Ali Karahasanoğlu

Ali Karahasanoğlu

Akit de olmasa bunların maskelerini kim indirecek?

-

 

Akit de olmasa, bunların maskelerini, kim indirecekti?

Hayır, sadece yaptığımız haberlerle değil..

Yaptığımız haberler sonrasında, turnusol kağıdı gibi, bunların gerçek niyetlerini ortaya çıkarmada da, Akit büyük görev üstleniyor..

Düşünün..

Sabahtan akşama kadar, “Basın özgürlüğü” diyen sivil toplum kuruluşlarının, bu söylemlerinde ne kadar samimi olduklarını nasıl anlayabilirdik?

Kalplerini yarıp bakamayacağımıza göre..

Söylemlerine itibar edecektik..

Hatta içimizdeki saflar bize, “Niyet okumayın” tavsiyelerinde bulunacaklar..

“Basın özgürlüğünden yana olduklarını söylüyorlar, sizin lehinize açıklama yapıyorlar, niye gıcıklık yapıyorsunuz ki?” diye, bize hesap soracaklardı..

Ama nasırlarına basınca..

Gerçek yüzlerini hemen ortaya çıkarıyorlar..

Ben kendime konduramıyorum..

“Basın özgürlüğü” deyip, ardından bir gazeteci hakkında suç duyurusunda bulunmayı, savcıya gidip, “Şu gazeteciyi cezalandırın. Hapse atın” demeyi, kendi vicdanımda tutarlı bulmuyorum..

O kadar hakaret ediyorlar..

Son olaydan örnek vereyim..

İzmir Barosu şikayet etmiş, hakkımızda 4.5 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış..

Sebep ne?

Bir köşe yazısı..

Utanması olan insanlar, böyle bir suç duyurusunda bulunmuş olsalar bile..

İddianame düzenlendikten sonra, bir özeleştiri yapıp, “Acaba işi biraz abarttık mı?” diye sorgulama yapar..

Bunlarda geri adım asla yok..

Suç duyurusu, iddianameye dönüşmüş..

Ardından adamlarına bir haber daha yaptırıyorlar: “Gerici Akit gazetesine, savcıdan dava!”

Bu ne utanmazlıktır, bu ne ahlaksızlıktır?..

Basın özgürlüğü ihlal edilip, ceza davası açılmış, haydi Akit gazetesine destek vermek istemiyorsunuz, basın özgürlüğüne inanmadığınızı ispatlıyorsunuz..

Peki, böyle bir haberi yaparken bile, bir gazeteye hakaret etmek de ne oluyor?

Böyle bir nitelemeyi, nasıl yapabiliyorsunuz?

Yazarımız Abdurrahman Dilipak ağabeyin AK Parti’ye yönelik samimi eleştirilerini haber yapıyorlar..

Başlığı şöyle atıyorlar: “Yobaz yazar Dilipak: AKP’den beklenti azalıyor”

Bunlarda tutarlılık, ilke, dürüstlük ne arar?

Kendileri herkese istedikleri gibi saldırsınlar..

Hakaret etsinler..

Hatta dümdüz küfür etsinler..

Bu küfürler, savcılığı harekete geçirdiğinde, “Sert eleştiridir. Hangi çağda yaşıyorsunuz, katlanacaksınız” savunmaları ile, en adice küfürleri bile normalleştirmeye çalışıyor, savunmaya kalkıyorlar..

Ama..

Siz küçücük bir eleştiri getirin..

Haydi eski dönemlerdeki nobranlıklarını unutalım..

Unutmamamız gerekir ama.. 

Bir anlığına unutalım..

28 Şubat sürecinde, Akit çizgisine, diğer dindar gazetecilere yaptıklarını es geçelim..

Bir günlük gazete nüshasından, üç tane DGM’lik suç çıkartıp, savcı önüne çağırdıklarını, aynı anda bir de Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açmak üzere, basın savcısının önüne gittiğimiz günleri unutalım..

Ama bugün dahi..

Bizzat bu baroların.. 

Tabipler odasının..

Mimarlar odasının.

