Ayhan Demir

Ayhan Demir

Durum tespiti

-

Sanılanın aksine: Dünya, mal-mülk değil, hatır üzerine kuruludur. Bugünlerde içinden çıkamadığımız birçok sorunun ana sebebi de aslında hatır kavramının yıkılmasıdır.

Yalnızca insanın insanda; annemizin ve babamızın bizim üzerimizde hatırı yoktur. Toprağın, havanın ve suyun da üzerimizde hatırı vardır. Bitmedi: Çiçeklerin, kuşların, ağaçların ve gökyüzünün… 

Bizde, büyüklerimize saygı kadar, emeğe ve ekmeğe hürmet etmek esastır. Büyüklerimizin izzetiyle birlikte, alın terinin hakkını korumak da öncelikli vazifemizdir. Şahsiyetli yeteneğe, iyi niyetli emeğe kayıtsız kalamayız. Kıyıcı olamayız, kırarak veya karalayarak ilerleyemeyiz. 

Ölçümüz belli: Allah’ın hakkı ve hatırı. Bu hatır yıkılmaz, kırılmaz; her daim gözetilir. O’nun gücüne gidecek işlerden ve ilişkilerden uzak durulur.

Her fırsatta, şunu söylüyoruz: Müslüman, güven ve vefa yurdudur. Eleştirirken, hakkaniyeti elden bırakmaz, şahsiyetle fikriyatı birbirine karıştırmaz. İnsanları ve imkânları hor kullanmaz, hakkına razı olur. Kıskançlık ve kibir gibi kötü huylar ilgi alanına girmez.

Bütün hayatını, hak ve adalet temelindeki, İslam kardeşliği üzerine inşa etmiş olanlardan, bu hukuka azami ölçüde riayet etmeleri beklenir. 

Başkalarına haksızlık yaparak, hak aranmaz. Aksi halde, bu durumu gören veya takip edenler “meğer hepsi yalanmış” noktasına gelirler.

Hemen burada, şu soruyu soralım: Geldiğimiz yer, gelmek istediğimiz yer midir?

Soruyu ben sordum, cevabı da ben vereyim: Çıktığımız yer ile vardığımız nokta, birbirinden çok farklı gibi görünüyor. Nereden nereye geldiğimize dair onlarca örnek verebiliriz. Ancak malumu ilan etmek, canımızı sıkmaktan başka bir işe yaramayacak.

İnsan hayatı, tecrübeden ibarettir. Adına tecrübe dediğimiz şey, hayal kırıklığından, üzüntüden, hayretten ve şaşkınlıktan oluşur. Nihayetinde, bütün bu yaşananlar, bizim için yüksek hayat tecrübesi olur. 

Buraya kadar olan biten her şey normal kabul edilebilir, hayata dahil sayılabilir. Anormal olan: Tecrübe sahibi olurken masumiyetimizi ve iyi niyetimizi muhafaza edemeyişimizdir. 

Haset husumeti, kırgınlıklar ise ayrılığı beraberinde getiriyor. Şurası gerçek ki, artık birbirimize karşı çok daha anlayışsız ve kırıcıyız. Sadece birbirimizi üzmek, yormak, yıpratmak, yaralamak ve yıkmakla meşgul oluyoruz. 

Müsaadenizle, şunu sormak istiyorum: Birbirimize karşı takındığımız hasmane tutum, içimize siniyor mu? 

Eksik olana tam, yanlış olana doğru, yetersiz olana yeterli, olumsuz olana olumlu demek ahlaklı bir davranış değildir. Elbette, eksiklikler ve yanlışlıklar söylenecektir, yetersizlikler ve olumsuzluklar işaret edilecektir. Ancak tüm bunlar rencide etmeden, insaflı ve merhametli bir şekilde yapılmalıdır.

Bir insan, karşısındakini mahcup etmek üzerine plan yapamaz. Bir insan başka bir insanın açığını arayamaz, gördüğü açığı yüksek sesle dile getiremez, açık bulmanın sevinciyle onu mahcup edemez. Hele Müslüman Müslümanı, asla. 

Öyle anlaşılıyor ki, başımıza gelebilecek felaketlerin henüz farkında değiliz. Vaziyetin ciddiyetini ve vahâmetini yeterince kavrayamıyoruz. Aksi halde, birbirimize bu kadar hor davranmazdık.

Kötü niyetin karşısında durmak, doğruyu söylemek ve yapmakla mükellef olan, herkesin vazifesidir. Vefalı kimse, vatanın ve milletin aleyhinde olmaz, olanlarla birlikte saf tutmaz. Sırtında ne olursa olsun, bizi iyiliği dokunanlarla, millet, memleket ve mukaddesat yolunda, vefa yokuşunu hiç şikâyet etmeden çıkar. 

Son sözümüz Hazreti Ali’den olsun: “Dostlarını üzmekle, düşmanlarını sevindirmiş olursun.”

 


YORUMLARA GÖZAT (3)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.