Hacı Yakışıklı

Hacı Yakışıklı

Çeyrek asır sonra Madımak ve yağlı kazık

-

24 Aralık 1995’te % 21,5 oy alarak birinci olan Refah Partisi’ne 28 Şubat 1997 günü darbe yapıldı ve 16 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi tarafından parti kapatıldı. Refahyol Hükümeti 28 Haziran 1996 ile 30 Haziran 1997 arasında sadece bir yıl sürdü, yani “Necmettin Erbakan”ın Başbakanlık dönemi bir yıldır. 

Türkiye’nin % 7,5 büyümesi, memurlara % 45’lere varan rekor maaş zammı, D-8 oluşumu, kamu kurumları havuz sistemi ile koordinasyonlu devlet gibi birçok mevzu işte bu “sadece bir yılın” eseridir.

90’lı yıllar karanlık! 33 silahsız erin Bingöl- Elazığ karayolunda şehit edilmesi, Eşref Bitlis Suikastı, Uğur Mumcu, Madımak, Susurluk, Özal, Başbağlar katliamı, JİTEM, postmodern darbe..! Buradan iki sahneyi çekelim: Kasım 1996.. Temmuz 1993..!

3 Kasım 1996’da Susurluk’ta gerçekleşen kaza “derin devlet, gladyo” sözlerini literatürümüze tekrar soktu. Kazadan 5 gün sonra İçişleri Bakanı “Mehmet Ağar” istifa edince yerine bugünkü İyi Parti Genel Başkanı, dönemin DYP İstanbul Milletvekili “Meral Akşener” geçti ve 8 ay bakanlık yaptı!

Çirkin bir ifade olan “yağlı kazık” sözüyle 28 Şubat’ın mağduru sandığımız Akşener’in neler yaptığını yazının sonunda hatırlatalım ve Temmuz 93 Madımak’a geçelim:

“25 YIL SONRA MADIMAK”

22 Eylül 2017’de “Kadir Topbaş” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan istifa etmiş ve 28 Eylül 2017’de başkanlık mührünü belediye meclisi oylaması sonucu “Mevlüt Uysal” almıştı.

Terör sevici medya grupları daha seçildiği gün Uysal için; “katliam sanıklarının avukatı” gibi anonslar geçerek algı yönetimine başlamışlardı. Madımak’ta avukatlık yaparak gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan ender kişilerden biri olan Mevlüt Uysal’a aradan geçen “çeyrek asra” rağmen hesap sorulmaya çalışıldı. “Dönemin Doğan Medyası” tarafından içinde şer güçlerin olduğu net görülebilen bir “kirli vakanın” üzerinden “çeyrek asır” geçmesine rağmen “sanki buharı üstünde yeni tütüyormuş gibi” gündeme getirilmesi “karşı tarafın” boş durmadığının göstergesi!

Onlar en alakasız yerde “çeyrek asırlık” mevzuyu kendi lehlerine ısıtıp ısıtıp canlı tutarken bizler “bazı yöneticilerimize” hâlâ 6284 Aile Kanunu’nu, Madımak’ı ve bazı mevzularımızı doğru düzgün ifade ettiremedik.

Mevlüt Uysal bunlar karşısında sinmemiş ve net bir şekilde; “Sivas olayları halkın birbirine yaptığı bir şey değil. Orada can verenler de, orada hapis yatıp bedel ödeyenler de mağdur diye bakıyorum. Nasıl ki oradaki vatandaş bire bir oraya yakma niyetiyle gitmediyse, bedel ödeyenler de böyle bir niyetle oraya gitmedi. Maalesef, bizzat avukatlığını yaptığım vatandaş hiç orada bulunmamasına rağmen idam cezasına çarptırıldı. Ayakkabıcılık yapıp, İstanbul’a ayakkabı almaya gelen bir vatandaş idam cezasına çarptırıldı. İnşallah, şimdiden sonra bu tür olayları yaşamayız.”

Sayın Uysal’ın dediği gibi “orada olmadığı halde ceza alan” vatandaşlar var ve 2018’in Türkiye’sinde hâlâ cezaevinde yatıyorlar, tek talepleri ise yeniden yargılanmak!

“AKŞENER YAĞLI KAZIKTAN 

ŞİKÂYETÇİ OLMAMIŞ”

Kasım 1996’ya geçelim.. “Yağlı kazık” ifadesi insana yakışmıyor, hele de bir bayana hiç söylenmez. Söylenen kişi de hesabını sorar, ancak Akşener’in bu sözlerden dolayı 28 Şubat döneminin Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral Çetin Saner’den “hiçbir zaman” şikâyetçi olmamasını anlayamadım. Acaba Akşener 28 Şubat’ın mağduru mu yoksa uygulayıcısı mı?

Sözlerinden dolayı hicap duyduğunu itiraf eden Korgeneral Saner; “Akşener’in mağdur değil sanık olması gerektiğini” savundu. 

Avukatı Murat Tanfer Türemen, “Akşener başörtülü öğrencilere zulmetmiştir” dedi ve bunu madde madde açıkladı. 

Akşener’in görevi süresince başörtülülere zulüm ettirdiği savunulan dilekçede “Akşener’in 28 Mart 1997 tarihli talimatına müteakip;  emniyet personeli tarafından çok sert müdahalelerde bulunularak başörtülü öğrencilerin okullara sokulmadıkları.. yerlerde sürüklenip coplandıkları.. 1996-1998 arasında Nevşehir Valiliği görevini yürüten rahmetli Şinasi Kuş’un toplantıda 28 Mart 1997 tarihli bakanlık genelgesini uygulamayacağını belirttiği ve de uygulamadığı.. 344 Refah Partili Belediyenin Emniyet İstihbarat tarafından araştırılması talimatını vermesi.. Askerin siyasete müdahalesini kınama amaçlı toplantılar ve yürüyüşler düzenlenmesine karşı, bir genelge daha yayımlayarak bunları yasaklaması ve bu düzenlenen yürüyüşe katılan Refah Partili siyasiler hakkında dava açmış olması gibi gerçekler de göz önüne alındığında, oluşturulmaya çalışılan Akşener imajı ile gerçekler arasında ciddi bir uçurum olduğu görülebilir” denildi.

İşte bunlar hep eski Türkiye’dir ve orada imajlar ile gerçekler her zaman aynı değildir!

 


YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.