Medya

Sinema da bir beka meselesidir!

Sinema alanının boş bırakılamayacak kadar bir milletin geleceğini ilgilendirdiğini söyleyen milli filmlerin Usta Yönetmeni Mesut Uçakan, “Sinema da bir bakıma beka meselesidir. Devlet politikaları sektöre yön vermeli. Bu alanı hepten ahlâksız diye dışlayamayız. Siz ahlâklı yapımları, filmleri, dizileri çoğaltacaksınız ki, diğerleri de zaten size uyacaktır” diyor.

Sinema da bir beka meselesidir!
-

Yıllardır sinema alanında önemli bir direniş sergileyen bir adam Mesut Uçakan... Müslümanların mutlaka olması gerektiğine hepimizin inandığı bir alanda mücadele eden bir avuç insan var. Onlardan birisi olan Uçakan, uzun yıllardan beri değerlerimize uygun üretimde bulunmak için adeta çırpınıyor. 40 yılı devirdiği sanat hayatına baktığımızda hep bir savaş içerisinde olduğunu görüyoruz. Aslında bu savaş ümmetin sinemada var olma savaşının tâ kendisi. Bugün bir anlamda vefamızı göstermek hem de değerli görüşlerini paylaşmak amacıyla sinema mücahidi Usta Yönetmen Sayın Mesut Uçakan ile Yeni Akit okuyucuları için buluştuk ve önemli meseleleri konuştuk..

-Kamera merakınız nasıl başladı?

Gençlik çağına evrilirken önce şiir ve roman tutkusu sardı içimizi. Ardından yüksek tahsil için İstanbul’a geliş ve 1970’lerde MTTB Sinema Kulübü’nde sinema tutkunu bir avuç arkadaşla tanışmalarım… Sonra sinema yazarlığı, reji asistanlığı derken senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık…

O sinemanın her alanında

-Sinemaya dair neler söylersiniz?

Sinemayı salt kapalı salonlarda oynayan filmlerle sınırlamayıp, diziyi, belgeseli, reklamı, cümle görsel anlatımları içine alan bir sanat olarak ele alırsak, toplumu manipüle eden ya da önünü açan tartışılmaz bir güç olduğunu görürüz. Dijital teknoloji bu gücün çok daha karşı konulmaz bir yere taşıdı denebilir. Bu sinemanın toplumsal plandaki fotoğrafı. Bir de sinemanın metafizik fotoğrafı var: Bir hayale hayat verişinden, hayatı hayale dönüştürücü gücüne kadar uzanan derinliği ile bakacak olursak dudaklarımız uçuklar. Bu ayrı ve uzun bir fasıl tabii. 

-Sinema ve edebiyat ilişkisi hakkında neler söylersiniz?

Sektörde ilk sinema yazım sinema edebiyat üzerine idi. Necip Fazıl Kısakürek’ten, Necati Cumalı’dan, Faik Baysal’dan, Üstün İnanç’tan, Hasan Nail Canat’tan sinemaya uyarlamalar yaptım. Kuşkusuz, edebiyat sinema için büyük bir kaynak. Ancak bir edebiyat eseri, filme dönüştüğü zaman kesinlikle artık o başka bir şeydir, başka bir tattır, başka bir dildir, başka bir insandır. Ona yeni şeklini veren de senarist ve yönetmendir. Dolayısıyla o eser artık o yazarın değil, senarist ve yönetmenindir. Bir edebiyat eseri yönetmenin elinde ancak bir malzemedir. Bir edebiyatçı senaryo dilini öğrenir; oturur eserini senaryosunu kendisi yazar, ona lafım yok. Ama bu işi öğrenmeden senaryo yazmaya kalkışan ya da senariste yönetmene tafra satan edebiyatçılar hep gülünç kalmışlardır.

-Bir kartel var malum olan. Bunu izleyici olarak kırabilir miyiz yoksa devletin bir yaptırımı mı gerekir?

