Okur Postası

Siyâseti yalan üzerine kuran müfsitler!

Gazetemiz okurlarından Kubilay Ertekin, "Siyâseti yalan üzerine kuran müfsitler!" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Siyâseti yalan üzerine kuran müfsitler!
-

Kubilay Ertekin/Kuşadası

Yalan, onursuzluk ve hayâsızlık alâmetidir. O yüzden yalancıların ilk hedefi, iman ve  hayâ duygularına sâhip olan insanlara saldırmaktır... Çünkü “Yalanla İman bir arada durmaz” kuralı vardır. Pekiyi kim bunlar!? Şer cephesine destek veren, onlara yardım ve yataklık yapan inanç ve millî irâde düşmanı olan hâin ve rezillerdir. Bilindiği üzere yalanın da hayâsızlık ve iffetsizlik gibi çok değişik yönleri vardır. Fikrî, fiilî, kavlî olanların yanında cehrîsi ve hafîsi-gizlisi açığı, dolaylı ve doğrudan olduğu gibi ideolojik ve siyâsî yalanlar vardır… Bunu da en iyi becerenler, inanç ve millî irâde düşmanı sol ideoloji müfsitleridir. İşte son seçimlerdeki değişiklikle tüm bu durumlar bütün çirkefliği ve iğrençliği ile ortaya çıkmış durumdadır. “Söz verilenin tam tersini yapmak, ihtiyaç dışı araba şovlarında bulunmak” şeklindeki bir sürü madrabazlık, soytarılıklar ve şarlatanlıklarla söylenen yalanlar, bunlara birer örnektir…

Hazin ve acı olanı ise; bu yalancı ve inanç düşmanı zihniyetin kirli geçmişini, karanlık yüzünü çok iyi bilen ve zulümlerine mâruz kalan bir sürü angut da onların pembe yalanlarına inanıp fikrî, fiilî ve siyâsî destek vererek milletin başına belâ etmişler ve şimdi de hiç utanıp-sıkılmadan “Bizlere haksızlık ve zulüm yapılıyor, işimizden-aşımızdan olduk, mağduruz” diyerek destek verdikleri zâlimlerinin kapılarında salya-sümük ağlaşıyorlar. O yüzden atalar “Kişinin çektiği, yaptığının cezâsıdır” demişler. Mâhut zihniyetin bu millete olan husûmetini, onların aziz ve kutsal değerlerine ezelî ve ebedî düşmanlıklarını unutanlar bunun cezâsını çekiyorlar... Eğer insanlar muhâtap edindiği düşmanını tanımaz ve bilmezse, sonunda o düşmanın zulmüne mâruz kalması târihî bir gerçek ve  şaşmayan bir hakîkattir. İşte bugün bazı şehirlerde yaşanan olaylar bunun en çarpıcı örneği ve ibretlik bir sonucudur...

Aslında bozguncu ve fesat ehlinin tek başına öyle bir güce sâhip olma imkânı yoktu... Çünkü eskiden olduğu gibi destek aldıkları darbeci ve cuntacı zihniyetin etkisi kalmamıştı ve onlar şirret bir azınlıktan ibârettiler... Fakat dindar(!)görüntülerine rağmen maddeyi ön plana alan, mânâya önem vermeyen maddeperest birtakım harîs kimselerin, şahsî ve siyâsi kaprisleri, aşağılık duyguları ve hırslarının zebûnu olmaları ve onun tatmîni için, yıllarca kendilerini (rejim ve sistem düşmanlığı) ile itham eden siyâsi bir yapıya verdikleri destekle mevcut imkanlara sâhip olmuşlardır. Nitekim bu iğrenç olaylar, yakın geçmişteki seçim döneminde çok yoğun ve yaygın bir şekilde yaşandı…. Evet, gerçek Müslümanlar cuntacı ve darbeci zâlimlerin zulümlerinden ve tahkirlerinden, dışlayıp-fişlemelerinden, aşağılamalarından kurtulmuşlardı ama, bu sefer de darbeciler başta olmak üzere, tüm anarşist ve devlet-millet düşmanlarını bünyesinde barındıran tescilli ve bozguncu siyâsi bir oluşuma destek verme gaflet ve dalâletinde bulunan sözde Müslümanlar yüzünden benzer zulümlere milletçe mâruz kalınmıştır. İnsan(!) olarak bu vebal onlara yeter de artar bile… 

O yüzden “Zâlime yardım eden, zulmüne de ortak demektir” sözünün bizzat ve bil fiil yaşandığı dönemden geçmekteyiz. İşte şu anki durum aynen öyledir. Bunların hedefi ve ideolojilerinin temeli, hangi şartta olursa olsun din ve dindarlığa husûmettir. Onun için; ”Sizin de, inandığınız o ALLÂH’ınızın da belâsını versin!” (Tüm basından) şeklindeki sapkınlıkları, ferşe değil, arşa hırlamaları, (yeryüzündekileri bırakıp gökyüzüne ve Allâh’a saldırmaları) hep o habis zihniyetin bünyesinde mündemiçtir... Şu gerçeği aslâ unutmayın! Eğer Tayyip Erdoğan solcu birisi olup da o ideolojinin saçma düsturlarının çığırtkanlığını yapmış olsaydı inanın ona tapınırlardı. Ona inançlı olduğu ve halkın bu değerlerini savunduğu için düşmandırlar.

