Atilla Özdür

Atilla Özdür

Davet…

-

Sosyete dönercisi sofraya çağırıyor. Mönüsünde şunlar varmış. Mö’nün ne demek olduğunu, neye benzediğini bilmiyorum. Türkçe değil galiba. Bahçe masası mıdır, yer sofrası mıdır, duyup işitmişliğim, yiyip içmişliğim falan yoktur. Her neyse. Biz yine sadece bilebildiklerimizi aktaralım…

Çorba, pilavlı döner, piliçli-etli şiş kebap, tandır kebap, köfte, sigara böreği, salata, çiğ köfte, sütlaç, güllaç, incir tatlısı…

Ayrandı, cola idi, fantaydı, sodaydı en sonra da VS. dedikleri fakat ne olduğu belirtilmemiş meçhul bir şeyler…

Meğerleyim, Mö dedikleri “stuff”, bunlara benzer ıvırat zıvırat imiş. Etoburlukla otoburluğun harman edilmesi gibi bir şey…

Davete katılma ücreti 79 lira 50 kuruş imiş. Bedava…

Bu davetin bir eksiği var. Hem de çok önemli bir eksik. Estetik yönünden de, siyaseten de eksik...

Atatürk’ün sofralarında yer alıp da burada bulunmayan her ne ise, işte o eksik…

Tuzlu leblebi… 

Toprak sallanmış, sular kabarmış, hortumlar da köyü, kasabayı ve şehrin bir kısmını harabeye çevirmiş. Ahali toplanır. Mahallenin ya da belediyenin reisine yetki verilir. Tamirata, onarıma yaraların sarılmasına geçilir. Kamu yararı bakımından onarımı önceliğe alınanlar sevinirken, geri plana düşenler, yetkiliye bozulur…

Seçimlere giderken fikri bakımdan ya da koltuk hesabına göre menfaat müşterekliğinden fayda umanlar birbirleriyle anlaştılar. Selamet Hareketi de “bu grupların birinde” yer aldı. Oysa “selamet’in grubu”, perdenin arka tarafından PKK ile de sevişip koklaşıyormuş…

Temel Karamollaoğlu’nun af edilemez bu hatasından ötürü evvelce gündeme getirdiklerini veya daha sonraki günlerde kamu yararına denk düşecek fikirlerini beğenmemezlik edebilir misiniz?...

Bir insan melek gibi ise, ömür boyu melekliğinden ya da şeytanlığından kopamaz. Bundan ötürü denilir ki, hiç değilse şahsen biz deriz ki, beş vaktine beş daha katan zalimin gelmesindense, kafir de olsa adil olan gelsin….

Aksi takdirde nasıl yorumlayacaksınız, şu meseleyi?.. 

Hakkını yediğiniz kişi ha Müslüman olmuş ha kafir, fark eder mi?...

Sosyal meselelerde kesinlik yoktur. Mutlak anlamda ahlaksızlık olarak kabul edilmiş bir hal ya da laf, bir zaman gelir ki, bakarsınız toplumun kabulü değişmiştir…

Uygulamalı bilimlerde bile değişmezlik-katiyyen düşünülemiyor…

Prof.Canan Karatay meydanda. dünkü doğruların bugün yanlışını çıkarıyor. 

İktidarlar da insanlar gibi, bütün adımlarında mutlak doğruyu yakalayamaz. Bizde de öyle olmuştur. Planlamacılığın yanlış olduğuna şartlandırılan iktidarlar özelleştirme tuzağına düşmüş, düşürülmüşler. Ne zaman ki günümüzde kazığını yediğimiz kağıt krizine girdik, AKP hükümeti de anladı ki, 

ABD liberalleri Demirel’i, Özal’ı ve Karaoğlan’ı bir güzel aldatarak kazıklamış.

Kapatılan Kağıt Fabrikası da şimdi açılarak üretime başladı… 

Tarih tekerrür edicidir. Çünkü tabiatı gereği insanoğlu ihtiraslarından ötürü aldatılmaya müheyya… Gelecek günlerde, bir zamanlar Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın da yanıltıldığını anlayan halefleri, hiç şüphe edilmesin, yeniden başlayacaklar, satılarak kapatılan şeker fabrikalarını çalıştırmaya

Özelleştirmeye karşı çıkanları, şekerin kamunun elinden alıp özel sektöre ikram edilmesine karşı çıkanları Erdoğan düşmanlığına bağlamak, açık söyleyelim, dangalaklığın dik alasıdır…

 •

Üç vakitten beri inşaat sektörü, pazar hareketlerinin lokomotifiymiş gibi gösteriliyordu. Şakuli inşaatlar zahirinde Türkiye’yi Amerika şehirlerine benzetirken, tapu ihracatından gelen ABD Dolarlarıyla da, ödemeler dengesine destek veriyordu…

Dört işlem kerterizinden bakarsanız, doğruymuş ve faydalıymış gibi algılar ve yanılırsınız…

Dini ve milli bayramlar stoğumuza bir de betoncular bayramı ekleyerek bizleri yanılttılar…. 

Amma, tek kişi de yoktu ki, gemi azıya alan bu inşaat ve inşaatçılardan yaka silkmesin!...

Şimdi siz kalkıp da bu inşaat ve inşaatçı kirliliğinden yaka silkenlere Tayyip Erdoğan’ı sevmeyenler güruhu diyebilir misiniz?... 

Bugünün Devlet Başkanları biyolojik varlığı itibarıyle dünkü günlerin ayni kişisi olsa dahi, betonlu genişleme politikasına bakış açısı tam tersine gitti takıldı…

Ne olduysa oldu, Devlet Başkanları yerleşim politikasında ters yönlü bir rotadan bahsetmeye başladı. “Dikey değil yatay genişleyeceğiz”… 

Peki, ne olacak şimdi?...

Olacağı şudur…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’ın Temel Karamollaoğlu’na kızgınlığı ne Çamlıca tenkitlerinden ne de hükümetin şeker politikasına karşı çıkışındandır….

İki üç kasabada reislik aşkına, CHP ve HDP ile yakın temasa geçmesini kim kutsayıp kutladı ki?… 

Yazımızın girişinde bilahare tamamlamak üzere eksik bıraktığımız objeye, tuzlu leblebiye gelelim…

Diyeceksiniz ki, “Bu davet iftar davetine benziyor. Ayrıca tuzlu leblebinin “konbini” de kulüp rakısı. O da tabii yerlisi ve millisi bulunabilirse…

Olur mu yakışık alır mı?...

Olur olur, hem davetin neresi iftar daveti ki?...

Peygamberimiz, tek çeşitle iktifa eder ve tek düze basit mekanlara da mescid damgasını vurur imiş… 

 


YORUMLARA GÖZAT (5)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.