Ali Akben

Ali Akben

Doktor olmuş ama…

-

Covid günlerinde milletimizin takdirini kazanan sağlık ordusunun en ön saf mücadele elemanı meslektaşlarımla gurur duyduğumu daha önce birkaç makalemde arz ederek sizlerle paylaştım. Bilim dünyasında akademik bir unvan olan doktora ve doktorluk, sanat ile hekimliğe dönüşemediği zaman, insan sağlığı için bazen çare ve çözüm üretmekte zorlanabiliyor. Covid-19 sürecinde müşahede ettiğim bazı paylaşımlar ve açıklamalar bu meselede görüşümü daha da pekiştirdi.

Şöyle ki, üniversitelerimizde 4 yıllık lisans eğitiminden sonra doktora olarak bilinen ilave bir eğitimi başarı ile verenler doktor olur. Tıp fakültelerinin süresinin altı yıl olması nedeni ile mezun olanlara direkt doktor denir. Bilinen bu malum üzere aktardıklarımı algılamalı ve doktor olmanın hekim olmak gibi daha şümullü bir mesleği icra etmede yetersizliklerine bu gözle bakılmalı kanaatini taşıyorum. 

Böyle zor bir zamanda bu konuda bilgi paylaşımına ihtiyaç hissetmemin sebebine gelince, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında covid-19 ile ilgili görüşlerini aktaran bir meslektaşımın söylediklerinden yola çıkıyor ve doktor gözlüğünün her şeyi görmediğini ve göremeyeceğini yaşadığım tecrübelerle aktarmak istiyorum.

Doktorluk akademik ve bilimsel bir unvan. Elbette çok değerli.

 Hekimlik ise ilim ve sanat icrası ile ilgili olup doktorluk ile birlikte hareket ettiğinde insan gibi anlaşılması çok zor bir makinanın işleyişi ve tamirinde daha şümullü çare ve çözüm üretmede bilim yanında ilim, sanat ve hikmeti kullanır.

İnsan denen eşrefi mahluk; Yaratılışı, yaşayışı, algısı, olgusu, ilgisi, sağlığı, hastalığı velhasıl daha bir çok yönü ile hâlâ muamma ve bilineni yanında bilinmeyeni oldukça fazla. Böyle bir gerçeklik karşısında meslektaşlarımın sadece doktorluk gözlüğü takarak bu eşrefi mahlukun ne içini, ne dışını, ne ruhunu, ne de enerjisini anlaması pek mümkün değil.

Bu kadar bilinmeyeni bilinir hale getirmek bilimin sınırlarını çok aştığından olsa gerek ilim ve hikmetten şifa ve Şafii’den bahsediyoruz. 

Bu gerçekliği kırk yıla yaklaşan meslek hayatımda doğru anladığım günden bu yana hekimlik yapmaya çalışıyorum. Ne farkı var diyenlere de çok fark var diyorum.

İnsan sağlığı, yaşaması ve hünerleri ile başlı başına bir muamma ancak hastalıkları da başka bir muamma. Aynı şikayetlerle aynı teşhisi koyarak, aynı tedaviye aldığımız hastaların bir kısmi duaları ile bizleri yere göğe sığdırmazken, başka bir kısmı elinden gelse meslektaşlarımı toprağın altına sığdıracak. Bunun izahını doktorluk unvanı ile yapmak pek mümkün değil. 

Bilimsel olarak yapılan hesaplar kitaplar, insan bünyesinde bazen artı bazen eksi yönde etki edip hastalarımızı da şaşkına çevirebiliyor. Bu gerçeklikten olsa gerek tıp ilminde matematikte olduğu gibi iki kere iki dört etmez. 

Tecrübelerime göre etmiyor da. 

İşin içinde başka birçok sırrın olduğu kesin. Doktorluk diploması bu sırrı çözmede dün de bugün de yetersiz.

