Ahmet Cevdet Oran

Ahmet Cevdet Oran

Ahmet Cevdet Oran kimdir?

Ahmet Cevdet Oran, 1862 yılında İstanbul’da Aksaray’da dünyaya geldi. İlköğrenimini Kaptan paşa Rüşdiyesinde tamamladı. Mülkiye’yi birincilikle bitirdikten sonra, Hukuk Mektebine de (Hukuk Fakültesi) gitti ve bu okulu da birincilikle tamamladı. Hukuk Fakültesinin son yıllarında Arapça ve Fransızcaya çalıştı. Farsça eğitimi de alan Ahmet Cevdet kendi gayretiyle de Almanca ve Rumca da öğrendi. 

Daha yirmi bir yaşında iken biiği diller sayesinde Tercümân-ı Hakîkat gazetesine 1883'de mütercim ve muharrir olarak çalışmaya başladı. Bu sebeple ilk yazıları bu gazetede yayımlandı. Bu yıllarda arada Takvîm-i Vekayi‘de de yazıları çıkmaya başladı ve bir süre bu gazetenin yazı kurulunda görev yaptı. Daha sonra Tömbeki Rejisi’nde ve Osmanlı Bankası’nda memur olarak çalıştı. Daha sonra hariciye Nezareti idaresinde çalışmaya başladı. Hariciye Nezaretinde çalışırken Çar II. Nikolanın tahta çıkışı münasebeti ile 1894 yılında Rusya’ya giden ekibin içinde görev aldı.

Ahmet Cevdet Oran, Rusya’dan döndükten sonra serbest gazeteci olarak çalışmaya başladı. Devrin en önemli gazeteleri olan Sabah, Tarîk, Saâdet gazetelerinde başmuharrir oldu. Bu yıllardaki yazıları ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı.

5 Temmuz 1894 tarihinde İkdam gazetesini kurarak İkdam’ı çıkarmaya başladı. Sabah Gazetesinin şiddetli saldırılarına rağmen İkdam Gazetesini ayakta tutmayı başardı. Bu tarihten sonra uzun bir müddet yayında olacak olan İkdam Gazetesnin sahibi olduğu için İkdamcı Cevdet olarak anılmaya başladı. Gazetesinin yanında bir de İkdam Kütüphanesi kurarak değerli birçok eseri, bu arada Evliya ÇelebiSeyahatnamesi’nin ilk altı cildini yayımladı.

Milli Edebiyatçıların da gayreti ile 1908 yılına kadar yayında tutmayı başarmıştı. Hatta bu gazete İstibdat idaresinin en önemli üç gazetesinden birisiydi. İkdam’ın baş sayfasında “Siyasi İlmi Türk Gazetesidir” ibaresi vardı. İkdam’da Türkçülük düşüncelerini ve dilde sadeleşme konularını işliyordu. İkdam’da telif romanlar, iç dış haberler, siyasi yazılar, ilmi araştırmalar, bilim, kültür ve politika ile ilgili çok çeşitli yazılar çıkıyordu. Ancak 1908 yılında İktidarı ele geçiren İttihatçılara muhalif olduğu ve öncesinden beridir onlar aleyhinde yazılar yazdığı için II. Meşrutiyet’in ilânından, 31 Mart Vakası’nın ardından 1909 yılında Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldı.

Ahmet Cevdet Oran da Avrupa’dan İkdam gazetesine yazılarını yollamaya devam ediyordu. Fakat Avrupa’dan yolladığı yazılarda siyasete karışmamaya özel gayret ediyordu. Türkçülük ve Turancılık düşüncelerini savunan yazıları dikkat çekmeye devam ediyordu. İkdam çok sayıda muhariririn ve yazarın eserlerini, yazıların, romanlarını paylaştığı ve çok sayıda yazar ve muharirin yetiştiği bir okul haline gelmişti.

Yine de İttihatçıların baskısı ile 26 Şubat 1912 tarihinden itibaren gazetenin adını İktiham olarak değiştirmek zorunda kalmıştı. Fakat kısa bir zaman sonra yeniden İkdam olarak yayınına devam etmeyi de başarmıştı. 1. Dünya Savaşı yıllarında İsviçre’de yaşıyor, siyasetten uzak yazılarını İkdam’a yolluyor, Türklük, Milliyetçilik konularında yazıları çıkıyor, Devletini destekleyen, Milli Mücadelenin kazanılmasını arzu eden konularda yazılar yazıyordu. Millî Mücadele yıllarında İkdam ve kadrosuyla birlikte Millî Mücadele’ye destek vermeye çalıştı.