Halkın, fikir ve estetik planda bir konuda bir konsensüs oluşturması o kadar kolay değil. Bu kartel bizi sömürüyor, onun sinemasına ve filmine gitmeyeceğim diye toplu bir irade gösterecek halk var mı sizce? Ne yazık ki bizim halkımız fikir ve estetik planda paramparça edilmiş bir halktır. Bu yüzden çoğu zaman devlet erki devreye girmek zorundadır.

Devlet sinemaya sahip çıksın

-Pekiyi yeni çıkan sinema yasası beklentilerimizi karşılayacak mı?

Yasanın şimdilik sektöre büyük kolaylıklar getirdiği ve pek çok sorunu hallettiği muhakkak. Ama yeterli mi? Bu her zaman tartışılır. En azından benim açımdan eleştirilecek yönü şu: Sanat filmlerinin dağıtımı konusunda yeni tedbirler getirilebilirdi.

-AK Parti Hükümetinden bundan sonra özellikle 2023 yolunda sinemaya dair hangi atılımları beklersiniz?

Tarihimizi, inancımızı, aile yapımızı, milli değerlerimizi anlatan filmleri destekleyen, finanse eden, dağıtımını kolaylaştıran özel fonlar oluşturulmalı, oluşturulması için formüller düşünülmeli. Asıl beka meselelerinden biri budur bence. Ama bunu yaparken solcuların sesini nasıl kısar bilemiyorum. Bu siyasetin işi. Bu ülkede solcular da var. Sinema da bir beka meselesidir.

-İzleyicinin çoğalması için devlet nasıl bir politika uygulamalı?

Sinema izleyicisi önceki dönemlere bakarak ciddi şekilde çoğaldı. Bunda devletin çok fazla dahli yok. Çünkü çok iş yapan filmlere bakıyorsunuz sulu sepken işler. Çoğu devletten destek bile almamış özel çabalar. Devletten destek alanlar daha çok entel filmler, sanat filmleri, akademik filmler. Onlar da iş yapmıyor. Devlet, bu sulu sepkenliği artırmak yerine bu filmlerin önünü açsa daha iyi eder. Gişe filmlerini yadsımıyorum, sektör onlar sayesinde var, tamam onların da önünü açsın, sinemadaki mısır sorunlarını çözsün ama sözünü ettiğim konuyu da ihmal etmesin. Sadece para desteğiyle iş bitmez. Sanatsal filmlerin dağıtım sorunları da çözülmeli. 

-Abone sayısı dünya genelinde yüzlerce milyona ulaşan Netflix ve benzeri dijital yayın platformları, sinemaya darbe vurur mu?

Teknoloji kendi yolunu buluyor. Çok ileri dönemlerde dağıtım mekanizması elbette farklı şekillere bürünecek. Geleceğin neler ne getireceğini tam görmemiz zor. Her şey daha çok bireyselleşecek. Özelikle sinemada holografik gösterimler olacak gibi. Gösterimin şekli bile değişecek. Kapalı salonlarda film seyretme keyfi uzun müddet kaybolmaz ama zamanla nostaljiye dönüşür.

Ahlâksız dizileri ahlâklı filmlerle yola getirirsiniz

-Türk dizilerinin yurtdışında rağbet görmesi ballandırılarak anlatılıyor. Fakat çoğunda ahlâksızlık diz boyu. Bu handikap hakkında ne dersiniz?

Hepsini bir kefeye koyamayız ama genelde halkımızın böyle haklı bir şikayeti var. Demokratik bir ortamdayız. Tek söylenecek şey bol bol ahlâklı filmler, diziler çekmek olabilir. Ayrıca bu filmlere “iş yaptırmak” da önemli. Bu başarılırsa sinemalar ve televizyonların çoğu ahlâklı filmlere yönelir. Ama doğrusu bu konu biraz netameli. Çünkü, halihazırda biz öyle ahlâklıyız ki, nedense hep o ahlâksız dediğimiz filmler ve diziler iş yapıyor!