Veterinerler odasının suç duyuruları ile, savcı önüne gidip, ifade veriyoruz..

Ama onlar demokrat..

Biz değiliz!..

Onlar basın özgürlüğünden yanalar..

Biz değiliz!.

Bunlarla paralel kafaya sahip gazeteciler cemiyetleri bile...

Basın konseyi adı altında oluşturulan illegal yapılar bile..

“Özgürlük.. Özgürlük.. Özgürlük” derken..

Akit’te çıkan haberleri cezalandırmak için, yazdıkları yazılar, hiçbir hukuki yetkileri olmadığı halde istedikleri savunmalar..

Nasıl kirli bir özgürlük anlayışları olduğunu ortaya çıkarıyor..

Zaman zaman, ben bile bunların söylemlerine kapılıyorum..

Baro yetkilileri çıkıyor, “Savunma kutsaldır. Katilin bile savunma hakkı vardır” diyor..

Kendi kendime düşünüyorum; “Prensip olarak doğru değil mi? Katil gibi gözüken kişinin de savunma hakkı yok mu?” diye, “Acaba” sorusunu kendime yöneltiyorum..

Bu gerekçe ile, teröristi savunuyorlar.

Teröriste belediyenin kapılarını sonuna kadar açan belediye başkanlarını savunuyorlar..

“Hukuk” diyorlar..

“Yargı kararı olmadan, kimse suçlanamaz” diyorlar..

İçimizin yağı eriyor..

Koşu yapmaya, spor yapmaya ihtiyaç duymuyoruz.

Bir günde iki-üç kilo birden veriyoruz..

Ama iş bunların hükümranlık alanına gelince..

Tabularına gelince..

Aileyi yıkarak kazandıkları trilyonlara gelince..

Hemen soluğu savcılıkta alıyorlar..

Sadece bir avukata, üç avukata da değil.

Avukatların tamamına hakaret etmişiz..

7 bin avukatın oyu ile yönetimi alıyorlar..

Sonra o 7 bin kişinin seçtiği yönetimin yaptığı yanlışı dillendirdiğimizde..

“Temsil ettiğimiz 40 bin avukata hakaret edilmiştir” diyerek, savcı amcalarına koşuyorlar..

Açtırdıkları ceza davalarında..

Hakimin karşısına geçip, “Biz bu suçtan zarar gördük hakim bey..” diyorlar..

Hakim “Ne zararı gördün” diyor..

“Bizim yüce değerlerimize saldırdı bunlar” diyorlar..

Hakim, “Böyle bir müdahilliğin kanunda yeri yok” diyor..

Onlar, sonraki duruşmaya bir daha geliyorlar..

“Hakim bey.. Sanık cezalandırılmalı. Sanığa iyi hal indirimi yapılmamalı. Sanığın cezası ertelenmemeli. Sanığa alt seviyeden değil, üst seviyeden ceza verilmeli” diyorlar..

Bunların şerrinden hakimler bile çekindikleri için, “Siz ne utanmaz insanlarsınız. Müdahilliğinizi reddettim.. Hâlâ gelmiş vıdı vıdı konuşuyorsunuz” demiyor.. Diyemiyor.. 

Sadece barolar değil.

Tabipler odası da..

“Teröristin de hayat hakkı var, tedavi görme hakkı var” diyorlar..

“Devletin eline geçti ise, artık onun canı, devlete emanettir” diyoruz..

Tabipler odasının açıklamasına hak vermek istiyoruz..

Ama bir bakıyoruz ki..

Askere, polise kurşun sıkanın bile hayat hakkı olduğunu kafamıza kafamıza vurarak kabul ettirmeye çalışanlar, teröristin vurduğu askeri sedyede kendi haline bırakıp, keyif çatan doktorlara açılan disiplin soruşturmalarını kınıyor..

Mimarlar odasını mı soruyorsunuz?

Veterinerler odasını mı soruyorsunuz..

Hiçbirinin, diğerinden farkı yok..

Bu kadarını söyleyeyim, siz gerisini anlayın..

 


YORUMLARA GÖZAT (59)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.