Ali Karahasanoğlu

Ali Karahasanoğlu

Başörtülülerin böyle bir ‘Devlet abisi’ yoktu!

-

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tak diye emretti..

Milli Eğitim Bakanlığı, şak diye gereğini yaptı..

Öğrenci andı ile ilgili Danıştay 8. Dairesi’nin kararının temyiz dilekçesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın avukatları, biraz konunun dışına çıkarak, genel değerlendirmelerle, MHP Genel Başkanı’nı üzmüşler..

Salı günkü grup toplantısında konuyu gündeme getiren Devlet Bahçeli’nin tepkisi üzerine..

Milli Eğitim Bakanlığı, ant kararı ile ilgili temyiz dilekçesindeki o ifadeleri kaleme alan avukatı ve denetlemeyi gerektiği şekilde yapmayan bürokratı görevden aldı.

Ayrıca o ifadelerin de temyiz dilekçesinden çıkartıldığını açıkladı..

Hukukçular bilirler.

Olay aslında çok basit..

İktidarın kadrolaşamamasının bir sonucu bu..

Tepede Tayyip Erdoğan var..

“Öğrenci andı”nın kaldırılmasından yana bir Cumhurbaşkanı var..

Ama.. Aynı zamanda, “Türklük ile, veya başka bir etnik yapı ile de kavga etmek istemeyen” bir Cumhurbaşkanı’mız var..

Bakanlıktaki avukatlar ise..

“Bakanlık öğrenci andını kaldırmak istedi..  Danıştay iptal etti.. Şimdi temyiz dilekçemize her şeyi yazalım, öğrenci andının kaldırılmasını ölümüne savunalım ki, davayı kazanalım” mantığı ile..

Temyiz dilekçesine ilgili-ilgisiz her şeyi yazdılar..

Eski Türkiye’nin alışkanlığını bir defa daha tekrarladılar..

Ama..

Bu sefer duvara tosladılar..

Eski Türkiye’nin, geride kaldığını gösteren bir çıkış ile..

Görevlerinden oldular..

Bana kalırsa, biraz ağır bir ceza..

Ama..

İktidarın yapmak istedikleri ile..

Alt kadrolardakilerin uyumsuzluğunu sona erdirecek bir devrim olacak ise..

Gerekli/zorunlu bir uygulama oldu..

Niçin “gerekli bir uygulama” diyorum?

Eski Türkiye’deki o alışkanlığın acısını çok çektik de onun için..

Cumhurbaşkanı ve siyasi iktidarın söylemi ile, alt kadrolardakinin söyleminin birbiri ile çelişik olduğunu gösteren, çok daha uç örnekleri bire bir yaşadık da onun için..

Mesela?

Mesela, 2002’de AK Parti ezici çoğunlukla iktidara gelmiş.

Toplumsal mutabakat ile başörtü sorununun çözüleceğini seçmenine vaad etmiş..

Başbakan’ın eşi başörtülü..

Bakanların bir kısmının eşleri başörtülü..

Böyle bir siyasi iktidarın, başörtü karşıtlığı yapması mümkün mü?

Teorik olarak, mümkün değil..

Ama pratikte, tam aksi oluyor..

AİHM’de açılan başörtü yasağının insan hakkı ihlali olduğu gerekçeli meşhur davada, kendi eşi de başörtülü olan Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde, bürokratlar AİHM’e yolladıkları cevap dilekçesinde, şunları iddia ediyorlar:

“Türkiye’nin laiklik ilkesi, çağdaş eğitim konusundaki tutumu, çağdaş eğitim ilkeleri, yasal düzenlemeler ve mahkemelerin aldığı kararlar gereği, Türkiye Anayasası din istismarını yasaklamaktadır. Türban, üniversitelerde laik eğitimle çeliştiği ve bağdaşmadığı, gericiliği teşvik ettiği için, türban yasağı Anayasa’ya uygundur.”

Hatta, AK Parti’nin iktidarının birinci yılında dahi..

Yani 2003 Kasım ayında dahi..

“Türban gericiliği teşvik etmekte, çağdaşlaşma yolunda geri adım olduğundan, laik eğitim ilkesine ters düşmektedir. Siyasilerce de şeriat bayraktarlığı için siyasi amaçlı kullanılmaktadır” ifadeleri ile, ek savunma da yapılmıştır.. Yapılabilmiştir..

Darbecilerin borusunun öttüğü..

Ergenekon’un hayatta olduğu..

