Ayhan Demir

Ayhan Demir

Üç yıl sonra

-

Darbe teşebbüsünün üçüncü yılı geride kaldı. Üç yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesi: Ne yaşadık, neye karşı direndik? Nerelerden döndük, neyi başardık? Kimleri yendik, hangi adreslerin elini boşa çıkardık? 

Bana kalırsa, bu sorular, önemli oranda cevap buldu. Kahramanlar ve korkaklar ayan oldu. Bize esaret biçenler, aziz milletimizin cesareti ile karşılık buldular.

Bugün, o gece olanları daha net bir şekilde görebiliyor, elde edilen zaferin anlamını daha iyi idrak edebiliyoruz. 

O geceye dair görüntüler, belgeler ve şahitlikler elimize geldikçe, gönlümüzden bir şeyler gidiyor. Üzüntümüz ve sevincimiz birlikte çoğalıyor. 

Yaşadıklarımızı, en güzel, “ölümden dönmek” ifadesiyle anlatabiliyoruz. Hem milletimiz, hem de memleketimiz için.

Her şeyi gördük ama hâlâ içimiz rahat değil. Tedirginiz, tetikteyiz. Olmalıyız.

Yüzyıl önce: İşgal güçlerini bayraklarla, çiçeklerle, alkışlarla karşılayanlar vardı. Onların bir kısmı, işgalcilerle birlikte, bu toprakları terk ettiler. Kalanlarla mücadeleye devam ediyoruz.

Üniformalı teröristlere alkış tutanlarla, hainler şerefine kadeh kaldıranlarla, selâ okuyan müezzinlere saldıranlarla, şehitlere değil de darp edilen hainlere üzülenlerle, darbe girişimini sulandırmaya çalışanlarla beraber yaşıyoruz. Ne ağır bir imtihan.

Elbette, zihnimizde, cevabı daha berrak olması gereken başka konular ve sorular da var. Bunlardan bir tanesi: Darbe girişimi başarıyla sonuçlansaydı eğer, ülkemizi ve milletimizi nasıl bir akıbet bekliyor olacaktı? 

Bir başkası: Ordudan futbol takımlarına, yargıdan derneklere varıncaya kadar her yere sızmış olan bir ihanet şebekesi, siyasi partilere sızmamış görünüyor. Bu mümkün müdür? Buna inanalım mı?

Seneler geçtikçe, bu meseleler, daha iyi anlaşılacak. Karanlıkta kalan tüm noktalar tam manasıyla gün yüzüne çıkacaktır.

Yaşadığım, gördüğüm, anladığım şu: O sıcak ve karanlık gece, vatanımızın ve milletimizin milatlarından, dönüm noktalarından bir tanesi olmuştur. 

Tıpkı…

Anadolu’nun kapılarını Türklere ve İslam’a açan, Malazgirt gibi.

Yahya Kemal’in ifadesiyle; Türklerin “ben Acem olmam” dediği, Çaldıran gibi.

Hıristiyan dünyasının en seçkin ve en donanımlı askerlerini mağlup ettiğimiz, Kosova, Varna, Niğbolu ve Mohaç gibi.

İstanbul’un fethi, Çanakkale ve Kut’ül Amare zaferleri gibi.

Görüntü çok net: O uzun ve ağır gecede, yalnızca bir kişinin cinnet seviyesine ulaşmış hırs ve ihtiraslarına şahitlik etmedik. Sadece belli bir imkâna kavuşmuş ve cesarete ulaşmış, bir grup vatan haini ile karşı karşıya gelmedik.

Batı dünyasının 15 Temmuz’daki darbe için ciddi bir hazırlık yaptığı, artık sır değil. Darbe girişimi sonrası verilen tepkiler, Batılılar ile üniformalı hainler arasında, nasıl bir organizasyon ve ilişki ağı olduğunu orta yere serdi. 

“Dost ve müttefik” demek zorunda kaldığımız Batılı ülkelerin, darbecilere nasıl destek verdiklerini gördük, görüyoruz. Uluslararası medya, kiralık katillerden görüş alma yarışına girerken; Amerikalı generaller, satılık tetikçileri aklama telaşına düştüler.

FETÖ elebaşı ve örgütün üst düzey birçok ismi, Amerika Birleşik Devletleri himayesinde bulunuyor.

Almanya da ondan aşağı kalmıyor. Millet hayatımıza kast eden hainleri besliyor, koruyor, kolluyor. Başlarına bir şey gelmesin diye cam fanuslarda tutuyor. 

Yunanistan’ın şerrinden emin olmak için alınan helikopterlerle, silahlarla Cumhurbaşkanımıza ve milletimize saldıranlar, Yunan topraklarında gününü gün ediyor.

İçerdeki hainler, milletimiz tarafından etkisiz hale getirildi. Dışarda olanları bulup getirmek ise devletimizin milletimize olan borcudur.

Yeniden o geceye dönelim.

Bu topraklarda, acıma duygusu olmayana, merhametsiz olana “gâvur” denir. Bunlar gâvurdan daha gâvur çıktılar. İslam olmak bir tarafa, insan olmanın en temel şartlarını bile yitirmişler.

Hem vatanımıza, hem de milletimize öldürmek kastıyla ateş ettiler. Uçaklara ve zırhlı araçlara karşı kullanılan mühimmatlarla, insanları katlettiler. 

Şehit edilen ya da gazi olan insanların birçoğu başından, kimi boynundan, kimi de göğsünden vurulmuş. Bakınız: Engin Tilbaç, Halil Kantarcı, Mustafa Cambaz, Erol Olçok, Abdullah Tayyip Olçok ve daha niceleri.

Şimdi soru şu: Zerre vicdanı olan bunu yapar mı? İçinde zerre ahlak olan, haysiyet barınan, bu yapılanlardan utanmaz mı? 

Darbeci asker ve sivillerin yargılandığı davaları takip ediyoruz. Durum hayli enteresan: Millete ve memlekete ihanet etmiş, suçüstü yakalanmışlar, fakat alaysı bir ifadeyle gülüyorlar. Yüzlerinde hiçbir, pişmanlık ve mahcubiyet belirtisi yok. Utanma duygularını, ar damarlarını aldırmışlar sanki. 

İstisnasız tamamı: Başarılı olamamanın öfkesi içindeler. Hâlâ kibirli, hâlâ küstah ve daima haklılar. Hatalı bir işe giriştiklerine inanmıyorlar. Kötü yola düştüklerini, şerre hizmet ettiklerini kabul etmiyorlar. En küçük bir umut anında, tekrar ortaya çıkmaya, yaptıklarını tekrar etmeye hazırlar. 

Hal böyleyken: Tehlike geçti, ihanet şebekesinin kolu kanadı tamamen kırıldı diyebilir miyiz? 

 


YORUMLARA GÖZAT (12)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.