Okur Postası

Toplumsal dinamikler ve İstanbul seçimleri

Gazetemiz okurlarından Süleyman Alp, "Toplumsal dinamikler ve İstanbul seçimleri" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Toplumsal dinamikler ve İstanbul seçimleri
-

Süleyman Alp/İstanbul

Seçim sürecini bitirdik ve İmamoğlu, 31 Mart seçimlerine göre oy oranını ciddi bir şekilde artırarak İBB’nin yeni başkanı oldu. Başarısız bir seçim süreci yöneten AK Parti, 31 Mart seçimlerinde aldığı yaklaşık 230.000 oyu da rakibine kaptırarak, bırakın tarafsız seçmeni etkilemeyi, elindeki oydan da oldu. Aradaki fark ise İmamoğlu lehine 13.000’den 800.000’e çıktı.

Seçim sonrası sokaklarda patavatsız lakırdıları, yeni yetmelerin ellerinde içki şişeleriyle, ağızlarında küfürlerle, uzun yıllardır seçilememiş olmanın verdiği bir hırs ve eziklikle, aşırı saldırgan ve içlerinde biriktirdikleri hınçlarını çıkarırcasına bağrışmalarını görmezden geldik. Maltepe Camii önlerinde şampanya patlatanları da bu yaptıklarını cahilliklerine verip, ciddiye almadık.

Ancak dönüp dolaşıp aynı konuya geliyoruz: “Siz, kendinizi değiştirmedikçe, sonuçları da değiştiremezsiniz” dedik ve aynı şeyi tekrarlıyorum. Siz sürekli aynı yoldan giderseniz, yoldaki manzaraların ve gideceğiniz yerin değişmesini nasıl beklersiniz. Ak Parti’nin; “Refah (Saadet), DYP ve ANAP” gibi sandığa gömülü partiler arasında olmaması için acil durum eylem planlarını ortaya koyma vakti geldi de geçti bile.

Ak Parti, elindeki bütün ciddi büyükşehirleri ve sonunda da İstanbul’u kaybetti. İstanbul ilçelerinde Ak Parti’nin kalesi sayılan yerler bile düştü.

Öncelikle Ak Parti’nin, vasat altında bir seçim süreci yönettiğini söylemek istiyorum. Reklamlar oldukça klasik ve 20 yıl öncesinin kafasıyla hazırlanmıştı. Halkla ilişkiler çok başarısız olmakla birlikte, yine 20 yıl öncesinin stratejileri ve bayat seçim vaatleri ile seçim kazanılmaya çalışıldı. Su, doğalgaz ve ulaşımda indirim vaatleri de halka pek samimi gelmedi. Hele ki aşırı şakşakçı TV kanallarının saçma sapan, ülke ve dünya gerçeklerini görmezden gelen yayınları gerçekten çok komik. Bunların yüzünden hiçbir şey görmezsiniz ve göremezsiniz.

Ak Parti, Demirel’in söylediği gibi “Şapkamı koysam seçilir” tarzında bir bakış açısını artık bırakmalı. Kemikleşmiş kadrolar, il veya ilçe başkanlarının dahi bir “kral” edasıyla dolaştığı zamanlar artık son bulmalı. Kimse unutmasın ki, seçim mezarlıkları kendini, “yeri doldurulamaz” görenlerle dolu (ANAP, DYP, ...).

İş takipçiliği, hemen hemen bütün partilerde ve buna dahil olmak üzere Ankara’da, neredeyse ayrı bir meslek haline gelmiş. Memurlar arasında “rüşvet, komisyon adı altında legalleşmiş ve helal olmuş!” Her işi usulüne uyduran iş bitiricilerle, milyon dolar komisyonlar havalarda uçuşurken, birileri milyon dolarlık evlerinde otururken, siz evinde her gün makarna pişiren vatandaşa, bunlar “Amerikan oyunları” diyemezsiniz. 