Ahlaksız gazetecilerin, generallerle iş bitirerek siyasi iktidara tehditler savurduğu o günkü Türkiye’de, bazı akl-ı evveller de..

“Bak bak.. AK Parti aslında başörtü yasağının kalkmasını istemiyor.. AİHM’e yolladığı savunmada, yasağı savunuyor” diyerek, tehdit altındaki AK Parti’nin çaresizliği üzerinden, siyasi rant oluşturmaya çalışıyordu..

Aynı zamanda da bu örnek ile..

AK Parti’nin, bürokrasiye hakim olamadığını da görmüş oluyorduk..

O tarihlerde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Türk kimliğine yönelik bugünlerdeki bazı eleştirel bakış açılarına gösterdiği tepkiye benzer bir tepki koyacak, tesettürlülerin bir Devlet abisi olmadığı için..

AİHM’e o savunmayı yollayan bürokratlar görevden alınmıyor, “Sen bu ülkenin Başbakan’ının eşinin başındaki örtüyü görmüyor musun? Başörtülülere ettiğin o hakaretler, aynı zamanda amirin konumundaki Başbakan’a da hakarettir” itirazı, hiç kimse tarafından dillendirilmiyordu..

O yasakçı bürokratlar, CHP’li kadrolar tarafından el üstünde tutuluyor.. Devletin esas savunucuları gibi gösteriliyordu..

O bürokratlar, o ahlaksız iddiaları dile getirdikten sonra dahi, yıllarca görevde kaldılar..

Ne Devlet Bahçeli’nin kendisi..

Ne de..

Bugünkü Devlet Bahçeli’nin bir benzeri..

O tarihlerde, siyasi iktidara bir zılgıt çekip..

O bürokratların görevden alınmasını sağlayamadılar..

AİHM’deki başörtü yasağı ile ilgili dava, tüm Müslümanların davası idi..

Tepkisizlik, tüm Müslümanların sorunu idi..

Akit’e özel gibi görünen..

Ama, aslında yine tüm dindar insanları ilgilendiren başka örnekler de verebilirim..

Mesela..

Yine AK Parti’nin iktidarının ilk yılları..

İstanbul’da ikiz Sinagog saldırıları yaşanmış..

Ardından, durumdan vazife çıkartan, dönemin Jandarma Komutanı ve daha sonraki yıllarda Ergenekon davasından tutuklanan Şener Eruygur, Suriye’ye dil öğrenmeye giden 20 kadar kızı, özel ekip yollayarak derdest edip, Türkiye’ye getirtiyor. Büyük tantanalarla.. “Teröristler yakalandı” palavraları ile..

Akit de.. Her zamanki duyarlılığı ile, o genç kızların, sadece Arapça öğrenmek için Suriye’ye gittikleri, terör ile hiçbir ilgileri olmadığını, belgeleri ile ortaya koyuyor..

Kızların büyük çoğunluğu serbest kalıyor.. Sadece iki kişi tutuklanıyor. Daha sonra onlar da beraat ediyor.

Ama..

İlk aşamada Şener Eruygur’un iddialarını boşa çıkarttığımız için.. Cezalandırılmak isteniyoruz..

Jandarma Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı’na yazı gönderiyor..

“Komutanımıza hakaret eden Akit gazetesine dava açılması”nı isteyen tehdit içerikli yazıyı yolluyor..

AK Parti’nin göreve getirdiği İçişleri Bakanı da..

“Emriniz, emirdir” deyip, Akit gazetesine dava açılması için, İstanbul Valiliği’ne yazıyı yönlendiriyor..

AK Parti’nin göreve getirdiği İstanbul Valisi de, Akit’e davayı açtırtıyor.. 

O dava.. 10 yıl sürdü.. 

AK Parti’nin iktidarında, darbeciler, Akit’i, AK Partili bürokratlara dava ettirdiler..

Ara ara, bazı içişleri bakanlarına biraz da espri ile karışık, “Bizi dava ettiniz, vazgeçmeyi düşünür müsünüz” dediğimizde..

“Aaa.. Öyle mi.. Vah vah vah”dan başka bir şey duymadık..

Alnımızın teri ile, yarım milyon liralık o davayı, 10 yıl sonra kazandık..

İşte böyle, bürokratlar ile, iktidarın.. Hatta darbeci bürokratlar ile, siyasi iktidarın uyumsuzluğu, her daim olagelmiştir..

Biz mağdur olduğumuzda, o çelişki giderilememişti. Türk etnik kimliğine laf edilince.. Anında refleks gösterildi..

 


YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.