Atilla Özdür

Atilla Özdür

Çanlar kimin için çalıyor?..

-

Bir din var İslam, insanlar için. Aynı zamanda dünyaya şamil...

Dünya bir tek. Demek ki, din ile dünyası, ya da dünya ile dini birbirleriyle uyumlu...

Din ister ki, dünyasıyla arasındaki huzur, dünyalar arasında da aynen gerçekleşsin. Lakin dünya, dini gibi bir tek. Şu halde, dinin yatağı dünya değil. Eğer dünya ise, hangi dünya. Zira çokluk halindeki insanların her biri, sanki başka dünyaların insanı...

Mesela, tek boyutlu ise bu dünya; içi, dışı, çapı ve çevresi çeşit türlü inanlarla boğazına dek dopdolu. Her birinin rengi değişik, dili farklı, cinsiyetleri de acayip değil mi?...

Birbirlerine ne ile ve nasıl bağlanacaklar ki, anlaşabile ve sulh ve salah yollarına koyula. Baksana, hepsi birbirleriyle kanlı bıçaklı...

Derler ki, Türkiye’nin miladı Samsunla başlar. Samsunlu günlerde bir anayasa vardı. Kronolojik sıra ile evrimleşe, modernleşe, cumhurlaşa ve faşizmleşe bu günlere gelinir. Son gülenin gülüşünün iyi gülüş oluşu gibi, son gelenin gelişi de iyi geliş oluyor...

Faşizmleşen Türkiye şimdi, kronolojik sıralamadaki son gelişlerin güdümünde sakinleşip temizlenme safhasında...

Mer’i anayasa, son gelişle tadilata uğrayan hali hazırdaki anayasadır, aradaki diğerleriyse müzeliğe atılır. Atılmıştır da...

Günümüz için referans alınamaz...

24 – 28 – 61 ve 80, daha evveliyatıyla birlikte, bitpazarında yer komadılar...        

Kadim zamanların mer’i dini, tek idi. O demlerde Allah’ın dini ne ise, günümüzün dini de o din. Hz. Adem peygamberimizden beri ismen sayıları pek çok idiyse de, özünü şaşırmadan Musevilikten başlayalım...

Dinin sahibi Hz. Allah. Hz. Âdem’den bu yana geleni reforma tabi tutmuş, tadilata almış. Eklentiler, iptaller ve zamanın şartlarına uygun hale getirip zatına elçi olarak gönderdiği Hz. Musa Aleyhisselam vasıtasıyla kullarına göndermiş...

Şimdi, o günlerde yeniden var olan din, ismen Museviliktir amma, Hz. Adem peygamberimizden beri yürürlükte olan tek din İslam’dır.

Musevilik, özünde İslam olduğundan, haliyle erken Museviler de Müslümandır. Kabul etmeyip eski inanç ve kabullerinde kalanlar, dinsiz olup çıkarlar...

Zaman geçiyor Museviler, yani yeni Müslümanlar da başlıyorlar sapıtmaya. Zenginleşme, ırkçılık, güçlünün zayıfı tepelemesi ve adaletten inhiraf, o dönemin bir önceki evreden kalma dinden çıkmışlarıyla birlikte, yoldan sapıyorlar. Yalan dolan âleminde kan gövdeyi götürüyor. Ve dönemin sonlarına doğru altın buzağıya tapınma, topluma bir başka terbiyeciyi gerektiriyor...

Beşeri hayat yozlaşarak çürümüştür zira...

İnancın güncelleşme zamanı gelmiştir. Klasik nasihatler ve ikazların yanında ve yerlerine, aklın ve mantığın kabullenemeyeceği mucizevi oluşumlar ve hadiseler gerekiyordu, sapkınların dikkatini çekmek için...

Hz. Meryem, Hz. İsa Aleyhisselamı dünyaya getiriyor, babasız...

Eşyanın tabiatına bakarsan, olacak iş değildi...