Garip olan şudur. Uzun yıllar mevcut iktidarla çalışan ve onlardan biri olup, devletin en  üst makam ve mevkilerinde görev yapan kimselerin, ülkenin kritik bir dönemden geçtiği iç ve dış düşmanların alabildiğine saldırdığı şu anda, basit ve sudan sebeplerle müthiş, müfrit-müzmin bir muhâlif kesilerek devlete ayak bağı olup düşmanın ekmeğine yağ sürmek, millî-mânevi değerlerin düşmanı olan bozguncu ve müfsitler tarafından olmak nasıl bir aymazlık ve zilletin sonucudur!? Anlamak zor. Sanırım şu ifâdeler o ve benzeri tiplerin karakter ve cibilliyetlerini en iyi şekilde târif etmektedir…

Garâibin şu da bir yönüdür ki insanlar. Arar hakîkati fakat aksi yönde yürür… Es kaza onunla, karşılaşırlarsa bir gün. Hakîkat onlara, onlar hakîkate tükürür”..  

İnsanların hakikatlere ve bilinen, yaşanan acı olaylara rağmen eski dostlarına bu kadar yabancı ve gerçeklere tükürecek kadar zillete düşmesi ve karşı safa, bozguncu kesime  yardımcı olacak kadar küçültücü bir şey olmaz. Bu da öylesi kimselere kapak olsun...

Ülkemizde ve bâzı kesimlerde yaygın bir kanaat ve yaşantı hâkimdir. Bidâyetten-baştan beri bu ülkede Müslümanlara; Laiklik-devrimler, çağdaşlık(!)adına korkunç ve iğrenç bir saldırı, tahkir-tezyif ve karalama kampanyası hüküm sürmektedir. Oysa bu kesimdekilerin pek çoğu DÎNE inanmadıklarını, dindar olmadıklarını açıkça itiraf etmekte ve üstelik de sürekli olarak dîne ve dindar kesime çok âdî ve alçakça saldırı, hakâret ve iftirâlarda bulunmaktadırlar. İslâm dîni “Hayâ ve îman“ üzere binâ edilmiştir. Dolayısı ile Hayâ ve îmânı olmayanlar; Yalan-iftirâ gibi en büyük günah olan cürüm ve cinâyeti işlemekten aslâ çekinmez ve çekinmiyorlar. Nitekim o zihniyetin siyâsi sözcülüğünü yapan müfsit ve bozguncu müptezel ile aynı ideolojide olanlar bunun bedelini kânun nazarında ödedikleri halde, aynı haltı yemekten, bu iğrençlik ve hayâsızlıktan vazgeçip, nedâmet duymamaktadırlar. Oysa hatâsını kabul etmekte bir erdemdir. Nitekim “Kişi noksânını bilmek kadar irfân olamaz” diye meşhur bir söz vardır… Ama herifler düşmanlığa odaklanmışlar ve karşı oldukları, kendi zihniyetinden olmayan herkesi-her şeyi düşman biliyorlar. Nitekim eğitimli ve kültürlü geçinen(!) Çapa Tıp Fak.’de Prof, olan ve o ideolojinin eseri bir şırfıntı müennes, Müslümanlara ve inanca olan kin ve nefretini şöyle ifâde ediyor. ”Bir uçurumun kenarında olsam ve kapalı bir kadın, beni kurtarmak için elini uzatsa, bu mürtecinin (!) elini tutmaktansa, uçuruma düşmeyi tercih ederim.” (Basından) İşte ülkemizde geçerli olan, yıllarca ölümüne mücâdele edilen ve kriptolara çalışan mâhut laisizmin, çağdaşlık ve devrimbazlık gibi değişik izimleri, ideolojileri savunan seviyesiz ve seciyesizlerin ülke halkına sağladığı(!) vatandaşlık ve insanlık anlayışı budur... Sonuç olarak ülkede ezana, Kur’ân’a, dîne-dindara, Allâh’a(CC) Peygambere (SAV) âdi ve alçakça saldıran soysuzların kökenlerine, çok iyi bakılması gerekir. Nitekim “Ermeni Evlatlıklar”, ”Anneannem bir Ermeniymiş”,  “Yahudi Türkler yâhut Sabetaycılar” isimli kitaplarla “Theodor Herzl’in Hâtıraları” ve Kâzım Karabekir’in ”Tosuncuklar” isimli eserinde sayısız Kriptonun-çift kimlikli Hıristiyanların, Siyonist ve sözde Müslüman(!) geçinen ve görünen bir sürü ülke ve din düşmanı olduğu yazılmaktadır. İşte bu ve benzeri eserleri okursanız meseleyi anlarsınız. O yüzden gerçek ve şuurlu kimsenin çok okuyup, çok düşünmeleri gerekir...

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.