Ali Osman Aydın

Ali Osman Aydın

Vail’in Ölümü, İntihar mı, Cinayet mi?

-

2007’de Pixar tarafından yapılan Ratatouille adlı animasyon film, aşçı olmak isteyen bir farenin hikayesini anlatır. Hikaye Fransa’da geçer. Fransa özellikle Afrika kökenli Müslüman göçmenlerin yoğun olarak yaşadıkları bir yerdir ve aslında film Fransa’nın göçmenlere dair rahatsız edici bakışını ele almaktadır.

Hitler’in yakın arkadaşı olan ve Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapan Goebbels’de bir filminde, yürüyen Yahudilere ait görüntülerin ardına fare sürüsü görüntüleri ekleyerek, Yahudiler ile fareler arasında alçakça bir paralellik kurar.

Her iki bağlantıda da öteki, yani farklı olan, pis, hastalıklı ve derhal def edilmesi gereken bir canlı ile özdeşleştirilir. Bu yaklaşımı sergileyenler bunu “kutsal vatan-milletleri” adına yaparlar. Amerika’da Kızılderili topluluklara karşı uygulanan katliamın arkasında da benzer “kutsal” içgüdüler yatar. Hem Kızılderililer hem de siyahiler beyaz Amerika’nın geleceğini tehdit eden alt sınıftan varlıklar, “fareler” olarak görülürler. Bu yüzden dışlayıcı söyleme, çılgın katliamlar eşlik eder. Bunu yapanlar insan olmanın soylu duygularından ne kadar uzaklaştıklarının farkına varamayacak kadar canavarlaşırlar.

****

Politikacılar, gazeteciler, sosyal medya fenomenleri ve bir kesim tarafından maalesef ülkemizde de benzer bir düşmanlaştırıcı mekanizma çoktan harekete geçirilmiş durumda. Bu mekanizmaya göre, ülkede olup biten kötülüklerin anası: Suriyeliler! En küçüğünden büyüğüne Suriyeliler bu topraklardan gönderilmeden ülkede huzur sağlanamayacak! Eski refah dolu günlere dönülemeyecek! Bu yüzden karşılaşılan her Suriyelinin yüzüne bu topraklara ait olmadığı haykırılmalı! Onlar dışlanmalı! Bunu yapmak “kutsal vatanseverliğin” bir gereği birilerine göre…

Bu mekanizma, pek çok Suriyelinin öldürülmesi, tecavüze uğraması ve darp edilmesiyle ilgili azmettirici bir unsur olarak çalışıp, bol bol kötülük üretti şimdiye kadar.

Sadece birkaç sene önce 20 Yaşındaki Emani Al Rahmun’un başına gelen o korkunç olayı hatırlayın. Emani, kapısı kırılarak girilen evinden kaçırılmış, hamile olduğu halde ve yanında çocuğu varken tecavüze uğramış, ardından çocuğu ile birlikte öldürülmüştü.

Geçtiğimiz günlerde de Suriyeli sığınmacı Vail El Suud’un intiharı ile o insanlık dışı mekanizmayı yeniden hatırlayarak bu insanlarla aynı coğrafyada yaşadığımız için utandık. Vail 9 yaşındaydı ve söylenenlere bakılırsa diğer Suriyeli sığınmacıların maruz kaldıkları şekilde, dışlanmış, hakarete uğramış ve böyle bir yola başvurmuştu…

Söylenenlerin ne kadarının doğru olup olmadığını bilmiyoruz.

Ama hakkında şüphe olmayan şey, sözünü ettiğimiz o ölümcül mekanizmanın varlığı ve Vail’in ardından utanmadan “bir kişi daha eksildi” diyen gözü dönmüş büyük bir kesimin olduğu. Barbarlıklarına karşı mücadele etmemiz gereken kesim bu…

****

Bu  tür insanlar her ne kadar modern bir ortamda ve son teknoloji ürünler içinde yaşıyor gibi görünseler de aslında zihinsel olarak kabileciliğin hüküm sürdüğü taş devrinde yaşayan ilkellerdir. Hangi ideolojiye, etnik guruba, aydınlanmacı doktrine, inanca mensup olduklarının da bir önemi yoktur. Bu tür insanlar ilkel toplumlarda olduğu gibi sadece kendi kabilelerinin mensuplarına karşı ahlaki bir yükümlülük duyarlar. Diğer kabile mensuplarına karşı ahlakın reddettiği şeyleri yapmakta bir beis görmezler. Mesela kendi kabilelerindeki çocuklar sadece o kabilede doğdukları için her şeyin en güzelini hak ediyorken, diğer kabilenin çocukları sadece o kabilede doğdukları için yaşamayı dahi hak etmez bu insanlara göre… Hatta ölseler, “eksilseler” daha iyidir!

Bu ilkel yaşam biçiminde diğer kabile mensuplarına kuşkuyla ve düşmanlıkla bakılır. Ahlaki ve entelektüel değeri ne olursa olsun diğer kabile mensupları yok edilmesi, yahut üzerinde otorite kurulması gereken birer aşağı sınıf, düşman olarak görülürler. Çünkü onlar aynı Ratatuoille ve Goebbels’de ki “fare”ler gibi, diğer kabileden oldukları için tam bir insan olarak kabul edilmezler. Toplumu katıksız insanlar ve “fareler” olarak ayıran Nasyonal Sosyalizmin inşa ettiği Auschwitz Toplama Kampının insanlık dışı şartlarında, 20. Yüzyılın en büyük psikiyatrlarından Viktor E. Frankl gibi nice değerli bilim adamı ve sanatçı yaşamak zorunda kalmış, nice insan o korkunç şartlarda ölmüştür, düşünün... Bu insanların bağışlanmayacak tek suçları öteki kabileden olmaktır. Öldürülenlerin ölme gerekçeleri sadece budur…

****

Eminim Suriyelilere fanatikçe bir öfke duyduğu halde yaptığımız çıkarımlara itiraz edip kendini- Goebbels’den farklı gördüğü için-medeni addedenler vardır. Olsun, bu, gerçeği değiştirmez. Bir çocuğun intiharını, “Suriyeli” diyerek hafifletmeye çalışan her insan tedaviye muhtaçtır. İnsanları kabilelerine göre tasnif ederek, düşmanlaştıran her anlayış hastalıklıdır. Sırf kabilesinden dolayı kendini üstün gören her insan hastadır. Bu kişilerin ahlakla, insanlığın onca acıdan, gözyaşından sonra eriştiği medeni değerlerle uzaktan yakından bir ilgileri olmaz, olamaz. Bu kişiler fiziksel olarak değil elbette ama duygusal olarak ölü kişilerdir ve sevme yeteneklerini, diğer insanlarla bir olma duygularını bütünüyle yitirmişlerdir. Suriyeli diye bir çocuğun intiharına üzülmeyen hatta sevinen bir yüreğin kendi çocuğuna ya da insanlık ailesinin diğer üyelerine karşı sevgi besleyebileceğini düşünmek bu insanların duygusal radikalliklerinin ürpertici boyutlarını kavrayamamaktır. Bu insanlar, insanlığı bir arada tutacak yüce değerlerin en büyük, en amansız düşmanlarıdır.  

İnsanlık ve kardeşlik binasını,  düşmanlık ve nefret propagandaları ile dinamitleyen bu fanatikler hem oluşan enkazdan hem de Emani ve minik Vail’inki gibi cinayetlerden sorumludurlar.


YORUMLARA GÖZAT (15)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.