Okur Postası

Truva atları kafesinden çıkarak harekete geçmişlerdir

Gazetemiz okurlarından Kubilay Ertekin, "Truva atları kafesinden çıkarak harekete geçmişlerdir" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Truva atları kafesinden çıkarak harekete geçmişlerdir
-

Kubilay Ertekin/Kuşadası

Muhteşem imparatorluğun içteki ve dıştaki ihânet şebekeleri tarafından yıkılışından sonra, vahşi Batı tarafından işgâl esnâsında içeride bırakılan TRUVA atları kafesinden çıkarak harekete geçmişlerdir. 80-100 yıldan beri ciddi bir şekilde engele takılmadan ülkeyi kaba kuvvetle siyâsi ve ideolojik olarak onlar yönettiği için durumun vahâmeti pek iyi bilinmiyordu. Ancak belli zamanlardaki mevzi hareketler, millî ve yerli duruşlar, ânında darbe ve cunta denilen bir yapı tarafından ve vahşi Batının hasbî uşakları eliyle sözde (ülke yararına(!)bastırılır ve öncüleri de ibret-i âlem için asılırdı.) Millete bunca acıları yaşatan ve böyle bir geçmişi hâlâ inkâr eden, aynı zulümlerin devam etmesini İsteyen ve bu uğurda her haltı yiyen zihniyetteki alçaklar hâriç; Ülkenin mazlum ve mağdurlarınca Laik Cumhuriyet tarihi bu tür kirliliklerle mâlul ve muzdardır…

Yaklaşık on kusur yıldır millî ve yerli bir iktidârı aynı metotlarla bitirmek için benzer kesimler, içteki ve dıştaki şer odakları, yıkıcı unsurlar ve çeşitli isimler altında harekete geçmişlerdir. Bunların içinde en habis, en etkili ve en tahripkâr olanları, siyâseti bir maske olarak kullanan ve sözde halka hizmet(!)perdesi altında kendi şahsî ve siyâsî emel ve arzuları, hırsları uğruna düşmanla bile işbirliği yapma ihânet ve zilletinde bulunan o tür karaktersiz ve haysiyetsizlerdir. Ne hazindir ki, bunların karanlık ve kirli işlerini, zulüm kokan onca geçmişini canlı ve zinde tutacak mağdur-mazlum kesimler yok olduğu için ve bu tiplerin düşman gördüğü tüm iktidarların ülkeye kazandırdığı bunca maddi-mânevi refah ve imkanlarla semirip azan yeni nesil ve hazırcı zihniyet, onların malzemesi ve hasbî sermâyesi durumundadırlar. O zihniyetin kaşarlanmış-fâsit ideolojilerle kemikleşmiş-olanları zâten iflâh ve insaf dışıdırlar. Bu tıynettekilerin gerçeği görmek ve hakkı teslim etme gibi bir dert ve tasaları aslâ yoktur. Tek dertleri, arzuları ve karın ağrıları, içinde olmadıkları ve kendilerinin yönetmediği bu millî irâde ve iktidârı yıkmak, kendilerinin dışında hiçbir kimseye ve kuruluşa aslâ hayat hakkı tanımamaktır…

Bu acı gerçekler onların târihî ve günlük yaşantılarının, siyâsi tavırlarının, millî ve yerli olan her şeye karşı değişmez ve değiştirilmez bir parçasıdır. Ölürler ama, bu saplantılarından, o çeşit huylarından, bozguncu fikirlerinden ve karakterlerinden katiyen taviz vermez, vazgeçmezler. Çünkü bu ülke onların babadan kalma mülkü(!)iktisâdî, siyâsi ve sosyal açıdan tasarruf sâhipleri olarak yalnız kendilerini görmektedirler. O yüzden her türlü dalaverenin, yalan ve iftiraların içindedirler. Akla gelmedik ihânet ve düzenbazlıklarla ülkenin başına dert, millet için büyük bir musibettirler...

Önce siyâseten(!)ortaya çıkar ve milleti birbirine katarlar. Arkasından bağlı bulundukları medya kuruluşlarını devreye sokarlar. Daha sonra bir kısım türedileri, aydın(!) ve komedyan denilen hokkabazları, yazar-çizer geçinen ama dışa bağımlı olan soytarıları sanatçı (!)diyerek takdim ederler. Tabii onların bütün işleri(!)milleti tahkir ve tezyif, millî irâde ve mevcut iktidâra saldırmaktır. Dara geldikleri zaman ise bütün bu seviyesizliklerin adı; “MİZAH” olur. Aslında mizah ve diğer sanat dallarında asıl olan şey, edep ve millete saygıdır. Bunlar hem edepsiz ve saygısız, hem de küfürbaz ve esfeldirler.