Amma, “OL” denildiğinde oluyor...

Bu kez Hz. İsa başlıyor kutsal görevine. Dönemin kâfirleriyle birlikte yolunu şaşıran Müslümanlarını, tecdidi imana çağırıyor. Ve toplum, kabul edenler ile etmeyenler biçiminde ikiye ayrılıyor. Hz. İsa’ya tabi olarak Allah’ın birliğine iman edenler, İsevi sıfatı altında Müslüman, Hz. İsa’yı tanımayanlar da, baştan beri süregelen inkârcılarla birlikte kâfir... 

Yıllar ve asırlar sonra Hz. İsa Peygamberimizin ümmeti kendi aralarında bölük bölük ayrılarak Hz, Allah’ın zatını kişiselleştirip, ruhbanlarını da putlaştırır. Bunun üzerine Hz. Allah Azimüşşan, kıyamete kadar sürecek yeni bir devrim sürecini başlatır...

İslam’ın son evriminde bayraktar. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’dır..

İslam dini, Allah’ın dini olup, Sahibi’nin izni ve iradi gücüyle kendini yeniden yarata yarata son evresinde bir kez daha İslam adını alır...

Alır değil, tahkim eder... 

Zira artık geriden geleni ve geleceği yok. Önceki evrelerin kendi devirlerinde Musevilik ve İsevilik diye adlandırılan İslam diniyle, ayrı ayrı, fasıl fasıl o dönemlerin müminleri, halen içinde yaşadığımız bu son faslın Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın risaletinde de kıymetlidir, kutsaldır ve kabule şayandır...

Lakin geçerli değil. Artık tek din İslam’dır, başkası yok...

                                                               

Atatürk oturmuş 24 Anayasasını hazırlamış. Gerçek müellifi midir bilmem. Amma şüphesiz ki, çatısını çatmıştır. Ardından 28 gelmiş. Askerler 60’da bu anayasayı çiğneyerek kaldırıp atmışlar ve senesine yine Atatürk adına kendi anayasalarını sipariş etmişler. Bunu takiben yıllar içinde kafası atanın ayaklanarak kıyıdan köşesinden yenileştirdikleri bu anayasayı kökünden sökerek bu kez 80’lerde ikinci Atatürk yenileştirmiş...

Şimdi seksenlerin bu çirkin, faşizan ve hukuksuz anayasasını kullanıyoruz. Ufak tefek önemsiz birkaç yama vurulduysa da, son gelenler tarafından, yenisi gelinceye kadar bunu kullanmaya, tabandan tavana her vatandaş mahkûm. İstediğin kadar “Bu benim Atatürkümün bizzat kendi el emeğidir, bunu kullanacağım” de bakalım 60 ya da 80 modelleri için, acaba seni sağlam bırakırlar mı?... 

• 

İsevilik döneminde insanlar dünyanın dört bir yanına yayılmaya başlayınca, mahallin halklarını durumdan haberdar edebilmek için ikaz sesi uzaklara kadar yayılabilecek metalden dökme çan kullanmaya başlıyorlar. İbadethanelerde birer kule ve kulelerin tepesine de gallavi birer birer çan. Başlarına da, bunları çanlatacak birer zangoç...  

İşte ezanın hikâyesi de böyle. İslamiyet’in İsevilik dönemindeki çanlı kuleler gitmiş yerlerine şerefeli minareler yükselmiş...

Zangoçlar da müezzinleşmişler. Selatin camilerde birbirleriyle karşılıklı, ezanlaşma için...

Bu durumda da haliyle, çanlar boşa çalmış oluyor...

Tevekkeli değil, Ernest Hemingway şaşkınlıktan uyandığında, uyku sersemliğiyle meşhur klasiklerinin birinde açıktan açığa soruyor! ...

Çanlar Kimin İçin Çalıyor....?

Sahi be. 

Kimin için çalıyor?...

 


YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.