Atilla Özdür

Atilla Özdür

Teferruat üzerine…

-

Bir hanım yazar, Barbarosoğlu, kökeni kutsal yuvaya giden düşünce ve fikriyatını kısaca şöyle ifade etmiş:

Hayat tarzı farklılığının mayaladığı kutuplaşmanın sosyolojik altyapısını anlayarak kavramak çoğu yerde imkansızdır. Muhafazakarlar, yuva konumunda kendilerine benzeyen İnönü’den uzak dururlar. Belki uhreviyat konusunda tersleştikleri içindir. Olabilir amma yazımızın amacı din hürriyeti değil…

“Yine muhafazakarlar, uçkur disiplini mevzuunda kendilerine pek benzemeyen ya da öyle sanılan Adnan Menderes’e de bayılırlar. Hanım yazarın sağdan soldan duyup işittiklerine ve okuduklarına göre Menderes, disiplinde biraz gevşeklik göstermekteymiş. Muhtemelen kaynağı da Yassıada olmalı…

“İnönü ve Baykal ise, Hıristiyani Batı tarzında hayat sürmelerine rağmen, bunların, hanımlarını zırt pırt politik arenaya çıkardıkları pek vaki değildir. Muhafazakar politika esnafları ise, kültürlerinde batı tarzına reddiye bulunmasına karşın, hanımlarıyla birlikte politikada düet yaparlar…” 

Bir terslik var amma, nedir, nedendir o?...

Ömürlü mahlukatın hepsi çift yaratılmış. Hepsi de kendi çiftiyle ömür sürüyor. Bir tek katır bu dünyanın yükünü eşsiz çekiyor. Ayrıca, insan dahil tüm mahlukatın uçkurları kıskançlık ve saldırganlık duygularıyla donatılmış. Bir tek domuz müstesna…

Durum böyle olunca, hikmetini bilmeyiz, Hak Teala çiftler arasındaki dostluğu meşru yoldan ayni eşlerle devamlılık esasında emretmiş.

İnsanoğlu yapısındaki mayanın kabarmasıyla meşru yoldan çıkarak kıskandığı başkalarının malına mülküne ya da bir ihtimalle meşru hanımına sarkıyor. Bu sarkma hastalığı siyaseten olduğu gibi iktisadi pozisyonu itibarıyle büyük-küçük ayırmaksızın hemen bütün erkeklerde mevcut. Paralı parasız, zenci beyaz, seçen seçilen fark etmiyor. Maşeri disiplinler de bunu böyle bildiklerinden sarkma ve sarkılmayı çirkin görüyorsa da, musluklar akarken destilerin doldurulmasına engel olunmuyor…

Parası olan, üç günde bitini kanlandıran, sandıktan veya araziden gelerek iktidara oturanlar, imanlı imansız bila tefrik, kendine uygun bir gerekçe edinerek gül gibi hanımının yanına bir ikinciyi üçüncüyü katıyor…

Haneye sonradan hulul edenler kimilerine göre metres, kimilerine göreyse kendi gerekçelerine göre, helal imişler…

Demokrasi her şeyi, malıyla mülküyle, hakkıyla hukukuyla her hali şeffaflaştırdı. Ve bir de insan haklarına bağladı.

Eğer bu hakların pratiğinde şiddet yok ise, gerisi teferruat imiş. İşini kitabına uyduranlarca bu sarkıntılıklara, kahramanlık brövesi takılıyor...

Ersoy Dede isimli bir erkek gazeteci de çoğunlukla bu işin kitabına uydurulan tipine, metresliğe şöyle yaklaşıyor. 

 Birinin metresi varsa bu, o adamın karısını ilgilendirir. Başkalarının dedikodusuna gerek yok, hem ayıp da…

 Demokrasi denilen kepazelik de işte bu. İmkanların müsaitse, buyurun meydan size de açık mı? demek istiyor, bilemeyiz…! 

 Ersoy Dede, içtimai iktisadi, hukuki ve ahlaki yelpazemizin muhafazakarlık yakasında yer alan bir arkadaşımız…

 Barbarosoğlu Hanımefendiye, teşekkürler…

 


YORUMLARA GÖZAT (2)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.