Ali Osman Aydın

Ali Osman Aydın

Trafik Travmasına Bisikletli Terapi

-

Bisiklet kullanmak çocuksu ve sıradan bir aktivite olarak görülmemelidir.

O, modern toplum içinde alışageldiğimiz durağan hayat tarzımızda bir kırılmaya yol açar. Gerçekten de bisiklet modern toplumun ambalajlanmış hazır zevklerinin yanında taş balta kadar ilkel durmaktadır.

Camekanlı ofisler, site tipi daireler ve 1600 cc’lik dizel motorun sağladığı yalıtım tabii çevreden kopuşsa, bisiklet tekrar ona dönüş anlamına gelir. Çünkü o, çevreyi izlenen bir manzara olmaktan çıkararak, tıpkı eskisi gibi; dokunulan, koklanan, hissedilen, dinlenilen bir şey halinde algılamamızı sağlar. Bizi çevreyle barıştırır. İş yerinize bisikletle gitmek, yol üzerinde soluklanmak için bir mola vermek hep kullandığınız o güzergahta daha önce fark etmediğiniz yığınla şeyi görmenize sebep olabilir örneğin.

Bisiklet kullanmak günlük hayatınızda çeşitli değişikliklere yol açar. Normal kıyafetleriniz, bedeninizin içinde kolayca hareket edebileceği daha rahat kıyafetlerle yer değiştirir.  

Uzaklık- yakınlık kavramınız değişir.

Sizi hareketin mutluluk veren dinamizminin içine katarak hayatınıza organik heyecanlar kazandırır.  

Bisiklet çevreyi kirletmediği gibi sizi otomobilin bütçenizi sömüren tüm maddi ve fiziksel zararlarından da uzak tutar. Bisiklet önemli bir tasarruf aracıdır.

Ayrıca bisikletle yapacağınız bir saatlik yolculuk, üzerinizde çok az ilacın yapacağı sakinleştirici bir etki yapar çünkü vücudunuz serotonin, dopamin ve endorfin gibi mutluluk hormonları salgılar... Bu da modern insan için açık havada yapılmış ücretsiz bir terapi anlamına gelir…     

Amacım bisikletle ilgili hepinizin bildiği felsefi tahlillere girişmek değil aslında. Asıl amacım metropollerdeki ulaşım problemleri konusunda bisikletin sağlayacağı yararlara dikkat çekmek.

Daha yaşanabilir bir çevre ve sağlıklı bir yaşam için toplum olarak bisiklet kullanımına daha fazla ağırlık vermemiz gerektiğini düşünüyorum.  Her ne kadar Dücane Cündioğlu “Siz hiç bisiklete binen dindar gördünüz mü?” diye tuhaf bir soru sorsa da, ben de pek çok tanıdığım gibi mümkün mertebe bisiklet kullanmaya çalışıyorum.

Çoğunlukla iş ve ev arasındaki güzergahta kullanıyorum bisikleti.

İstanbul’da bisikletlere ayrılmış bir yol olmadığı için (kimi yerlerde yayalara bile yok!) haliyle taşıt yolundan gitmek durumunda kalıyorum. Bir keresinde bir forkliftin oldukça süratli bir şekilde bir metre gerimden beni takip ettiğini anımsıyorum. Bir gerilim filmi gibiydi… Aniden açılan kapılardan kaç kere kıl payı kurtuldum, neredeyse üzerime çıkacak araçlardan talih eseri nasıl kaçabildim, kaç kez sinyal vermeden dönen araçlara çarpmaktan kaçınmayı başardım, hatırlamıyorum bile…

İstanbul’da bisiklet sürmek için bir savaş meydanındaki gibi kelleyi koltuğa alma cesareti göstermeniz gerekiyor. İstanbul’da bisiklet sürmek, eğer şehrin sahil kısmında trafikten uzak bölgede değilseniz tam anlamıyla bir çılgınlık.      

Trafiğin gerçek yüzünü, araç sürmenin insan egosunu nasıl kışkırttığını bisiklet gibi korunaksız bir araçla yol alırken daha net fark ediyorsunuz. İnsan direksiyon başındayken faşistçe bir dürtüyle kendi türünden taşıtlar dışında her şeye karşı körleşiyor. Bisikletliye başka bir galaksiden tamponunun önüne düşmüş ve kornayla taciz edilmesi gereken bir uzaylı gibi bakıyor. Onun trafikte olmaması gerektiğini düşünüyor. Yolun sadece otomobillere, hayır hayır, sadece kendi otomobiline ait olmasını istiyor. İşte bisiklet, araç ve insan trafiği üzerinden toplumun bu hastalıklı halini bir müze gezer gibi ayan beyan görmenizi sağlıyor, fiziksel yararları da cabası tabii…

İstanbul’da bisiklet yoluyla ilgili çok büyük bir ihtiyaç söz konusu. Bildiğim kadarıyla bazı sahil kısımları ve mesire alanları hariç hiç bisiklet yolu yok.   