1923 yılında Cumhuriyet ilân edilince Türkiye’ye döndü. İkdam’da yeniden başyazarlığa başladı. Bu yıllarda ülkemizin ticari, zirai ve iktisadi kalkınması ile ilgili ciddi yazılar yazdı. 1925 yılında Türkiye’nin madenleri ile ilgili yazıları çıkmaya başladı. Bu yazıları ile İsmet İnönü’nün dahi takdirine vesile olmuştu.

Gazetede yayımlanan bir haberden dolayı Hüseyin Cahit ve Tasvir Gazetesinin baş yazarı Ebuziya Velut ile birlikte İstiklâl Mahkemesi’ne verildi. Suçsuz olduğu anlaşılarak beraat etti.Bu olaydan sonra Gazetesini de kapattı. İkdam gazetesi 31 Aralık 1928’e kadar 11.384 sayı yayımlandı.

Gazetecilik yanında yayıncılıkla da yazan Ahmet Cevdet, “Malumat’ı Fenniye “ adlı eseri dışında matbu bir eser yazmadı. Malumat’ıe “ adlı eseri ise öğrenciler için hazırlanmış, insan vücudu kemikler ve hastalıklar üzerine yazılmış yardımcı bir ders kitabı şeklinde hazırlanmıştı.Kitap haline gelebilecek bir çalışması da olamadı Fakat İkdam Kütüphanesi adı altında pek çok faydalı kitabı yayın ve eğitim dünyamıza kazandırdı.

Yayıncı olarak Osmanlı Tarihinin ve Divan Edebiyatının seçkin eserlerini İkdam Kütüphanesi Serisi adı altında yayımladı.Bu seride: Sâlim, Rıza, ve Latîfî “tezkireleri”, Evliya ÇelebiSeyahatnâmesi’nin ilk altı cildi, Şemseddin Sâmi’nin “Kamûs-ı Türkî’si”, Bursalı Mehmed Tâhir’in “Türklerin Ulûm ve Fünûn’a Hizmetleri”, Kemalpaşazâde’nin “Divan’ı”, Ali Şir Nevai’nin “Muhâkemetü’l-lugateyn’i”, Necip Âsım’ın “Orhun Âbideleri”, “En Eski Türk Yazısı ve Büyük Türk Tarihi”, (Seydi Ali Reis’in “Mirat’ül Memalik”, Gelibolulu Mustafa Ali’nin “Heft Meclis”, Karsizade Mehmet Cemalleddin Efendi’nin “Ayine-i Zürefası”,) eserleri yayımlandı.

Yazılarında sade bir dil kullandı. İkdam Gazetesini Türkçülerin Türkçülüğün başlıca yayın organı haline getirdi. İkdam Gazetesinde Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Cenab Şahabeddin, Halid Ziya Uşaklıgil, Samipaşazade Sezai, Hüseyin Daniş, Fatma Aliye Topuz, Samih Rıfat, Hüseyin Kâzım, Veled Çelebi, Ahmet Refik, Ahmet Hikmet, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmed Naim, Necip Âsım ve daha birçok yazarın roman, hikâye ve yazılarına yer verdi. İkdam Gazetesi devrin en önemli yazarlarının yazılarının çıktığı bir gazete olmuştu.

II. Meşrutiyet’in ilânından sonra rotatif baskı makinesini Türkiye’ye ilk getiren ve bu baskı tekniği Türkiye’de uygulayan ilk gazeteci oldu. Böylece gazeteciliğin gelişimine önemli bir katkısı da olmuş, İkdam’ın sayfalarını çoğaltmış ve gazeteciliğe yeni boyut kazandırmıştı.

Servet-i Funun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat dönemi ilk Türk yayıncılarından; Türkçülük akımının basın alanındaki ilk temsilcilerinden Rotatif baskı (dairesel klişe ile yapılan) baskı tekniğini Türkiye’de deneyen ilk yayıncıdır.

1935 yılında Ankara’da yapılan I. Matbuat Kongresi’ne katıldığı gün çok heyecanlanarak kalp krizi geçirdi ve ertesi gün, 27 Mayıs 1935’te Ankara da hayatını kaybetti.