Okur Postası

Tüketici(!) Hakları(!)

Gazetemiz okurlarından Hamdiye Etlan, "Tüketici(!) Hakları(!)" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Tüketici(!) Hakları(!)
-

O kadar karmaşık, çelişkili, yanlışlıklarla dolu bir mevzu ki bu, parantez içi ünlemi nereye koyacağımı şaşırdım. ‘tüketici’ diyorum, peki hangi tüketici? “mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan” mı yoksa cebren ve hile ile her türlü alçaklığı ve vahşeti sergileyerek mal ve hizmetleri sömüren, satın alarak çalan mı?

Peki ya ‘hak’? “adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç” mı yoksa 3-5 harfli kısaltmaların ‘çok şiddetli’ kınamalarına maruz kalan fakat kan döküp milyonları katletmesine ‘bir türlü’ mani olunamayanların her çeşit insan, kaynak ve zihin üzerindeki haksız ve sınırsız istifade hakkı mı?

Hangisini kast ediyorum? Durun, en kanlısından örnekler vereyim:

Sıcak bir ağustos günü, bütün dünyayı aydınlatabileceği iddia edilen yeni bir ‘dost’ enerjinin ilk denemesini japonya’nın masum halklara dolu iki şehrini ‘aydınlatarak’ gerçekleştirenlerin tüketici haklarından bahsediyorum, ‘tarihin en büyük kumarına 2 trilyon yatırılarak kazanılan bir zaferin ardındaki tüketici hakkı.

"Tüketmek doğuştan, ırki bir hakkımızdır, bu hakkı kullanabilmek için buna doğuştan, ırki sebeplerden dolayı sahip olmayanları tüketmek de doğuştan, ırki hakkımızdır” diyerek auschwitz’in gaz odalarında ‘bu hakka doğuştan, ırki sebeplerden dolayı sahip olmayanları’ açıkça tüketenlerin hakları…

‘Daha fazla tüketebilmek için daha fazla tüketmek gerek zorunluluğu’nca iki büyük cephenin arasında sıkışmasına rağmen ölüm sektörünü ‘ikinci sınıf ve diğer halkları’ tüketerek canlı tutmayı başaranların tüketici hakları. Setif’in iki 40’lı yıllıyla iki 50’li yılını ‘liberté et ındépendance’ sloganıyla kan gölüne çevirenlerin tüketici hakları…

Ama gerekçe basit: ‘en’ olmak. En güçlü, en yenilmez, en korkusuz ve en çok tüketim hakkına sahip olan olmak. Ve bu örnekler de aslında bu amaca ulaşmada ‘küçük birer bedel’ oluyor. Hâlbuki bir insan bir âlem demek…

O halde hocalı’nın 613, setif’in 40.000, ispanya’nın 50.000, nagazaki’nin 80.000, ırak’ın 112.000, hiroşima’nın 124.000, darfur’un 200.000, bosna’nın 250.000, iran’ın 700.000, habeşistan’ın 760.000, ruanda’nın 1.000.000, sudan’ın 2.000.000, kore’nin 3.000.000, vietnam’ın 4.000.000, almanya’nın 6.000.000 âlemi, ‘en’ olma hedefi için ödenmiş küçük bedeller demek!

Peki, ‘ödenen’ bunca ‘bedel’den sonra o tüketiciler ‘en’e ulaşabildi mi?

Tanımlar uymuyor. Türkçe sözlük’ten anlamlarına –biraz da safça- baktığım bu kelimelerin hiçbirinin tam ve doğru karşılığı bu tüketici haklarıyla dolu yorgun ve acılı dünyada yok. Çünkü insanoğlu var olanı, amacı dışında kullanmayı ‘başarabilmiş’ tek canlı türü ve işte bu yüzden bu mevzu karmaşık, çelişkili, yanlışlıklarla dolu bir mevzu, öyle ki bunu yazmak isteyen nereye şaşıp üzüleceğini, en çok da parantez içi ünlemleri nereye koyacağını bilemiyor.
Yeni Akit Gazetesi

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.