Ali Karahasanoğlu

Ali Karahasanoğlu

Yalan mı avukatlar, AK Parti uçurmadı mı sizi?

-

Barolarla ilgili Avukatlık Kanunu’ndaki yapılmak istenilen değişikliğin görüşmeleri sürüyor..

CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Adalet Komisyonu’nda söz alıp, AK Parti ve MHP’li milletvekillerine sormuş:

“İstanbul Barosu, Ankara Barosu, İzmir Barosu, (..)her ay bir gazetede tam sayfa bir ilan verseydi, deseydi ki: ‘Sayın Cumhurbaşkanımız, grip olmuş kendisine acil şifalar diliyoruz.’ Deseydi ki: ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın himayeleri altında, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin öncülüğünde Türkiye’de yargı reformlarında arşıâlâya çıktık, bu paketlerle yürüyoruz.’ Ben size bir şey soruyorum kendi içinizden yemin ederek bunun cevabını verin, bu teklif gelir miydi, gelmez miydi?”

Bülent bey bunu sormuş.

Ben de şu an sokaklarda yatıp, avukatlığın onurunu rezil eden, Çankaya Belediyesi’nden çaymatik yardımı alarak bedavaya çay içen, parasını da Çankaya’daki halkın cebinden ödettiren avukatlar, baro başkanları dahil, tüm avukatlara sorayım:

“Düne kadar, büronuzdan bir saatte gidemediğiniz adliyede, açacağınız dava için, 

Dilekçeyi nöbetçi hakime havale ettirme,

Bu arada nöbetçi hakim duruşmada ise, 3 saat bekleme, adliye dışına çıktı ise, koridorda aylak aylak dolaşma, başka bir hakime gidip, ‘sayın hakimim inanın ki, çok önemli bir duruşmam var, diğer adliyede. Ona yetişmem gerekiyor, nolursunuz, nöbetçi hakim yerinde yok, şu dava dilekçeme bir havale yapar mısınız. (Not: Havale dediğimiz, dilekçenin üstüne veya en altına, ‘Görüldü’ diye bir ifade yazıp, tarih atıp, hakimin imzalamasından ibaret) Hakim size şöyle, oturduğu yerden, ama tepeden bakarcasına, ‘Lavaboya falan gitmiştir, biraz bekleyiverin’ cevabını verir.. Ne yapacaksınız, hakime silah mı çekeceksin. Mecburen çıkıp, koridorda zindandaki mahkumların yaptığı gibi, “Tam uzunluk 35 adım, bir karış” ölçüsünü almaya devam edersiniz. 

O hakim havale yapmadı ya, bir ay önce girdiğiniz duruşmada, çok güzel bir dilekçe yazarak davanızı güzel anlattığınız için “Sizi tebrik ederim avukat bey” diye övgüde bulunan hakim gelir aklınıza.. Onun kapısını tıklatırsınız, büyük bir heyecanla..

“Çok özür dilerim. Sizi de meşgul ediyorum. Nöbetçi hakimimiz yerinde değildi, müsaitseniz, dava dilekçeme bir görüldü alabilir miyim?”

Yanılmamışsınız.

İşte bu hakimde “görüldü” devasa sorununu büyük ihtimalle çözeceksiniz. Ama hemen oracıkta değil.. “Haa. Nöbetçi hakim ile ben de biraz önce dışardan geldik.. Odasına geçmek üzeredir. Siz buyrun, görüldüyü kendisi yapsın” cevabını alır, tekrar nöbetçi hakimin odasına yönelirsiniz..

Sakın, nöbetçi hakime, “Efendim 45 dakikadır adliye içinde sizi bekliyorum” türünden bir densizlik yapmayınız..

“Hakime hakaret”ten, polisi bir çağırdı mı? Ömrünüz, “ben kötü bir şey demedim ki?”yi anlatmakla geçer.. Yanınızda ne bir baro yetkilisini bulursunuz, ne de sizi dinleyecek kişi..

Havaleyi aldınız diye, davayı açtınız mı sanıyorsunuz.

Dava açmak o kadar kolay mı?

Şimdi kaleme gidip, yazıişleri müdürünü bulacaksınız. Girdiniz kaleme, 6-7 kişinin bulunduğu büyükçe odada, kendisine müstakil bir masa ayrılmış müdürün yerini yakaladınız.. Haydi bu sefer, müdürü masasında oturuyor varsayalım.. (Bizim müdür bey izne çıktı.. Ailevi sorunları vardı, cevabı bile alabilirsiniz. Aynıyla vaki.)

Götürüp, dilekçeyi koydunuz önüne..

Alıp bakar, hesap makinesini yanına çeker, hesaplamalar yaparken, bir telefon çalarsa.. Ayvayı yediniz. Telefonda muhabbet ederken, siz beklemeye mahkumsunuz.. Telefon bitince, kafam karıştı gerekçesi ile tekrar sıfırdan hesaplamalar başlar.. 

