Ahmet Gülümseyen

Ahmet Gülümseyen

Spor, ahlak ve maneviyatın neresinde? (1)

-

Ahlâksızlık, fanatizm, para, ırkçılık, şiddet, şike ve diğerleri. Tüm bu unsurlar, futbol başta olmak üzere ‘spor’ kelimesinin içinin, işlevsel olarak boşalmasını tetikleyici unsurları oluyor. Bugün, ülkemizin en iyi teknik direktörü on maç, ülkenin en seçkin kulüp başkanı altı ay hak mahrumiyeti alıyor, dünyanın en iyi sporcuları doping yaptığı gerekçesiyle pistler, ring ve sahalardan kopup gidiyor, kamuoyunun yıldız dediği oyuncu magazin sayfalarında yer alıyor ise, bu durum insanın kendi kendine zulmetmesinden başka ne manaya gelebilir ki! Tüm bu olanları gördükten sonra, sadece ülkemizde değil, dünyada ‘spor’ yasaklansın dememiz için, bu sürecin içinde tam 25 yılımızı vermemiz gerekiyormuş, demek ki! Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinin, her bir zaman dilimi beş yıla karşılık geldiğinde, paylaştıklarımızın yabana atılmamasını gereken konulara ‘itiraz’ etmek, kimseye bir şey kazandırmayacağı, her halinden belli olsa gerek. ‘Soran dağlar aşmış, sormayan düz yolda şaşmış…’ atasözünü çok benimserim. Bu söze bağlı kalarak, her konuda olduğu gibi sporun amacından uzaklaşmasında sadece bir basamak olan ‘ahlâk’ konusunda araştırma yaptığımda Ankara, Çankaya İlçesi Gençlik ve Spor Hizmetleri İlçe Müdürlüğü’nün 2015 yılında, öğretmenler arasında Türkiye Genelinde organize ettiği ‘Sporda ahlak ve maneviyat’ adlı kompozisyon yarışmasında yer alan eserler dikkatimizi çekti. Ülkemizin dört bir yanında,  farklı branşlardan öğretmenin katılımıyla gerçekleşen ve duyguların kelimelere nakşedildiği her bir kompozisyon, eğitimci veya seyirci olarak spora ahlak ve maneviyat boyutunda anlamlı yansıması oluyor. Düşünce ‘fırtınasına’ şahit olurken, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!...’ şeklinde başlayan ve ‘…Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak! Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?’ şeklinde tamamlanan, muhasebe başlıklı şiirini hatırlattı. Sadece anlık mesaj değil, Milli Eğitim müfredatında, ‘Spor ve ahlak’ başlığı altında ders olarak okutulabilecek eserlerden kesitler…

İLK BAHAR BAHÇEM…

“…Sapsarı, altından saçları olan, ufacık, çelimsiz ilkokul öğrencisi bir çocuğuyken, her şey araştırmak, her şey merak konusuydu benim için. Mahallemizde bir karate kursu açılmıştı. Bunun haberi gelir gelmez gözümde canlandırdım, Japon filmlerindeki samuraylar gibi dövüşürken uçabilecek, kimse beni yakalayamayacak ve koşmaktan öte daha da özgür olacaktım. Birden gökkuşağının tüm renkleri belirdi içimde; yaşasın uçacaktım!. Annemin eteğine yapıştım, kursa gidebilmek için babama dudak büktüm ve zafer benim! Bütün mahalle çocuklarıyla birlikte yeni bir serüvenimiz başlamıştı. Bu kurs bizim için kim kimi daha çok döver değildi, yarıştı, heyecandı, hayal kurmaktı; ama unuttuğumuz bir şey vardı, hepimiz bir gün içinde duvarlarda koşup, koşarken de uçamayacaktık, bu iş uzun dürecekti. Belki uçamıyordum ama daha hızlı koşuyor, daha hızlı zıplıyor, fizik kurallarını zorlayacak hareketler yaparak, ruhumdaki özgürlüğün bedenimden yayılıyor olmasını mutlaka izliyordum. Hayranlarım bile vardı. Her yaştan koca koca adamlar, kadınlar, çocuklar… Bütün bunlar öz güvendi, mutluluktu, daha fazla güzelliği, iyiliği yaşama hevesiydi. Zaman ilerledi ve öğrendiklerimizi sınama vakti geldi, sınav olacaktık! Sınavın aslında dövüşmeden ibaret olmadığını o gün öğrenmiştim. Bir arkadaşımla karşılıklı hocaya ve birbirimize verdiğimiz selamlardan sonra, kuralları olan bir oyun içerisinde öğrendiklerimiz hareketleri sergilerken, vurmaya kıyamadığım arkadaşımdan birkaç darbe alınca onu bir sinirle yere düşürmüş ve o yerdeyken de onu vurmaya devam etmiştim. Salonda coşkulu bir kitle bundan inanılmaz zevk alıyor, alkışlar kıyamet arkadaşıma yaptığım şeyi destekliyordu...” (Yazan; Gülümser Akdemir-Doğubayazıt/Ağrı)

(Devam Edecek) 

 


YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.