Ekonomi yönetimi ile ilgili yeni stratejiler üretilmeli, ekonomik argümanlar ve dahası halkın refah düzeyi ve eşitlik dengesi gözetilmeli. Ticaretin kilitlendiği, iflasların arttığı gerçeğini görmezden gelmemek ve bu sorunları çözmeye yönelik uygun adımlar atmak gerekir. Ticareti, esnafı ve imalatçıyı destekleme kredileri adına çıkarılan yardım paketlerinin de bir yerlere kanalize olmasına engel olunmalı ve halka tam dağılımı sağlanmalı. 

Türkiye’de bireysel ve toplumsal asabiyet, gerginlik, ekonomik uçurum ve illegal iş-para arayışları had safhaya çıkmış durumda. Parasal dağılımdaki dengesizlik, insanları çok mutsuz ediyor ve bu ülke karakteristiğine yansıyor. İntiharların, cinayetlerin, kavgaların ve boşanmaların artması bunun sosyal gözlemlenebilir yansımaları.

Adama göre iş yerine işe göre adam ve liyakat ön planda tutulmalı. Belediyelere ve kamu kurumlarına adam sokuşturma huyundan vazgeçilmeli. Ülke ve halk çıkarları ön planda tutularak, bu durum seçim harici zamanlarda da halka açıklanmalı. Sert ve keskin siyaset dilinden vazgeçilmeli. Halka inilmeli ve toplum nabzı daha iyi tutulmalı.

Düşünsenize, daha 3-5 ay öncesine kadar Beylikdüzü halkı hariç “kimsenin tanımadığı İmamoğlu’nu şimdi toplumsal bir kahraman(!) yaptınız.” Evet bunu Ak Parti, seçim başarısızlığı ile yaptı. İmamoğlu, önce CHP’nin başına geçme ve daha sonra Cumhurbaşkanı olma düşlerini kurmaya başladı bile.

Unutmayın “kötü ev sahibi sizi ev sahibi yapar, kötü siyasi rakipler ise sizi devlet başkanı yapar.” 2002 yılında halkın eski siyasetçilerden ve siyasi argümanlardan bıkkınlığını ve sonuçlarını hatırlayın.

Uzun zamandır metal yorgunluğu, görevde alışkanlık ve uyuşukluk gibi sosyal terimlerden bahsediyoruz ancak somut bir değişim de göremiyoruz. Kadrolar tamamen yenilenecek deniyor ama her şey aynı devam ediyor.

Sosyal mühendislik yapılmıyor ve gençler ciddi olarak göz ardı edilmiş durumda. Laf olsun diye gençlik kollarının kurulması veya kadınlara ciddi payeler verilmesi, 20 yaşında hiçbir tecrübesi olmayan bir kızımızın milletvekili yapılması veya milli motorcumuzun vekil yapılması da hiçbir artı puan kazandıramadı.

Unutmamak gerek, dünyada bütün işler sebep-sonuç ilişkisi içinde yürür. Oy kaybı bir sonuç ise bunun sebeplerini de sosyal, siyasal ve toplumsal bağlamda masaya yatırmak kaçınılmaz olmalı.

Ben ciddi olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı yüzyılın en başarılı Türk siyasetçisi olarak görüyorum. Ancak Ak Parti yönetimi kendini yenilemeli, misyon ve vizyon üretkenliğiyle toplumsal yapıyı daha iyi okumalı. Farklı datalara kulak verilmeli ve farklı sesleri dışlamadan, sağlam bir analiz yeteneği geliştirilmeli. Sayın Devlet Bahçeli’den ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan, kimsenin gözünün yaşına bakmadan ciddi atılımlar ve vizyon değişiklikleri bekliyorum. Haydi Reis, son virajdayız ve sen bunu yaparsın.

Her şey güzel olacakmış” boş verin bunu.

Allah’ın izni ile “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”...

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.