Ali Karahasanoğlu

Ali Karahasanoğlu

“Çoklu yargı”yı kuranlar “çoklu baro”ya itiraz ediyor

-

TBMM’de çoklu baro sistemi ile ilgili kanun değişikliği görüşmeleri sürüyor..

Sol kesim; aklımızla, hafızamızla, her şeyimizle alay edercesine “Çoklu baro”nun yanlışlığını, hukuksuzluğunu iddia ediyor..

Oysa “çoklu baro” ne ki?

Biz bu solcuların, bu ülkede “çoklu yargı” sistemini hayata geçirdiklerini bile biliriz..

Şimdi çıkışıyorlar: “Bir ilde iki tane büyükşehir belediyesi olmayacağı gibi, iki tane baro da olmaz..”

İki büyükşehir belediyesi aynı yer ile yetkili olduğunda, ikisinin de hizmete gitmeyeceği veya ikisinin birden aynı yerdeki mesela yol yapımını üstleneceği absürt olaylarla karşılaşabiliriz..

Dolayısı ile, iki tane belediye olmaz..

Ama..

Her baro, kendisine müracaat eden avukat adayının staj işlemlerini yürütüp, ruhsatını vereceği için, kendisine üye olan avukatın disiplin işlemlerini yapacağı için, iki baronun yetkisi çakışmaz..

Ama ben size, CHP kafasının ülkeyi yönettiği dönemden, yargının nasıl çoklu sisteme geçtiğini anlatayım..

Bakın, “çoklu yargı, hem nasıl, çoklu barodan daha vahim sonuçlar doğuruyor”muş?

Tarih 2 Temmuz 1993...

Suçlananların hiçbirisinde tek bir silah olmayan Sivas olaylarının davası, Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın talebi ile, Sivas’ta görülmesi gerekir iken, Yargıtay’a karar aldırılarak Ankara’ya getirildi..

Madımak olayından üç gün sonra yaşanan ve 50’dan fazla faili olup, her birinin elinde ağır diyebileceğimiz silahların olduğu Başbağlar katliamı yargılaması ise, Erzincan’da yapılması gerekir iken, İzmir DGM’ye götürüldü..

“Çoklu yargı”yı görüyor musunuz?

Kendilerine hedef seçtikleri dindar insanları yargılayacakları zaman, Ankara DGM’yi seçiyorlar..

Ki, Ankara’daki müşteki avukatları ile, davayı istedikleri yöne sevketsinler.. Davada yargılananları kendi illerinden uzağa taşıyıp, müştekilerin kontrolünde yargılama yapılmasını sağlasınlar..

Nitekim istediklerini de başardılar..

Normalde en ağır ceza 10- 12 yıl olması gerekirken, 33 kişiye birden idam cezası verdirdiler..

Ama kendilerine yakın kişiler suç faili olduklarında, onlara karşı ciddi bir yargılama yapılamasın, beraat etsinler diye, Erzincan yerine, mağdurlardan hemen hiç kimsenin olmadığı İzmir DGM’ye davayı naklediyorlar.. 

Katliamda yakınlarını kaybedenler, Erzincan’da yaşıyorlar.. Bir kısmı ise İstanbul’da yaşıyor.. Dava ne Erzincan’da görülüyor, ne de İstanbul’a getiriliyor.. İkisinden de öte, İzmir’de görülüyor.. Ki, mağdurlar dava ile ilgilenemesinler.. Sanıklar, SHP (CHP) kafasından siyasetçilerin baskısı ile, cezadan kurtulsunlar..

Aynıyla, öyle de oluyor..

Aralarında uzun yıllar fark olan iki olaydan bahsetmiyorum..

Biri 2 Temmuz 1993.. 

Diğeri 5 Temmuz 1993..

Birisinde tek silah yok..

Diğerinde 50’den fazla keleş var..

Birisinde tasarlayarak bir öldürme söz konusu değil..

Diğerinde, planlayarak, hedef için en az 10-12 saatlik mesafeye gidilerek, tasarlanmış bir cinayet söz konusu..

Birisinde (Madımak’ta) kurşunla öldürülen, CHP’lilerin Bilim ve Kültür Merkezi’nin içindeki listeye isimlerinin yazılmasına bile itiraz ettikleri kişileri çıkartırsak, otel içinde yangın dumanından zehirlenerek ölen 33 kişi var..

Diğerinde (Başbağlar’da) kurşun sıkılarak, ve öldürme amaçlı olarak evinin içinde yakılan 33 insan var..

Madımak’taki 33 ölüm için, 33 şüpheliye idam cezası verildi.

Babağlar için, 33 kasten öldürülen insan için, bir tane idam verilmedi.. İdamı bıraktık, hapis cezası bile verilmedi..

Nasıl, beğendiniz mi, “çoklu yargı”yı?

Bir davada öyle..

Bir davada böyle..

İşine nasıl geliyorsa..

Dedeler nasıl istiyorsa..

“Dede” dediysem, konuyu abarttığımı sanmayın.

Adalet Bakanlığı koltuğunda, o gün bir dede oturuyordu.

Seyfi Oktay isimli bir dede..

Bu “dede”, hem Madımak şüphelilerinin idam cezası almalarını istiyordu..

Aldırttı..

Hem de, Başbağlar katliamının cezasız kalmasını istiyordu. Nitekim Başbağlar failleri cezasız kaldı..

Şimdi tam bu noktada, dediklerimizin bir de sağlamasını yapalım..

Olur ya, 1993’teki o rezalete, bir davayı sanıklar aleyhine Ankara’ya, diğer davayı sanıklar lehine İzmir’e götüren “dansöz yargı”yı, bugün hedefte olan barolar benimsemiyor olabilir!

Buyrun İzmir Barosu’nun sitesine girin görün: “27 yıl önce bugün Sivas’ın tam göbeğinde, ülkemizin büyük emeklerle yetiştirdiği şair, yazar, müzisyen ve tiyatrocuların içinde bulunduğu 35 yurttaşımız gözü dönmüş canilerin ‘şeriat isteriz’ çığlıkları arasında yakıldı.” 

Bu 2 Temmuz’da siteye girmiş. Dün akşam geç saatlere kadar bekledim, 5 Temmuz’da Başbağlar’da yakılan, kurşunlarla katledilen insanlar da anılsın diye.. Boşuna bekledim. Ahlaksızlığı zirveye çıkan eşcinsellere destek veren barodan, ahlak beklenir mi?

Ankara Barosu’na geçtim: “Sivas katliamındaki barbarlık bizlere; ötekileştirmenin ve ayrımcılığın kötülüğünde şiddetin körüklenerek ve insanlığa karşı suç olarak ‘kutsal yaşama hakkının’ nasıl da acımasızlığın ve kinin ateşinde gasp edilip yanabileceğini göstermiştir.”

5 Temmuz Başbağlar katliamının yıldönümünde, aynı baronun kınaması mı?

Yok..

Çünkü onlar, tam da Sivas’ta karşımıza çıktığı iddia edilen “kin”in sahipleri.. Onlar; dindar insanları katletmenin meşru olduğuna inanan, dindarın kutsalına küfretmeyi görev bilen “kindar”lar! 

Yoksa, Sivas’ı kınayıp, Başbağlar’a niye sessiz kalsınlar ki?

 


YORUMLARA GÖZAT (70)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.