Bidâyetten beri bu kesimlerin millete karşı büyük bir hıncı ve öfkesi vardır.(Çünkü bu millet çok câhil ve zavallı(!)kendilerine hizmet edecek olan siyâsetçileri seçmekten âciz ve derbeder bir kesimdir. Onlara yol-yordam gösterecek olanların çok kültürlü ve Batı standartlarına uygun çağdaş-devrimbaz bir zümrenin önderlik etmesi gerekir(!). Aksi halde şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da “bir tas bulgura, bir paket makarnaya” fit olup gerici (!)ve laiklik karşıtı kesimlerin peşine takılacakları kaçınılmaz bir tehlike (!)olarak görülmektedir.) İşte ülkeyi kurtaracak(!)olan ve milletin reyine tâlip olan kişi ve o menhus kuruluşun yıllardan beri değişmeyen zihniyet ve mantaliteleri budur…

Yukarıdan beri sıralanan ifâdelere bakanlar belki karamsar ve ümitsiz bir tablo çizdiği mi sanırlar. Fakat birde şu seviyesizliklere bakılmalıdır. Ülkeye hizmet iddiâsında olan siyâsi bir yapının başı, yabancı bir devleti ziyâretinde onlara ülkesini kötüleyip şikâyette bulunarak; “Sakın Türkiye’ye gelmeyin! Orada mal ve can güvenliği, insan hakları diye bir şey yoktur” şeklinde bir sürü zırvalarda bulunursa bunun adı ihânetten başka ne ile târif edilir!? PKK’nın sivil ayağını oluşturan bir hâin de; ”Türkiye Sûriye’de katliâm ve savaş kışkırtıcılığı yapıyor onu durdurun!” diyerek kâfirlere şikâyet ederek yalvarıyor... Bu adamlar ve çevreleri, onlara bağlı olan bir kısım medya mensupları, bundan daha âdi ve iğrenç olan yalanları, iftiraları, her gün sözde eleştiri ve tenkit (!) adı altında bu milletin beynine boca etmektedirler. Tıpkı bir işgalci zihniyetiyle başta milletin manevi değerlerine hakâretle, birtakım eblehleri millî irâdeye karşı kışkırtarak sürekli kin ve nefret üretmekte, insanlar arsası düşmanlığı körüklemekte ve bir fosseptik çukuru gibi ülkeye habâset yağdırmaktadırlar. Ayrıca dış güçler adına ülkemizle yıllardan beri âdî ve alçakça bir savaşın içinde olan ve binlerce mâsum vatandaşımızın ölümüne ve pek çok askerimizin şahâdetine sebep olan PKK, DHKP-C ve FETO gibi hâinlerle sosyal ve siyâsi olarak iş ve eylem birliği içinde olmaları, onların sözcü ve siyâsetçileriyle sürekli aynı kulvarda bulunmaları, içe dönük-içten yönetilen ihânet ve hıyânetin başka bir şeklidir. (Her nâmus, insaf, vicdan ve hayâ sâhiplerince, bilindiği ve görüldüğü üzere) ülkemiz içte ve dışta hayallerin üstünde çok büyük gelişme ve itibar kazandığı için yerli ve yabancı hâinler derhal devreye girip bu kalkınma ve gelişmenin önünü tıkamaya, bu mutlu yürüyüşü durdurmaya çalışıyorlar. İşte bütün bu çırpınış ve çemkirmelerin asıl sebepleri bunlardır... Bütün bunlar ülkede hâlâ millî irâde gaspı, Başbakan ve bakan asma vahşeti hayâlinde olan cânilerin varlığını göstermektedir. Heriflerin muzmerleri-içlerinde taşıdıkları o kirlilikler ve bu millete karşı besledikleri art niyet ve düşmanlıklar, açıkça dillerine yansıyor, hıyânet ve ihânetleri böylece meydana çıkmış oluyor. Bu durumda konuşanlar ülkeyi kirletip bölücülük yapanlar ve sürekli kin ve düşmanlık tohumu atanlar da onlardır.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.