Bazı belediye başkanlarının yaptığı gibi trafiğin ortasından bisiklet sürmek, eğer geriden gelen bir eskort aracınız yoksa pek olanaklı değil maalesef.

Ayrıca yapılacak yolla birlikte sürücülere, bisiklet kullananların da insan olduklarına dair mini bir eğitim verilmesi şart.

****

Ana caddelerin sağ ya da solunda bir yere, gidişli gelişli bir bisiklet yolu yapmak çok zor ve maliyetli bir şey midir?

Bence değildir ve ulaşımın rahatlaması öngörülüyorsa bu pekala yapılabilir…

Böylelikle insanlar kendilerine ayrılan ve motorlu taşıtların giremeyeceği yollarda bisiklet kullanabilirler. Bu sayede pek çok insan işe veya başka bir yere gitmek için otomobil yerine bisiklet kullanmayı tercih edebilir. Yolun gönülsüzleri teşvik eden bir yanı olduğu kesin…

Bunun için bisikleti sadece çocuklar için bir eğlence ve yine sadece hafta sonları hobi amaçlı kullanılan bir araç olarak görme yanlışından kurutulmamız gerekiyor.

Hayır! Bisiklet sadece çocukların eğlendiği bir araç değildir. Hayır! Bisiklet sürekli kullanabileceğimiz, sürekli kullandığımız takdirde de sadece sağlığımıza faydalı olmayıp aynı zamanda bizi, otopark derdinden, kaskodan, sakinleştirici ilaçlardan ve MTV ödemek gibi şeylerden kurtaran mucizevi bir alettir...

Bisiklet rüzgarı hissetmemizi, ağaçların, çimenlerin, akıp giden hayatın bir nebze de olsa farkına varmamızı sağlar. Bisiklet bireyselliğinize vurgu yapar. Tıpkı üniversite sınavındaki gibi onun üzerindeyken kimse size yardım edemez, ne kadar güçlüyseniz, fiziksel kapasiteniz ne kadarsa ancak o kadar gidersiniz… Durağan otomobil yolculuklarına karşılık bisiklet umulmadık maceralar vaadeder. Üstelik bütün bunları neredeyse bedavaya yapar.   

Bundan dolayı ulaşım ve vatandaşlarının ruh sağlığı konusuna ağırlık veren pek çok aklı başında Avrupa ülkesi bisikletle ilgili ulusal politikalar geliştirerek kullanımını yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.

Mesela daha fazla insanın bisiklet sahibi olabilmesi için bisikletten hiçbir vergi almıyorlar. Tam altı yüz Avrupa kentinde belediyelere ait ücretsiz kullanılabilen bisikletler var. Alıp şehir merkezinde işinizi kolaylıkla halledebiliyor, gezintiye çıkabiliyor ve dilediğiniz zaman bırakabiliyorsunuz. 16 milyonluk Hollanda’da ülke nüfusundan daha fazla bisiklet var. Bizdeki belediye otoparklarıyla boy ölçüşecek büyüklükte bisiklet parkları mevcut. Gittiğinizde her yaş grubundan insanın bisiklet kullandığını görebiliyorsunuz. “Bu yaştan sonra bisiklet mi sürmeyi mi öğreneceğiz” demeyin. Tolstoy bu aleti kullanmayı öğrendiğinde altmış beş yaşındaydı.

****

Hiç de büyük paralar harcamadan tüm bunları biz de yapabiliriz. Sadece üç-beş aylık sigara parasına bir bisiklet sahibi olabiliriz. Şehirlerin ana güzergahlarından başlamak kaydıyla caddelere mini yollar yapabiliriz. Toplu taşıma istasyonlarında, okul bahçelerinde, kurum önlerinde bisiklet bırakmak için parklar oluşturulabiliriz. Alış verişten dolayı ilçe merkezlerinde oluşan yoğunluğun azaltılması için kiralık bisiklet hizmeti sunabiliriz. Artık metrobüs güzergahları gibi şehri bir başından diğerine bağlayacak bisiklet yollarını da konuşmamızın zamanıdır. Metropollerin trafik çılgınlığına en kalıcı alternatif çözümlerden biri budur, bana sorarsanız. Hiç de büyük maliyetli şeyler değil bunlar. Ve maliyeti yanında bireysel, ekonomik ve toplumsal yararları oldukça fazla. Yeter ki bakış açımızla birlikte hastalıklara davetiye çıkaran hayat tarzımızı değiştirmeye karar verelim. Gerisi kolay…


YORUMLARA GÖZAT (5)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.