Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

İslam’a zarar veremezsiniz

-

“Elmas çamura düşmekle kıymetinden bir şey kaybetmez”

Müslümanlar Allah’ın ipini bırakırlarsa İslam’a bir zararları olmaz, Allah da onların ipini bırakır ve helak olurlar. Yoksa İslam’a bir zarar veremezler.

Din “Allah’ın dini”dir. O dinini korur. Bunun için de kimseye muhtaç değildir.

Unutmamak gerekir ki, hayır da şer de Allah’ın iradesi içindedir. Allah kendi dinini korumaya muktedirdir. O dilerse bukağılı şeytanları bile dinine hizmet ettirir. Allah zaman ve mekânla da mukayyed değildir. O zaman içinde zaman yaratandır.

Geçen hafta Cuma hutbesinde nakledilen bir hadis vardı: Bedir harbine katılan Amr b. Avf el-Ensârî (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) kendileri ile barış andlaşması yapılan Bahreyn’e el-Alâ b. Hadramî’yi emîr ta’yîn etmişti. Resulullah val’nin ardından Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı cizye için Bahreyn’e gönderdi. Ebû Ubeyde Medine-i Münevvere’ye geldiğinde, sahâbîler, merakla Ebû Ubeyde’nin ve getirdiği malları görmeye gelmişlerdi. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz onlara şöyle dedi: “Sevininiz ve sizi sevindirecek ni’metleri, bundan böyle her zaman ümîd ediniz, bekleyiniz. Allah’a yemin ederim ki bundan sonra size fakirlik ve ihtiyaç geleceğinden korkmuyorum. Fakat sizin üzerinize korkmakta olduğum şey, sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünyâ nimetlerinin serildiği, yayıldığı gibi sizin önünüze de serilmesi, yayılması, onların birbirlerine bu ni’metlerde hased ettikleri ve en nefîs olanını elde etme yarışına giriştikleri gibi sizin de birbirinizle nefsâniyet yarışına girişmeniz ve bu yarışmanın onları helak ettiği gibi sizleri de helak etmesidir” buyurdu.

Dünya nimetlerine kavuşan kimseler bilmeliler ki, “Mallarımız canlarımız ve sevdiklerimiz bizler için rahat vesilesi olabildiği gibi fitne vesilesi de olabilmektedir.” Ne olduğunu görmek, bilmek istiyorsanız, o mal, makam ve paranın sizi nasıl ve neyle meşgul olmaya yönlendirdiğini görmeniz, o şeyin sizin için hayır mı, şer mi olduğunu anlamanıza yeter. Ve eğer siz o şey şer olsa da o yönde ilerlemeye devam ederseniz, sonunuz hüsran olacaktır. Allah’ı ve ahiret gününü unutarak büyük bir hırsla dünyaya sarılanlar için acıklı bir azap vardır. Allah (cc) bu konuda buyurdu ki: “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.”

Müslümanlar cahillik eder, fısk ve fücur’a saparlarsa, azgın iştihaları ve ihtirasları ile şehvete kapılırcasına, yaklaşmamaları gereken kapılardan içeri dalarlarsa kendilerine ve birlikte olduklarına zarar verirler. Yoksa Allah’ın muttaki kullarına şeytan şürekası hiçbir şekilde zarar veremez.

Şu gelir, şu gider, ama bu kural değişmez.

Nuh kavmi örneğine bakın, Yunus peygamber örneğine bakın, Lut kavmi örneğine bakın, bütün bir topluluk tümü ile sapsa ne yazar.. İktidarların çökmesi, cemaatlerin dağılması neyi ifade eder ki! Kaldığımız yerden devam ederiz. Akacak kan damarda durmaz. Manen, Allah’ın ipini bırakıp, sapıp ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Küçük yalnız ve çaresiz gibi gözüken bir topluluk da olsa, kuyudaki Yusuf’u Mısır’a sultan eden Allah dilerse bizi yeniden daha güzel günlere ulaştırır.

