Okur Postası

Taassupçuluk medeni olma yolunda büyük bir engel, sosyal bir vebadır

Gazetemiz okurlarından Ali Lale, "Taassupçuluk medeni olma yolunda büyük bir engel, sosyal bir vebadır" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Taassupçuluk medeni olma yolunda büyük bir engel, sosyal bir vebadır
-

Ali Lale

Taassubun önce kelime anlamına bakalım. Sözlükte ‘yakalamak’ kuşatmak, sarmak, bağlamak gibi anlamlarına geldiği gibi bunun yanında “kendi soyuna yardım etmek, körü körüne bağlanmak manasına gelmektedir. Asabiyetle eş değer kabul edilmektedir.

Ben oldum olalı taassubu ve taassupçuluğu sevmedim. Sosyal yapıyı bozan, hak hukuku yok sayan, toplumun medeni olma yolunda yaptığı çalışmalar karşısında büyük bir engel teşkil eden, sosyal bir vebadır. Orta da değişik taassupları şöyle sıralayabiliriz. Cemaat taassubu, örgüt taassubu, lider taassubu, akraba taassubu, menfaat taassubu ve daha sayılmayacak kadar siyasi ve sosyal gruplarda taassupluk vardır.

Taassupluk; davranışları rasyonel bakışla değil de kendi bağlı bulunduğu siyasi parti ve ya cemaat penceresinden bakılmaktadır. Bu toplumsal barışı baltaladığı gibi toplumsal ayrışmanın da nedeni olmaktadır. Siyasette ve cemaatler de taassup kendini net göstermektedir. Siyasette A partisi iyi bir yasa teklifi veya iyi bir proje veya iyi bir çalışma yaptığı zaman, diğer parti de bu çalışmanın iyi olduğunu bildiği halde iyi olmadığını rahatlıkla diyebiliyor, kendi söylediklerine kendisi inanmadığı halde toplumu inandırmaya çalışırlar, kendi mensuplarının da aynı şekilde düşünme mesajı vererek  bu tür davranışları tabanda yaygın hale getirmeye çalışırlar. Bir anlamda tabanını algı operasyonla yönetmeye çalışmaktadırlar. Tabanı da bunu taassup haline getirdiği için aynı şeyleri savunup durmaktadırlar. Taassup; toplumda meydana getirdiği tahribat, gerçeklerin duman altı olmasına sebebiyet vererek, hangisinin gerçek ve hangisinin yalan olduğu halk tarafından ayırt edilmemektedir. Bugün gelişmemiş toplumlarda daha da yaygındır. Örneğin yakın tarihimizde 15 Temmuz 2016’da yapılan işgal hareketine rahatlıkla tiyatro denilmekte ve siyasi anlayışa sahip herkes aynı şeyi söyleyebilmektedir. İşte böyle bir taassup bizi nereye kadar götürebilir.

Kısa vadeli parti faydası düşüncesiyle gerçeği yalan, yalanı da gerçek olarak topluma yansıtması, topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Uzun vadede topluma yapılan tahribatın onarımını da zor hale getirilmiştir. Taassubun olmadığı bir siyasi ortamda şeffaflık ve gerçekler konuşur. Bu da o toplumun doğruya güzele koşması demektir. Doğruya yol alması demektir. Yanı medeni olma ve gelişme yolunda büyük adımlar atılması demektir. Bugün İslam toplumunda gelişmeler ve ilerleme gerçekleşmiyorsa bunun sebebi taassupluktur. Çünkü olaylara Kur’an penceresinde bakılırsa doğru tek bir doğru olur ve herkes aynı doğruyu savunacağından toplumda birlik ve beraberliğin devamlılığı ve pekişmesi olacaktır. Bugün taassup aklı ve gerçekleri dışlayarak toplumu haksızlığa hukuksuzluğa ve karanlığa sürükleyen cehaletten kalma toplumsal bir hastalıktır. Taassup konusunda insanlar olaylar karşısında, kalıplaşmış davranışlar sergilemektedirler.