-Değerlerimizin sinemada hakkıyla işleneceği günler sizce yakın mı?

Değerlerimiz sinemada ve televizyonlarda işleniyor. Bunun çok örnekleri var, giderek de çoğalıyor. En azından TRT’nin yaptıklarını, Bir Diriliş’i, bir Payitaht’ı, Bir Yunus Emre’yi, Bir Sett-ül Bahir’i, bir Sevda Kuşun Kanadında’yı, bir Yedi Güzel Adam’ı… daha niceleri görmemek büyük haksızlık olur. Keza sinemada da öyle. Sağduyu sahibi, milli hassasiyete sahip yönetmenlerin ve filmlerimiz azımsanmayacak kadar var. Yeterli mi? Değil tabii.

-Millet olarak çok önemli değer ve hikayelerimiz var. Bunları neden sinemaya aktaramıyoruz?

Elbette böyle hikayemiz var. Ve çok var. O çokluk karşısında yapılan filmler diziler yeterli gelmiyor bize. Daha çok üretmek lazım. Bu da olacak inşallah.  Türkiye artık eskisi gibi değil.

-Ülkemizde sağ camia sinemada neden istenilen yere gelemedi?

Sinemada milli ve dini hassasiyete karşı uzun yıllar oluşmuş sektörel ve kültürel hegemonya var. Nihayet sinema bir eğlence dünyası. Nefsi haller üzerine kurulu bir sektör. En çok iş yapan filmlere bakın anlarsınız. Sağ camia sinemaya aktaracak gerçek sermaye bulamıyor. Bulanlar da gişede milyonları yakalayacak formüller, konular, anlatımlar, pazarlamalar üretemiyor. Sanırım sorunun özü bu. 

-Filmlerde oynatılacak isimlerin yetiştirilmesi için neler yapılmalı?

Bol bol sağduyulu film çekmeli, devasa bir göl oluşturulmalı ve sözünü ettiğiniz isimleri, yüzme öğrenmeleri için o göle atmalı.

-Ülkemizde son zamanlarda çok sayıda kısa film yarışmaları düzenlenmeye başladı. Bu iyiye işaret mi?

Evet... Palyatif de olsa iyi gelişme. Kısa filmin geleceği büyük. Üstelik yeni nesli heyecanlandırıyor, besliyor, öğretiyor, ufuk açıyor. Film ve dizilere kaynaklık ediyor. 

-Son olarak genç yönetmenlerden kimleri başarılı buluyorsunuz?

Mustafa Kara, Mahmut Fazıl Coşkun, Atalay Taşdiken, Emre Konuk, Ensar Altay, Mustafa Karadeniz... Şu an aklıma gelenler bunlar. Daha çok var. Sinemada son derece yetenekli bir nesil geliyor ve bu beni çok sevindiriyor.

Bizimkisi İslâmî değil Millî Sinema

-Sizi görünce aklıma merhum Yücel Çakmaklı geliyor. Çakmaklı, İslami camiaya nasıl bir ufuk kazandırdı?

İslamî Sinema diye bir şey yok. Yücel Ağabey de hiçbir zaman öyle bir kavram kullanmadı. Milli Sinema derdi hep. Maksadı, İslamî hassasiyete kapı aralamaktı, bunu başardı. İslamî sinema kavramı tehlikeli bir kavram. Çarpık bir ortamda, çarpık yetişmiş bir ekiple, çarpık bir bütçeyle çekilmiş, bir yığın çarpıklıklarla dolu filmlerin hangisine İslamî film diyebiliriz ki! İslamî sinema, rejime dönük kavramlarla birlikte değerlendirilmesi gereken bir operasyon. Eh işte, içinde bulunduğumuz çarpık ortamda Milli Sinema, Beyaz Sinema, İrfanî Sinema gibi tabirleri tırtıklayarak yaptıklarımıza biraz değer katabiliriz o kadar.

Yeni Akit Gazetesi

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.