Atilla Özdür

Atilla Özdür

Karamollaoğlu ne yapsındı?

-

Alışılmadık bir yazı türüdür, “demiryolu” tekniği üzerinden gideceğiz. “Sonu nereye varacak” diye merak edebilirsiniz, sabrınıza müteşekkir kalacağım…

Fizikte bir kural vardır. Metal eşya ısındığında boyutları gelişir, soğuyunca kısalır. Misal olsun, bir metrelik metal çubuk Uludağ’da doksana inerken, Hollanda’da yüz beşe çıkar gibi. Metre ile test, bu değişimi göstermez, zira elinizdeki metrelik ölçü çubuğu da metaldir ölçülen nesne gibi, aynı nispette yerine göre uzayıp kısalmıştır…

Demiryolları inşa safhasında raylar uç uca bağlanırken o anın sıcaklığına uygun birkaç milimden santimetreye kadar bir aralık, boşluk bırakılır…

Yaz mevsiminde raylar uzayınca aradaki mesafe kapanır, kış aylarında da soğuklardan boyutları kısalır. Kısalınca da ray bağlantılarında ara boşluklar oluşur. Metalin tabiatı böyledir. Ve böyle olunca, yaz mevsiminde trenle seyahatin tadına ve zevkine doyum olmaz. Kış aylarında ise tekerlekler bağlantı boşluklarına çarpınca, “taka-tak-taka-tak”lı gürültüler çıkarır ve yolcunun da huzuru bozulur…

Şimdi diyeceksiniz ki, tren raylarıyla, Karamollaoğlu ne alaka?

Hayvanlar dağlarda yaşar ve mağarayı da ikametgah olarak kullanırken, insanoğlu ovayı tercih ediyor, karnını doyurmak için. Robenson, talihin bir cilvesi ıssız adaya düşünce, arazi meselesi başına dert açmadı. Her yer imara açık, destur çek ve yayıl yayılabildiğince...

İnsanın problemi işte böyle çoğalınca başlıyor. Medeniyet kuralları, bir yanda toplumda dirlik düzenlik, sağlık ve esenlik istiyor, diğer yandan da kamu otoritesi, çok sıkı disiplincidir, işgalciye göz açtırmaz.…

Eskinin Müslümanları ovada olsun dağda olsun, bir yeri yurt edinirken, hiçbirisi bir diğerinin ne havasına mani olurmuş ne güneşini kapatır ne de suyunu kuruturmuş…

Şimdi öyle mi ya?...

Zamanımızın soba derdinden kurtulmuş ehlikeyf modern ve medeni Müslümanları, “Bas düğmeye ısınsın hanen” konforunda yaşarken, kamu otoritesini falan takmıyor.. Gözüne kestirdiği toprağın ırzına geçerek sahiplenmeyi kafasına koymuşsa, amacına ulaşmanın da kapısı açılmış oluyor… 

Göz koyduğu toprak dağda imiş ya da ovada, fark etmiyor onun için. Ham araziyi imar etmek, kültürümüzdeki ilk toprak mülkiyetinin de anahtarı olunca, ham ve yaban araziyi kullanıma açarak sahiplenmek bir anlamda ibadetle eşleşiyor…

Bu memleketin taşını toprağını, suyunu, selini ve insanının da ahlakını, gökten ecinniler mi inip kirletti?

Gözünü diktiği noktaya gelip boş araziye evvela bir mescid dikiyorlar. Sonrasına Mevla’m Kerim… Kıyısına kenarına, uzağına yakınına yavaştan yavaşa birer ikişer faturasız kayıt dışı evcikler, odacıklar…

Gecekonduculuğu ya da arazi işgalciliğini, kadının fendinin erkeği yenişine benzeten pratik şehirleşme modelinde, senaryo gereği, kamu otoritesi mecburen veya vicdanen belki de başka hesaplarla boyun eğince, imar aflarıyla mescidin cemaatine çoğalmak için kolaylıklar sağlanıyor…

Türkiye’de gecekonduculuk ve çarpık yapılaşma bu şekilde başlamış. Bu metod ki, uygulayıcıları hep silme Müslümandır, toprak anayı tarımdan koparmışlar…

Soğan niye sekiz kâğıt?...

Müslümanın doğal şemasında rotası böyle mi çizilmiştir yoksa, faydacılık, kafayı faydacılık felsefesine mi kaptırmıştır, Ehli-İman?...

Milli Selamet’in son dönem Başkanı Temel Karamollaoğlu, Çamlıca Camii konusunda fiziki maddisine mi yoksa metafizik inançlarına mı bağladığı gerekçelerinin etkisi altında, “takur tukur” tekerlek misali yuvarlanıp gidiyor. Nisan baharının dengesiz, düzensiz soğuk havasından ötürü, demiryollarının raylar arasındaki emniyet ara boşlukları da henüz kapanmayınca, Temel Beyin siyaseten fikrinin mayası da, kara tren takırtılarıyla patinaj yaparak Çamlıca yokuşunda takılıp kaldı….

 “Tak taka-tak taka-taka taka – tak taka” Hep aynı takırdı. Bu cami buraya neden yapıldı. İçini doldursunlar ellerinden öpeyim…

Çamlıca’da altmış-yetmiş binlik bu camiye ne gerek?... Düz mantıkta doğrudur. İmara kapalı bir meydan. Korumaya alınmış tarihi, milli, stratejik bir alan. Boğaziçi İmar Planı, vs, vs…  

Bu ellere mi kalacaktı Muhterem Hocamızın eseri…      

Mahkeme kadıya mülk olmuyor, olamıyor. Padişahın biri giderken bir diğeri geliyor. Gün ola harman ola Anayasaların bile değiştiği, değiştirildiği bu ülkede, bakmışsınız koruma kurulları halden anlayan hoş sohbet insanların elinde. Zamanında içilen kahvelerin hatırına, bir gün gelir ki, caminin cemaati Çamlıca tepelerine yerleşir. Bugünlerin yarınları da var, unutmayalım…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak. İyi güzel de, bir düşünün bakalım…   

NİYE?....

Sakın ola, Çamlıca’da her gece mehtaba çıkma arzu ve ihtirası olmasın?

 


YORUMLARA GÖZAT (15)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.