Abdullah Şanlıdağ

Abdullah Şanlıdağ

Müze olarak kalsın diyenler kaybetti

-

CHP’den Milletvekilliği yapan Kemalettin Kamu, 1929 yılında Çankaya isimli bir şiir kaleme aldı. Uyanış Dergisi’nde yayınlanan şiirde, İslam’ın en büyük mabedine saldırı vardı. Aynen şöyle deniyordu şiirin bir mısraında: 

Ne örümcek ne yosun,

Ne mucize ne füsun;

Kâbe Arap’ın olsun

Çankaya bize yeter...

Kâbe’yi bile Araplara reva görüp, Çankaya’yı Kâbe ile kıyaslayan zihniyet, elbette Ayasofya’nın müze yapılması için seferber olacaktır. O günün devlet yetkilileri ve aydınları, Fatih’in emaneti olan Ayasofya’nın müze olması için büyük mücadele verdiler. Bu mücadele neticesinde Ayasofya 1934 yılından beri müze olarak hizmet verdi. Benim yaşım elliye dayandı. Erbakan Hocanın Refah Partisinden bu yanayı çok iyi biliyorum. Merhum Erbakan, tüm etkinlik ve mitinglerinde Ayasofya’nın bir gün mutlaka açılacağını ve zincirlerin kırılacağını söylerdi. Kendisinin ömrü Ayasofya’nın açılmasına ve o kutlu günü görmeye yetmedi ama bu mücadelede onun emeği çok büyüktür. Onun en büyük talebesi Erdoğan, bu kutlu mücadeleyi taçlandırdı. Bizler Ayasofya’yı yeniden cami olarak görme arzusuyla büyümüş kuşaklarız. Bir gün mutlaka bu güzel günü göreceğimizi ümit ediyorduk. Allah’a hamd olsun, İstanbul’un adeta sembolü olan Ayasofya’nın yeniden cami hüviyetine kazandırıldığı günleri de gördük. 

Ayasofya mahkeme kararı ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile beş yüzyıla yakın ifa ettiği eski kimliğine yeniden kavuştu. Artık bu mabet, Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bir müze değil. Danıştay 1934 tarihli bakanlar kurulu kararını çok şükür iptal etti. Daha önce birçok başvuruyu reddeden Danıştay, bu kez milletin özlem ve çağrısına olumlu cevap verdi. Tarih bu günü ve bu karara imza atan hukukçuları hayırla anacaktır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan o kararın hemen ardından Diyanet İşleri Başkanlığı’na “Ayasofya cami olacak” talimatını verdi. Her şey sıcağı sıcağına gelişti. Şimdi millete düşen, Erdoğan’ın bahsettiği tarihe kadar Ayasofya’ya gitmemeleri, herhangi bir taşkınlık yapmamalarıdır. Ayasofya’yı siyasi bir malzeme yapmamak gerekiyor. 

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ve cami kimliğine kavuşması hiç kuşkusuz mü’minleri sevince boğarken, meydana getirdiği sevinç halini anlamakta zorlananlar olabilir. Müze İttifakçıları, bu milletin tarihine, geleneklerine, inançlarına yabancıdırlar. Dolayısıyla bu sevinç ve hasreti anlamaları mümkün değildir. Arap dünyasında bu tarihi Kararı “kutlu” bir adım şeklinde nitelendiren gazeteci ve aktivistlerin açtığı «Ayasofya» etiketi en çok etkileşim alan etiketler arasına girdi. UNESCO’nun Ayasofya kararına yönelik açıklamalarının hiçbir anlamı yok. Milletin ne düşündüğü önemli. Ayasofya Camii’nin namaz kılanlara açılmaması için sesini yükselterek uyarılarda bulunan UNESCO’yu tanımıyoruz. Onun değirmenine su taşıyanların ne dediğinin de bir önemi yok. Kahir çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, inançlar noktasında saygılı olmak gerekir. Tarih, biz yaşarken yazılıyor aslında. Gelecekte, bu karara imza atanlar ve bu kutlu çağrıyı hayırla neticeleyenler, hiç kuşkusuz hayırla anılacaklar. Korkunun ecele faydası yok. Yunan gâvurunun, ABD’nin ve Hristiyan dünyasının yapabileceği bir şey yok. Türkiye bağımsız ve güçlü bir ülkedir. 

 


YORUMLARA GÖZAT (12)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.