Okur Postası

Yabancı dil yoluyla kültür istilası

Gazetemiz okurlarından Rafet Arıkan, "Yabancı dil yoluyla kültür istilası" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Yabancı dil yoluyla kültür istilası
-

Yeni kurulan bazı Vakıf Üniversitelerinde tedrisat dilinin diğer çoğu vakıf üniversitelerinde olduğu gibi yine yabancı dilde (İngilizce) mi olacak, kesin olarak bilmiyorum. Ancak ülkemizde yabancı dilde eğitime büyük bir merakın/muhabbetin olduğu bir gerçek.

Bir milletin varlığını sürdürebilmesi şu üç esasa bağlıdır: Dil, din, toprak ve aidiyet. Çökertmek ise çok basittir; dilini yok etmek kafidir. Zaten dili ile birlikte tüm yaşantısı ve gelenekleri de yok olur. Dil meselesi o kadar önemli ki ona verilen değer taşıdığı önemin binde biri değildir.

Bir ülkeyi çökertmek/istila etmek için ordulara gerek yok. Corona virüsüne de gerek yok. Beyinleri istila edersiniz olur biter. Ülkeniz askeri işgale uğrarsa bir milli mücadele başlatarak orduları püskürtebilirsiniz, virüsün ilacını-aşısını da bir iki sene içinde bulur tedavisini yaparsınız ama beyin istilasının tedavisi çok zor. Bu, nesiller boyu sürecek çok büyük gayretler gerektirir. Çünkü kafalar bir defa bozuldu mu düzeltilmesi kolay olmaz. Onun içindir ki en büyük bela/musibet beyin istilası olsa gerek. Dünyada beyin istilasının geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Bu da kültür yoluyla yapılmaktadır. Yani beyinler kültür istilası yoluyla istila edilmekte dumura uğratılmaktadır. Bu maksatla kullanılan en etkili silahın yabancı dille tedrisat olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla bir ülkenin istilasına önce eğitim kurumlarından başlanır. Genç nesillerin beyinlerine girilir. Örneğin bazı üniversitelerde (resmi devlet üniversiteleri ve vakıf üniversitelerinde) tüm tedrisatın yabancı dille yapılması suretiyle çok masumane bir şekilde bu istila gerçekleştirilmektedir. Böylece o ülke kaçınılmaz olarak “sömürüye elverişli” hale getirilmektedir. Bu çok önemli bir tespit ve çok tehlikeli bir durumdur. Gençlerin yabancı dil öğrenmesine hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Hatta bir değil birkaç yabancı dil öğrenmesi bile teşvik edilebilir. Dinimiz de bunu teşvik etmektedir. Yabancı dil öğrenmenin hiçbir sakıncası yoktur. Sakıncalı olan; eğitim kurumlarında eğitim/öğretimin kendi ana dili yerine yabancı dille yapılmasıdır. Burada temel hedef nesillerin geçmişle olan bağlarını koparmaktır. Milletler kültürlerini nesilden nesile kendi ana dilleri ile taşırlar bir yabancı dil ile değil. O ülkenin ayakta kalabilmesinin şartlarından biri de kültürünün muhafaza edilmesidir.

Osmanlı devleti asırlarca batı ülkeleriyle savaşmıştır. Ancak her şeyin bir zevali olduğu gibi Osmanlı da bu akıbetten kurtulamamıştır. Ne olursa olsun elde kalan bu vatan toprağı üzerinde millet olarak varlığımızı sürdürmek mecburiyetindeyiz. Bu da kültürümüzü koruyarak mümkün olacaktır. Tarihte hiçbir zaman devlet olamamış yahudiler bile birkaç bin yıl geçtiği halde toparlanıp bir varlık olmaya, devlet olmaya çalışıyorsa, biz neden dimdik ayakta kalmaya çalışmayalım? Başka ülkeleri taklit etmeden, değerler üreterek, gelişerek, asimile olmadan yolumuza devam etmeliyiz.

Rusya’nın peyk haline getirdiği Türk Cumhuriyetlerinde resmi dil Rusça idi. Neden? Geçmişlerinden koparmak için. Fransa 1962’ye kadar 100 sene Cezayir’i sömürmüştür. Resmi dil Fransızca idi. Tunus ve Fas’ta da durum aynı. Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde Fransa bir milyon Cezayirli öldürmüştür. Öyle olduğu halde bugün bile bir Cezayirli çok güzel Fransızca konuşabilmeyi büyük bir şeref telakki etmektedir. Fransa’nın dil yoluyla dolayısıyla kültür yoluyla Cezayir’de meydana getirdiği tahribatı görüyor musunuz? Katiline aşık bir toplum meydana gelmiş.

Bu tahribatı başta emperyalist ABD olmak üzere neredeyse tüm Avrupa ülkeleri yapmıştır. Ajanlar göndererek, misyonerler vasıtasıyla, barış gönüllüleri adı altında ve en tehlikelisi de misyoner okulları açarak yapmıştır. Mısır, Ortadoğu, Hindistan ve Afrika ülkelerinde bu faaliyetler asırlarca sürmüştür. Böylece beyinler istila edilerek kültürel istila gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda ülkeler maddi ve manevi bakımından zayıf düşürülerek “sömürüye elverişli” hale getirilmiştir. Bir defa sömürüye elverişli hale geldikten sonra artık parçalanma ve kolay yutulma kaçınılmaz olur. Hâlâ İslam coğrafyası bu istilanın farkında değildir, uyumaya devam etmektedir. Bu uyuşukluktan kendini kurtarabilmenin gerçek ilacı Kur’an’dı, O’na sımsıkı sarılıp tefrikaya düşmemekti, ancak henüz bu ilacı bulmuş değil.

