Okur Postası

Toplumsal bir yara olarak dilencilik ve çözüm yolları

Gazetemiz okurlarından Ahmet Berber, "Toplumsal bir yara olarak dilencilik ve çözüm yolları" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Toplumsal bir yara olarak dilencilik ve çözüm yolları
-

Ahmet Berber

Dilencilik tarihin her döneminde var olmuş, hiçbir dönemde çözümü bulunamamış, toplumu kemiren, maneviyatını çürüten, merhamet duygularını sömüren bir hastalık olarak günümüzde de geçerliliğini artırarak sürdüre gelmiştir. Günümüzde dilencilik bazen bir köşe başında kucağında ‘hiç hareket etmeyen’ bir çocuklu kadın. Bazen yol kesip çok kibar ve aciz dil dökmelerle ekmek parası isteyen ama lokantaya götürüp dilediğini ye dendiğinde sadece tatlı yiyen bir bay ya da bayan, kavşakta para isteyen Suriyeliler ya da Suriyeli olduğunu söyleyen romanlar, aynı elden çıkma yazılı kâğıtlarla dolaşan Suriyeliler vs. olarak karşımıza çıkmaktadır. (Bazen de kâğıt satan, cam silen...)

Biz de insanlığımızın Müslümanlığımızın gereği olarak acıyor ve toplum olarak veriyor, veriyor ve veriyoruz. Bu verdiğimiz paralar nereye gidiyor diye hiç sorguladığımız incelediğimiz yok. Sadece veriyoruz. Sanki biz sadece vermek üzere programlanmışız.

Oysa ki sadaka bizim dinimizin gereğidir. Onu sokakta çar-çur etmeyip ihtiyacı olanlara vermeliyiz. Gelin biz bu konudaki hükme kulak verelim. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v), “Elinde bir günlük yiyeceği olan kişinin dilenmesi haramdır”. Şimdi durum böyle iken bu dilenenler haram işlemiyor mu? Soru bir. Biz de para vererek o mümin kardeşimizin harama girmesine vesile olmuyor muyuz? Soru iki.

Bu soruları herhangi bir sübjektif ölçüye sapmadan objektif bir şekilde cevaplandırdığımızda şunu görüyoruz;

1) Evet hadisteki ölçüye uyan dilenci hiç yok dolayısıyla hata ediyoruz. Bir düşündüğümüz zaman akıl almayacak paralar dönüyor burada, vermemek lazım.

2) Bu dilencilere para vermekle onları getirip oralara bırakan, insanlıktan nasibini alamamış mafya bozuntularını toplum olarak finanse ediyoruz. 

3) Düşünsenize her kadının elinde bir bebek ama ne hikmetse hiç hareket etmez. Çünkü o bebekler uyuşturulur ve o kadının eline verilir. Yetişkinlik çağı gelmeden de birçoğu ölür. Ölmezse bile o bebekten topluma ne fayda gelir düşünmek lazım.

4) Bunların çok para kazandığını gören diğer insanların da dilenciliğe meyletmesini sağlıyoruz.

5) Bu sektörde dönen para ile çok faydalı işler yapılabilecekken verdiğimiz paralarla karanlık işleri döndürüyoruz.

6) Daha burada sayamayacağımız, saymaya gerek olmayan bir sürü olumsuzluğu da verdiğimiz paralarla toplumda yaşıyor, yaşatıyoruz. Yani biz para verdikçe dilencileri çoğaltıyoruz, daha çok uyuşturulmuş çocuğumuz oluyor. Senin acıyıp para verdiğin o çocuk ve kadınları insan kılıklı bir yaratık dövüyor, işkence ediyor. Oralara yerleştiriyor. Sen de verdiğin sadaka ile ona yardım ediyorsun, finanse ediyorsun. Peki, hastalığı teşhis ettik ama bunun çözümü ne? Çözüm olabilir mi? Yoksa böyle gelmiş, böyle mi gitmeli?

Hayır! Bu durum böyle gitmez bu kadar hastalıklı birey ile sağlıklı bir toplum oluşturulamaz. Muhakkak bir çözüm olmalı ama bu çözümün bireylere teker teker söylemekle olmayacağı açık ve net. İşin içinde düzenleyen, denetleyen, yargılayan, cezalandıran bir güç, devlet olmalı.

Öneri şu; Bir kanun çıkarıp belirli bir tarihten sonra dilenmeyi yasaklayalım. Çünkü Türkiye’de her türlü sosyal yardım fazlasıyla yapılıyor. Hiç kimsenin dilenmesine gerek kalmıyor. Hatta hadisteki ölçüye uyan dilenci hiç yok.

O belirlenen tarihten sonra kim dilenirse onu da kamplara yerleştirip “bundan sonra yeme, içme, barınma ve giyinme ihtiyaçların devletimizin garantisi altındadır” diyelim. (Böyle kamplar ülkemizde halen var.)

Kamptan kaçıp, kaçırılıp tekrar dilenen olursa onları da yine kanunla hapse atalım. Çıkınca da tekrar o kampa yollayalım.

Bu kamplarda gerekirse iş de yaptıralım, insanların uğraşı da olsun. Ama bütün bu saydıklarımızı yapmaya hiç gerek kalmayacak çünkü sokaklarda dilenenlerin belki yüzde biri bile muhtaç değildir. Dolayısıyla dilencilik problemi çözülecektir. Ne dersiniz? Bu bir sosyal politika değil mi? Şimdi şöyle diyenler çıkacaktır. Efendim biz hiç mi sadaka vermeyelim? Verelim tabii yukarıda saydığımız hizmetlerin finansına yardımcı olduk mu sadakamızı da vermiş oluruz. Artık sokaklarda kucaklarında uyuşturulmuş bebekler olan kadınlar, kavşaklarda cam silen Suriyeliler, bu Suriyelilere benzeyip dilenen romanlar, ikide bir yolumuzu kesip “ben dilenci değilim” deyip dilenen insanlar görmek istemiyoruz. Allah rızası için el atın bu sorunu çözelim. Çözemiyorsak da bu dilencilere para verip terör finanse etmeyelim, mafya finanse etmeyelim. Uyuşturucu kullanan, kullandırılan çocuklarımız olmasın. Para verip daha çok dilenci satın almayalım. Verdiğimiz paralarla topluma kötülük etmeyelim.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.