatırlatacaktır. Hac, bir müminin olmazsa olmazı olan ‘istikamet üzere kulluk yolunda savrulmadan yürüme’yi de öğretecektir. Ne varlıkta, ne darlıkta, ne sevinçte, ne üzüntüde duruşunu değiştirmeyecek, her daim imanın başını dik tutup, onunla yücelip yükselecektir.

Hac ve umre hatırlamak ve hatırlatmak içindir

Hatırlatmak için hatırlamak şarttır. Kendisi hatırlamayan, hakikati unutan, sorumluluklarını yerine getirmeyen biri, nasıl başkalarına Hakk’ı hatırlatabilir?

İşte Hac veya Umre hatırlamak ve hatırlatmak için en büyük fırsatlardan biridir. O topraklara ayak basan iman adına bir şeyler taşıyanlar, orada kendine, özüne dönecek, gidişiyle gelişi arasındaki farkı hissettirtecektir inşaallah…

Müslümanlar dünyanın her yanından Kâbe’ye dönerek namaz kılarlar. Ve namaz vakitleri doğudan batıya doğru güneşin seyrine göre ilerler. Dolayısıyla dünyanın her yerinde dairevi olarak her an namaz kılınır. Biri bitirirken diğeri başlar ve o bitirirken de sonraki. Eğer bu harekete uzaydan bakma şansınız olsa an be an değişen namaz kılışların, resimlerin peş peşe gelmesiyle hareketli görünmeleri gibi dünya ölçeğinde bir tavafın yapılmakta olduğunu görürsünüz.

Dua kulun Rabbiyle iletişimidir, karşılıklı konuşmalarıdır, O’nu unutmadığının, saydığının göstergesidir. Kul, Rabbini unutmadığı sürece Rabbi de onu unutmaz. O’nun unutması, kişiyi nefsiyle baş başa bırakmasıdır. Bu yönüyle dua aynı zamanda zikirdir. Allah kendisinin çokça zikredilmesini ister. Zikir kalbin hatırlaması ve gerekiyorsa dilin bunu ikrar etmesidir. İnsana Rabbini unutturup dünyaya daldıran şey gaflettir. İnsanın mayasında unutma vardır. Âdem unuttu ve hata yaptı. Hatta ‘insan’ kelimesinin unutma anlamındaki ‘nisyan’dan geldiği söylenir. Dua eden gerçekten Allah’ı düşünerek, ne dediğinin farkında olarak dua ediyorsa o anda Allah’ı kalpten ve çok yakından duyuyor, hissediyor ve O’nu zikrediyor demektir. Bu sebeple ‘dua ibadetin beynidir, özüdür’ buyurulmuştur. Yani dua safi ve süzme bir ibadettir.

Resulüllah’ın bir mecliste Allah’tan yetmiş defa, yüz defa, bin defa mağfiret istediği olurdu. Bu da Allah’ı çokça zikretmenin güzel bir örneğidir.

Dua kulun kendi haddini bilip Allah’a iltica etmesidir. Dolayısıyla Allah’ın yüceliğini, O’nun her şeye kadir olduğunu, kendisinin ise O’nun desteği olmadan hiçbir şey yapamayacağını, aciz ve güçsüz olduğunu itiraf etmesidir. Zaten Allah (cc), ‘Ben cinni de insi de sadece bana ibadet etsinler, beni tanısınlar diye yarattım’ buyurur.

Dua sadece zikir değildir, aynı zamanda fikirdir ve şükürdür. Çünkü dua ile kul, Allah’ı tefekkür etmiş, nimetlerin O’ndan olduğunu itiraf ederek O’na şükretmiş olur. Fikretmek, yani tefekkür edip düşünmek ve şükretmek de birer ibadettir. Çünkü bunların her biri Kur’an-ı Kerim’de kuldan defalarca istenmiştir.

Nice beş vakit namazını kılıp orucunu tutanlar vardır ki, dua etmeye erinirler, dua etmek içlerinden gelmez. Bu durum bile ibadetlerin bilinçsiz ve ruhsuz yapıldığının belirtisidir.

İnsanlık oraya niçin çağrılmaktadır?

Hem imar ve inşa olmaya, hem de imar ve inşa etmeye çağrılmaktadır. İbadethaneler insanla mamur olur, insan ise ibadetle tamir olur. Tamir olmadan, mamur etmek ne mümkün? Kâbe ile ziyaretçisi arasında, işte böyle çift boyutlu bir ilişki vardır.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.