Örneğin benim kardeşim birisiyle tartıştığı veya kavga ettiği zaman araya girip de sorunu öğrenmiyorum taassupçuluktan dolayı kavgaya dahil olarak sorun üretiyorum. Çünkü kardeşimdir. Yanlış yapsa da haksız olsa da kardeşimdir. Anlayışıyla hareket ediyoruz. Bugün cahil toplumlarda neden hukuk kuralları işlemiyor, çünkü buralarda hukuktan haktan önce asabiyet veya taassup gelmektedir. Böyle toplumlarda sürü hukuku hüküm sürmektedir. Evs ve Hazreç kabileleri arasında İslamiyet’ten önce sürekli savaş durumu hakimdi. Fakat Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala ‘’Hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz bir birinize düşman idiniz de O (cc), kalplerinizi İslam’a ısındırıp birleştirmişti. Sizde O’nun bu nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken sizi oradan O, kurtarmıştı. (Al-i İmran 3-/103) O iki kabile Müslüman olmadan aralarında  bitmeyen bir savaş vardı. Müslüman olduktan sonra o bitmeyen kavgalar, bıçağın ipi kestiği gibi kesildi. Gönüller kin yerine sevgi aldı. İşte bu ayetten de anlaşılıyor ki asabiyet eşittir taassup cehalet dönemin kalıntısıdır. İslam’ın yaşadığı Hz. Muhammed(SAV) dönemi İslam’ın emirleri harfi harfine uygulandığı, Müslümanlar arasında kardeşlik bağları sevgi ve saygının zirveye ulaştığı bir dönemdi. Müslümanlar az bir kuvvetle dünyaya adaleti götürdüler. Nerede bir Müslüman eziyet ve zulme uğramışsa onları en kısa zamanda kurtarmışlardı. Bütün toplumlara adaleti götüren o günkü Müslümanlar, bugün ise İslam kuralları yerine asabiyet ve taassubun ön planda olduğu, birlik yerine parçalanmayı ön gördüğü bir dönemi yaşıyorlar.

Müslümanların bu perişan hali bundan kaynaklanmaktadır. Çünkü Müslümanlar tüm işlerinden Kur’an’ı ve Allah’ı hakem ve şahit kılmayarak, onun yerine onlar; cehaleti ve şeytanı hakem kıldılar. Bugün Müslüman ülkelerin tüm sistemlerinden asabiyet ve taassup hüküm sürmektedir. Ülkeleri bırak cemaatler arasında taassup hüküm sürmektedir. Cemaatlerin birbirine bakışı İslami pencereden değil, taassup penceresindendir.

Yoksa Allah bir, Kur’an bir, son Peygamber Hz. Muhammed (SAV) bir. Bu ayrılıkların sebebi nedir? Lütfen birisi cevap versin. Çünkü kimse doğru bir cevap veremez işkembeden atacaklar. Müslümanların bu perişanlığı, haysiyetlerinin ayaklar altından sürülmesi tek nedeni asabiyet eşittir, taassuptur.

Din yerine üzülerek ifade edeyim ki bunlar yer almıştır. Farz edin ki ben bir gazetede ya da bir partide ya da başka bir oluşumun içinde bulunuyorum.

O oluşumun yanlışlarını ve doğrularına aynı seviyede sahip çıkmaktayız. Bu da gösteriyor ki İslam’dan önceki cahiliye döneminin tüm hasletlerine sahip olmaya başladık.

Ölçümüz hak ve hukuk olmadıkça kabile ve aşiret hukukunu aşmadıkça; Allah’ın emirlerini de kendimize prensip etmedikçe biz Müslümanlar olarak cehalet hasletlerinden kurtulamayız. Birlik değil sürekli ayrılıklar, kin ve nefret bize hakim olacaktır. Düşmanların sürekli oyuncağı olacağız.

İnsanlığın ve Müslümanların tek kurtuluş Evs ve Hazreç kabilelerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra 100 yıldan fazla süren ve binlerce ölü arkasında bırakarak o kin, nefret ve öfkeden nasıl kurtulduysa İslam toplumun dirilişi de taassup ve asabiyetten kurtulup Kur’an ve hadisten dirilişiyle o iki kabile gibi kurtuluşa ereceklerdir.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.