Alparslan Aydar

Alparslan Aydar

YUNAN MEZÂLİMİ-1

-

"Onlar ki, sözü dinlerler de onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerine hidâyet verdiği kimselerdir ve işte onlar, (gerçek) akıl sâhiblerinin ta kendileridir." (Zümer Sûresi:18)

Batı dünyası bizlere Aydınlanma(!) vadetmişti.

Fakat, iki dünya savaşı ve milyonlarca ölüm hediye etti.

Medeniyet adına yola çıkanların asıl derdinin tüm dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri olduğunu hep birlikte yaşayarak öğrendik.

Zulüm sadece İslâm dünyası ile de sınırlı kalmamıştı.

Milyonlarca can verdik. O canlar 'Yeryüzü Müstekbirleri'nin bu topraklarda menfaatleri olduğunda kıymetliydi...

Osmanlı kan kaybetmeye başladığında, Anadolu bizim için, hepimiz için sığınılacak limandı...

Birinci Cihan Harbi'nden bir asır sonra, adı konmamış bir dünya savaşının içinde, yeniden kan ve gözyaşıyla yoğruluyoruz.

Akdeniz savaş gemilerinin karargâhı haline geldi. Kıbrıs, muhtemelen önümüzdeki günlerin en önemli gündem maddesi olacak.

Bu devirde olamaz, bizim başımıza gelmez diyenlerimizin; Bosna, Irak, Suriye, Cezayir, Mısır, Doğu Türkistan ve Filistin’de yaşananları hatırlamasında zaruret olduğu muhakkak.

Tam bir asır önce Merhum Mehmet Akif Ersoy'un; "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!” dediği günleri yaşadık.

Affetmek büyüklükten, unutmak gafletten…

Öncelikle, 5 Mayıs 2019 günü Hakk’ın rahmetine kavuşan Kadir Mısıroğlu Allah’tan rahmet, camiamıza ve ailesine sabr-ı cemil dileriz.

Sözü Kadir Mısıroğlu’na bırakıyoruz:

"Türk'ün Siyah Kitabı (Yunan Mezalimi) adıyla ilk defa 1966 yılında umûmi efkâra sunulmuş bulunan bu eserin muhtevasındaki acı gerçekler, derhâl müthiş bir heyecan ve alâka uyandırmıştı. Çünkü yıllardan beri unutulmuş ve üzerine çok defa resmî ellerce sünger çekilmiş bulunan bu Yunan sekâvet ve mezâlimini hatırlayıp ders ve ibret almanın tam zamanı idi. Gerçekten vaktiyle Anadolu'da icra edilen hâilevî cinayetler ve tatbik mevkiine konulan korkunç imhâ programı kırk yıl sonra aynı düşman tarafından bu defa Kıbrıs Türklüğü'ne karşı sahneye yeniden çıkarılmış bulunuyordu.

Bu zulüm ve şenâatlerin 1924 yılında imzalanan 'Lozan Muahedenâmesi' ile bağışlanması yetmiyormuş gibi bir de ondan sadece altı yıl sonra gerçekleşen yeni bir Türk Yunan Andlaşması gereğince 'Yunan Mezalimi'nin bütün resmî kaynakları, aramızdaki olmayan bir dostluğu bozduğu esbab-ı mûcibesiyle umûmî kütüphânelerden bile kaldırılmıştı. Bunun tabiî bir neticesi olarak genç nesiller Kıbrıs'taki Rum hunharlığı başlayıncaya kadar bu korkak fakat fırsat bulduğunda amansız bir mütecâviz kesilen Türk düşmanının hakiki mahiyetinden habersiz kalmışlardı." (Kadir Mısıroğlu, Türk’ün Siyah Kitabı -Yunan Mezâlimi, Sebil Yayınevi, İst. 2016 -18. Baskı, S.18)

“Bu kitapta müthiş 'Yunan Mezalimi'nin Lozan'da bağışlandığını, ondan altı sene sonra da 1930 Türk-Yunan Andlaşması gereğince ders kitaplarından Yunan aleyhtarı sözlerin çıkartıldığını, Yunan mezâliminin resmi raporlarının kütüphânelerden toplatıldığını ve Yunan'a yeni tâvizler verilerek bugüne kadar gelindiğini okuyanlar, gelecek Türk nesilleri hesabına muhakkak ki, teessüf edeceklerdir.” S.38

“Bu kitap, bir milli mefkûre ihtiyacını hissetirmek için yakın geçmişimizde başımıza gelen hâzin felâketleri ve bunlardan çıkacak dersi genç nesillere ifâde etmek için yazılmıştır. Milletler hedeflerini şahıslar gibi kısa mesafeler içinde tâyin ettikleri takdirde hüsrana uğramaya mahkûmdurlar. Uzun hedefler içinse tarih şuuru şarttır. Eğer bir mukayese yapılsa Balkan veya Kurtuluş Savaşlarındaki ırz düşmanı, hırsız, çocuk ve kadın demeden kesen canavar Yunan palikaryası ile Kıbrıs Rum eşkiyasının hiç bir farkı olmadığı görülür. Demek ki; düşman hep aynı düşmandır. Ama biz unutmak ve afvetmek yüzünden ona sayısız fırsatlar vermekteyiz. Bu felaketlerden korunmak için ilk hareket olarak tam milli şuur uyanıklığı ve fikri hazırlık şarttır. Bunun da her şeyden evvel düşmanı tanımaya bağlı olduğunu söylemeye hacet yoktur.” S.46

Kadir Mısıroğlu 10 Mart 1966 İstanbul

İntikam Kapısı

“Yunan Devleti'nin kurulmasını neticelendiren ihtilâl ve isyanları daima papazlar sevk ve idâre etmişlerdir. Mora isyanının (1821) baş idarecisi Patras Başpiskoposu Germanos, onbin kişilik bir gerilla kuvvetini sevk ve idare ediyordu. Bütün fitne ve fesatlar ise, Fener Rum Patriğinin idaresinde yürütülüyordu; nitekim açılan tahkikat sonunda bu kara cübbeli papazlar gürühunun, dinle alâkasız bir alay komiteci oldukları anlaşılmıştı. Bu isyan ve ihtilâlin baş idarecisi Patrik Gregorlos Patrikhânenin 'orta kapısı' önünde asıldı. Üç gün suç yaftası boynunda takılı olarak bekletildi. Bundan başka, Kayseri, Edirne, Edremit ve Tarabya piskoposlarının da dinle meşgul olmak yerine tamamen kendilerini ihtilâl hareketi ne vakfetmiş oldukları anlaşıldığından bunlar da idam edildiler.

Patrik Gregorios'un önünde sehpaya çekildiği 'ortakapı', 'Fener Rum Patrikhânesi'nde hâlâ kapalı durmaktadır. Rumlar, Patrik seviyesinde bir müslüman din adamını aynı yerde ipe çekmedikçe bu kapıyı açmamaya yemin etmişlerdir. Bütün papazlar bugün bile Heybeli Ada'daki Papaz Mektebi'ni bitirdikten sonra bu kapının önünde aynı yemini tekrarlamaktadırlar. Şu hale göre patrikhânenin umumî havası ve papazların zihniyeti Yunan istiklâl hareketinden beri aslâ değişmemiştir. Bunu, Yunan ordusuyla vatan müdafaasında karşı karşıya gelen Türk ordusunun arkadan hançerlemeğe matuf 'Pontus' yeraltı faaliyetini hazırlamakla bütün açıklığıyla ortaya koymuşlardır." S.51


YORUMLARA GÖZAT (3)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.