Veren Allah alır da.

Hiçbir kusurunuz olmasa da bu böyledir. Hz. Yusuf’un ne suçu vardı! Hz. Eyyub’un suçu neydi!

Sanırım yeniden üzerinden düşünmemiz gereken daha birçok konu var.

“Şu şöyle olursa bu böyle olur” lafını o kadar çok duyuyorum ki! Ya da “şu şöyle olmazsa, bu böyle olmaz!”mış. Sahi, babam kız olsaydı ben kim olurdum. Elbette bir işin gerçekleşmesi için bir esbabına tevessül edeceğiz, ama bu Allah’ın mecbur bırakan bir fiil değildir. İmtihan gereğidir. Yoksa Allah dilediğini dilediği şekilde yaratır. Bir şeyi irade buyurmuşsa “ol” der ve o şey olur! O bir şeyi yaratırken sebebini de yaratır, sonucunu da. Çünkü her sonuç, yeni bir başlangıçtır ve kendinden sonraki oluşun sebebidir!

Birileri bir şey yaptı, yapıyor, yapacak diye, ne Allah’ın ve ne de O’nun dininin şanı, izzeti yücelir, ya da onun şanına, izzetine zarar verir. O şeyi yapanın yaptığı neyse o onu kendine yapar. Ya kendi elleri ile izzet ve şanını yüceltir ya da yerin dibine batırır. O işi ile aynı şekilde çevresine, bitkilere, hayvanlara, havaya, suya, toprağa, Müslümanlara zarar verir ya da yarar sağlar. O kadar!

Hep söyleyip duruyorum, olan bir şey bize hayır gibi gelirken Allah o şeyde şer, şer gibi gelirken Allah o şeyde hayır murat etmiş olabilir. Biz doğru şeyler yapıyorsak, Allah lütfu keremi ile bizi koruyacak ve ikramda bulunacaktır. Bizi gören, duyan, bilen hüküm sahibi, kadere rızka, ecele hükmeden bir Allah var!

Biri geldi diye kurtulacak, gitti diye kaybedecek değilsiniz. Elbette hayırlılar gelsin ve iyilerden kim de gitmesin. Ama her şeyin bir vakti saati var. Vadesi dolunca o gider. “Ecel” denilen şey, baştan sonu belli olan ve o zamana kadar ertelenen zamanı ifade eder. Hz. AliEcelim ömrümün kefilidir” der ya, her şeyin bir eceli var, iyi ya da kötü, onun saati gelince o olacak.. Bu Allah’ın bilgisinde olandır.

Tekrar söylüyorum, kim ne yaparsa yapsın, sadece kendine yapar. Kimse İslam’a, Müslümanlara zarar veremez. Tabi zalimlere yardım eder, onlar karşısında sessiz kalırsanız o ateş döner sizi de yakar! Bize dokunan güçlükler bir imtihan sebebi iledir. Kim bilir, belki de Allah zalim birilerini başımıza musallat ederek, bizim ellerimizle o zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir.

Kim ne yaparsa kendine yapar. Herkes için yaptığının bir karşılığı vardır, “miskal, zerre miktar iyilik ya da kötülük” bu dünyada da, ahirette de yapana geri döndürülecektir.

Elbette “İslam her şeyi çözer”. O yaratanın açıklanmış rızası ve hükmüdür. Asıl cevabını arayan soru şu: Müslümanlar Allah adına, onun rızasının tecellisinin vesilesi olarak sorun mu çözüyor, yoksa nefsine, heva ve heveslerine uyup sorun mu üretiyor?

Allah cahiller ve zalimlere, onların peşinden gidenlere yardım etmeyecek. Onların işlerini sarp dağlara sardıracak. 

Ya Rab, bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil.

Selam ve dua ile.

 


YORUMLARA GÖZAT (60)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.