Harç hesaplandı, ağır hareketlerle ciltli haldeki şablon tahakkuklara bilgiler yazıldı.. 

Davayı açtınız mı?

Durun bakalım.. Daha yapılacak çok iş var.. 

Yazıişleri müdürü, sizi biraz genç gördü ve kendisi de babacan bir tavır sergilemek istiyorsa, şanlısınız demektir.. Sizi tembihleyecektir:

“Şimdi bu harçları, aşağıdaki veznemize götürüp yatırıyorsunuz, sonra postaneye gidip, .. TL’lik posta pulu alıyorsunuz.. Veznenin yanındaki büroda boş dosya satılıyor. Aman ha, kırtasiyeden değil, bizim vakfın damgası olan özel dosyadan alacaksınız. Haydi Allah yardımcın olsun yavrum..” 

İndiniz, dosya için ayrı kuyruk.

Harcı yatırmak için ayrı kuyruğa girdiniz, o sırada, öğle arası için, dakikalar kısaldı mı? İçiniz içinizi yiyor. “Aksilik olmazsa sıra bana gelir de.. Ya önümdeki avukatlardan birisinin harcında sorun çıkarsa, hadi sorun çıkmadı diyelim, parası bozuktu-değildi tartışması çıkarsa, iş birazcık uzarsa, öğle tatiline girerlerse, ben ne yaparım..?”

Harcı da yatırdınız diyelim..

Şimdi bir de postaneye gitmek lazım. Büyük Adliyelerde postane var ama. Küçük adliyelerde, postane en yakını 300-500 metre ilerde..

Gittiniz, kuyruğa girdiniz, posta pulunu da aldınız, tekrar mahkemenin kalemine..

İtina ile hazırladığınız dosyayı, harç makbuzlarını, posta pulunu verdiniz, tam “Bir tevzi (dağıtım) numarası alabilir miyim” derken.. 

“Avukat bey, tebligat zarfları nerede? Biliyorsunuz, artık Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’nın baskılı tebligat zarflarını kullanıyoruz. Davalı adedinden bir fazla, o tebliat zarflarından alıp gelin de dosyanızı Esas dava nöbet defterine kaydedelim..” cevabı ile yine merdivenlere koyulursunuz.. 

Onu da yaptınız.. Tevzi numaranızı da alıp, çıktınız. İki gün sonra, davanızın hangi mahkemeye düştüğünü öğrenmek için tekrar adliyeye gelirsiniz..

Defterden aynı gün açılan yaklaşık 50-60 davacı isminden tek tek tarama yapar, dosyanızı bulur, büyük bir sevinçle “işte bu” diye havaya zıplar, koşa koşa o mahkemenin kalemine gider, duruşma gününüzü öğrenmeye çalışırsınız..

Kaleme girdiniz, sordunuz.. “Şu tarihte açtığım dava size düşmüş.”

“Aaa avukat bey, ne aceleniz var, o dosyalar daha bize gelmedi ki?. Siz listede bize geleceğini görmüş olabilirsiniz, ama hakim havalesi ile dosyalar bize yollanıyor. Malum işler biraz yoğun.. Siz önümüzdeki hafta bir uğrayıverin..”

Sonraki hafta bir daha uğruyorsunuz..

Şansınız yaver giderse duruşma gününüzü alıyorsunuz. 

Buraya kadar anlattığım tüm bu işlemler, AK Parti sayesinde şimdi kaç dakikada yapılıyor, biliyor musunuz?

Bir tek kişi ile muhatap olmadan. Ne hakim, ne katip, ne yazıişleri müdürü. Ne veznedar, ne postacı..  Ne otobüs, ne şoför, ne yol, ne trafik işareti..

Yazıhanenizde otururken, 5 dakikanın içinde, bütün bu işlemleri yapıp bitiriyorsunuz. 

Sadece dava açmak değil. İcra takibi de öyle. Temyiz dilekçesini vermek, keşif masraflarını yatırmak, istenen belgelerin dosya içine gelip gelmediğini öğrenmek.. Daha nice işlemlerin hepsini, UYAP sistemi üzerinden, oturduğunuz yerden, bir bilgisayar tıkı ile öğrenebiliyorsunuz..

Ve Bülent Tezcan, utanmadan, sıkılmadan, baro başkanları Erdoğan’a teşekkür ilanları verseydi, baro değişikliğinin gündeme gelmeyeceğini söylüyor..

Ben de diyorum ki, bugün sokaklara düşen o baro başkanlarında azıcık vicdan olsa idi, değil geçmiş olsun ilanları, 24 saat “Allah razı olsun, ayağınıza taş değdirmesin” ilanları vermeleri gerekirdi..

Tabii, azıcık insafları varsa..

 


YORUMLARA GÖZAT (76)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.