Hekimliğe gelince, ne farkı var diyenlere çok farkı var diyorum. Gerçekten çok farkı var.

Yukarda bahsettiğim televizyon programında meslektaşım uyku sağlığından bahsediyordu. Uykunun saatinden bahisle bir yerlere gelmek istiyordu. Uyku elbette sağlıklı bir gıda ve yeterli ve düzenli alınmalı.

Konu bir yerlere geldi ozon tedavisinin covid-19’da etkin olmadığı ve FDA onayının dahi olmadığı bilimsel çalışmaların bu tedaviyi desteklemediğine kadar getirildi. Ülkemizde bazı meslektaşlarım hâlâ tıp endüstrisinin savrulduğu yerleri görme özürlü. 

Tıp endüstrisini tartışacak değilim.

Benim üzüldüğüm şey yıllar geçse de bir arpa boyu ilerlemek için batı tıbbından medet uman meslektaşlarımın çoğunlukta olması.

Değerli dostlar batı tıbbı elbette olumlu yönleri ile bizim kadim hekimliğimizi tamamlamak için kullanılmalı. Ancak tıbbın bilim yanında ilim dediğimiz hikmetlerle zenginleştirilerek dünün tecrübelerini bugünün teknolojisi ile birleştirmesi pek tabii mümkün. Tıbbın alternatifini aramak yerine eksiklerini tamamlamaya çalışmalı, kafa yormalıyız.

İnsan gibi muamma bir yaratığa sadece bilimsel gözlükler kullanarak baktığımızda gördüklerimiz yeterli olmuyor. Tıbbın endüstri kaynaklı uygulanan tedavilerinde bazen ciddi yan etkiler ve hatta ölümcül sonuçları göz ardı edemeyiz. Bu gerçeklikler biz hekimleri uyandırmalı. Hatanın neresinden dönersek kârlı oluruz gerçekliği ile de bizleri buluşturmalı.

Hekimlik, sanatı, ilim ve bilimi içinde barındıran ve hastalarımıza daha bütüncül bakmamıza sebep olması yönü ile giderek tüm dünyada rağbet görmeye başladı. Tıbbın endüstrileşmesi sonucu hata üstüne yapılan hataların bu gelişmede elbette büyük payı var.

Tıp fakültesine başladığım yıllarda rağbet gören birçok tanı ve tedavi vasıtası bugün müzelik olmuş durumda. Dün doğru dediğimiz çok sayıda bilgiye bugün gülüp geçiyoruz. Bu durum dünya var oldukça böyle devam edecek. Bizden sonrakilerin bizim yere göğe sığdırmadığımız Nobel ödüllü teşhis ve tedavilerimize gülüp geçtiklerini görür gibiyim.

Bu gerçeklikler bizlerin ufkunu açmalı, insan gibi çok bilinmeyenli bir varlığa sadece bilimsel gözlük kullanarak çare ve çözüm üretemeyeceğimizi artık anlamalıyız. 

Şifayı verenin Yaratan olduğunu anladığımız gün hem hekimler hem de hastalar çok farklı bir şansı yakalamış olur.

Hastalarımıza bakış gözlüğümüz böyle arı duru ve berrak olduğunda daha az hata yaparız. Şifa verene daha çok sığınırız. 

Önümüzdeki haftadan itibaren covid-19 ile ilgili devletimiz deneme mahiyetinde yeni önemli kararlar aldı. Özellikle maske, mesafe ve hijyen olarak sıralanan üçlüye azami uymaya çalışalım. Virüsle yaşamaya alışmamız gerekiyor ki, daha önce de yaşıyorduk. 

Alışıncaya kadar tedbiri elden bırakmayalım. Bana bir şey olmaz diyenlere bir şey olduğunu mesleğim icabı sık görenlerdenim.

Tedbir-tedbir-tedbir.

Elbette takdir Allah’tan.

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

 


YORUMLARA GÖZAT (6)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.