Tarihi tecrübeler göstermiştir ki devlet olmada dilin etkisi dinin etkisinden daha fazladır. Çünkü toplumun iletişim aracı dil’dir, bireylerin din ve inançları farklı olabilir. Zaten dinde zorlama olmaz, herkes din seçmede özgürdür.

Sömürü bir ülkenin sadece yer altı ve yerüstü maddi servetlerinin gasp edilmesi değildir. Sömürgeciler ülkenin birliğini, mazisini, medeniyetini, fikir hürriyetini, ilim kuvvetini, din ve hayat algısını, idare tarzını, adalet anlayışını hedef alıp savaşırlar. Sömürgeciler İslam aleminin gücünün nereden geldiğini ve neye dayandığını çok iyi bilmektedirler. Bunu yıkmak için kültürel hareketlere önem vermişler. Bu bağlamda yakın bölgemizde örneğin Lübnan, Suriye ve Anadolu’da 70’ten fazla okul açılmıştır. Buralarda eğitim dili, İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi hep sömürgecilerin dili olmuştur. Dil ile birlikte kültürleri de aşılanmıştır. Bu okullar ajanlık yapan, sömürüye öncülük eden, kültürel kılıklı müesseselerdi. Sömürge sistemi sadece maddi zenginlikleri değil, fikri, ilmi ve medeniyetleri yok etmek, nesli maziden koparmak ve kendi aslını neslini tanımamalarını sağlamayı hedeflemektedir. Bu, tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmeyi de kapsamaktadır. Buna fikir ve kültür emperyalizmi denir. Müslüman kimliğini yok ederek, bir daha bir İslami hareket ve güç oluşturmamasını hedeflemektedirler.

Bütün bu tahribatların sebebi okullarda tedrisatın yabancı dille yapılmasıdır. Eğitimin yerli ve milli olmaktan çıkarılmasıdır.

Sözü şuraya getirmek istiyorum. Eskiden ajanlar, misyonerler, barış gönüllüleri ve misyoner okulları vasıtasıyla yapılan istila faaliyetleri, günümüzde yerli gönüllüler (mandacılar/…..muhipleri) tarafından büyük bir vatanperverlikmiş gibi, yapılmaktadır. Nasıl mı? Yukarıda değindiğim gibi bazı üniversitelerde ister resmi devlet üniversiteleri ister vakıf üniversiteleri olsun, tüm tedrisatı büyük bir iştiyakla yabancı dille yaparsanız, ajanların, misyonerlerin görevlerini üstlenmiş olursunuz. İlkokuldan başlayarak orta, lise ve üniversitede eğitimin ana dille yapılması ile yabancı dil öğrenimi ayrı konulardır. Bunlar birbiriyle karıştırılmamalıdır. Çok açık seçik bir ifadeyle şunu demek istiyoruz. Yabancı dil çok iyi öğretilsin ama eğitim dili Türkçe olsun. O kadar.

Şöyle bir yol da önerilebilir: Üniversitede, tamamen isteğe bağlı olarak, birinci sınıftan itibaren mezun oluncaya kadar her yarıyılda derslerden sadece bir tanesi İngilizce verilebilir. Böylece teknik İngilizceleri biraz daha pekişmiş olur. İstemeyen öğrenci buna bile zorlanamaz. Biz 80 milyon nüfusa sahip büyük bir ülkeyiz. Daha dün koskoca imparatorluğumuzu parçalayan/yıkan ülkeleri dostumuz zannediyoruz, dillerine ve kültürlerine aşık oluyoruz. Bu olacak iş değil.

Gençlerimizin yabancı dil (örneğin İngilizce) öğrenmesine hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Hatta birkaç yabancı dil öğrenmeleri bile tavsiye edilir. Öyle ki bir dil bilen bir insan, iki dil bilen iki insan, üç dil bilen üç insan sayılır diye de teşvik edilebilir. Ama ne olursa olsun tedrisat ana dille olmalıdır. Ana dili yerine yabancı dil ikame edilerek sanki Türkçe ile eğitim olmazmış, Türkçe ile bilim üretilemezmiş, Türkçe bilim dili olamazmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Türkçemizi bu şekilde İngilizce, Fransızca, Almanca karşısında değersiz kılmaya kimsenin hakkı olmamalı, anadilimiz ayaklar altına alınmamalıdır. Oysa Türkçe çok köklü ve zengin bir dildir. Türkçemizin kıymetini bilmezsek, gençlerimizi aşağılık kompleksine düşürmüş ve onları batı hayranlığına sevk etmiş oluruz.

Ondan sonra da “yeni nesil çok bilinçsiz, hiçbir şeyin farkında değil, vatanına milletine bağlı değil, hiçbir kutsal değere inanmaz, edep saygı nedir bilmez, hiçbir zorluğa katlanmaz, hazırlopçu”, diye eleştiririz. Ne ekersen onu biçersin. Yerli milli olmayı öğretirsen, yerli milli olur. Öğretmezsen başka şeylere meyleder. Kusuru kendimizde arayacağız. Değil mi ki Allah insanı tertemiz İslam fıtratı üzere yaratıyor, fakat sonra ailesi, çevresi, gayri milli eğitim yüzünden ya nasrani ya mecusi oluyor. Biz de onların fıtratını bozmak için elimizden geleni bu şekilde yapıyoruz, şuursuzca yerli ve milli olmaktan uzaklaştırıyoruz.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.