Halit Kanak

Halit Kanak

Dandanakan Savaşı (23 Mayıs 1040) ve Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi

-

Tusculum Kontu III.Alberic'in, henüz 20 yaşındayken rüşvetle Papa seçtirdiğioğlu IX.Benedictuskardinallerinisabah ayininden sonra topladı. Diğer ülkelerdeki bütün ruhânî liderlerde çağırılmıştı.

Herkes toplantının çok önemli olduğunu kendilerine yapılan tembihten biliyorlardı, ancak içeriği konusunda gittikçe merakları artıyordu.

Nihâyet Papa toplantının yapılacağı salona girdi, ağır adımlarla kürsüdeki yerini aldı. Salonda çıt çıkmıyordu. Sessizliği Papa bozdu.

"Sizi buraya toplamamın sebebi Türkler. Türkler evet, Türklerinbaşımıza büyük gâileler açmasından korkuyorum. Tuğrul ve Çağrı Kardeşler boylarından büyük işlere kalkışıyorlar. Oradaki casuslarımız neredeyse günlük, haftalık raporlar ulaştırıyorlar.

Bu raporlar doğrultusunda Karahan ve Gazneli Hakanlarını içerideki casuslarımızla ne kadar yönlendirmeye kalkarsam kalkayım, bir şekilde planlarımızı bozuyorlar.

Biliyorsunuz, savunma hatlarımızı Asya'nın ne kadar derinliğine kurarsak o kadar rahat edeceğimizi sizlere söylemiş ve bununla ilgilibir takım çalışmalar yapmıştık.

Bunlardan bir tanesi, bölgedepalazlanan Selçuk Beyin oğullarından Aslan Yabgu, kendisini Emir ilân edince, adamlarımızın Karahanlı Sultânını, onunda Sultân Mahmud'u yönlendirmesiyle tutuklatıp tâ Hindistan içlerine hapsettirdim.

Ancak bu seferde Aslan Yabgu'nun kardeşi Mikâil'in çocukları Çağrı ve Tuğrul ortaya çıktılar ve amcalarını kurtarmak için koskoca Gazne Devletine hemde dünyanın en büyük ordularına sahip Sultân Mahmud'a savaş açtılar.

Yapılan iki önemli savaştan da Selçukoğullarının gâlip gelmesi bizi çok endişelendirdi.

Casuslarımızın her birinden ayrı ayrı gelen haberde her iki tarafın son kez karşı karşıya gelecek olmalarıdır.

Endişemiz odurki, eğer beklediğimiz gibi Gâzneli Ordusu gâlip gelirse, yapmış olduğumuz 50 yıllık, 100 yıllık, 200 yıllık ve 500 yıllık planlarda bir değişikliğe gidilmeyecektir.

Ancak Çağrı ve Tuğrul kazanırsa, o zaman 50 yıllık, 100 yıllık, 200 yıllık ve 500 yıllık planlarımızı yeni baştan yapmak zorunda kalacağız. 

Çünkü Selçuklu'nun gâlip gelmesi demek, Türklerin en kısa süre içerisinde Akdeniz'e Adriyatik'e gelmeleri demektir."

Papa'nın bu toplantısından sonra Hristiyan dünyasının tamamı bu mücâdeleye odaklandı.

Bütün casuslar, yerel işbirlikçiler an be an Türk coğrafyasındaki gelişmeleri takip etmeye başladılar. 

Tarihler 23 Mayıs 1040'ı gösterirken beklenen an gelmiş, Selçuklu ve Gâzneli Ordusu şu an Türkmenistan'ın Merv Şehri yakınlarında "DANDANAKAN" mevkiinde karşı karşıya gelmişlerdi..

Başa dönecek olursak olaylar bu raddeye nasıl gelmişti. 

Gazneliler ile Karahanlılar arasında sınır olan Amu Deryâ Nehrini geçen Sultân Mahmud, Semerkand'da Karahanlı Hân'ı Kadir Hân ile buluştuklarında, Kadir Hân yeryüzünün en güçlü devletinin Sultânına Oğuz tehlikesinden bahsederek, Hâkânlık peşinde koştuklarını dolayısıyla bir ders verilmesi gerektiğinden bahseder.

Bunun üzerine Sultân Mahmud, Selçukoğullarının başında bulunan Aslan Yabgu'yu ülkesine dâvet eder. Dâvete icâbet eden Aslan Yabgu beklenmedik bir şekilde esir alınarak Hindistan içlerinde bir kaleye hapsedilir.

Amcalarının pusuya düşürülerek esir edilmesi çok zorlarına giden Çağrı ve Tuğrul Bey'ler defalarca amcalarının serbest bırakılmalarını istedilersede reddedildiler. 

Bundan sonra Selçukluların, Horasan bölgesine bitmek bilmeyen akınları başladı. Bu arada yönünü hiçbir zaman batıya döndürme ideâli olmayan Sultân Mahmud,Hindistan'a 17. seferini başarıyla yapmıştı. Ancak bir müddet sonraöldü yerine oğlu Mesud geçti. 

Çağrı Bey bu ara yaptığı akınlarla Gazne Ordusunu yıpratıyor ve her seferinde de Gaznelilerin yaptığı korkunç takibatıda boşa çıkarıyordu. Fakat bu fazla uzun sürmedi. 

Çağrı Bey, 1037'de Herat'ı, 1038'de Merv'i ve Belh'i alırken, Tuğrul Beyde aynı yıl girdiği Nişâbûr'da Sultân unvanıyla adına "hutbe" okuttu. Yetmedi Serakhs'ı, Bâverd'i aldı.

Sultân Mesud bu nâzik durum karşısında Hindistan işlerini bıraktı.Döndü muazzam ordusuyla Horasan'a geldi. Bu işi bitirmeden Hindistan'a dönmemeye karar verdi.

Önce 1039 Nisan Ayında Ali Âbâd meydan muharebesinde Selçukluları geri çekilmeye mecbur bıraktı. Mayıs'ta Nişâbûr'u geri aldı.

Bu arada; Oğuz'larınÇağrı, Tuğrul ve amcaları Musa'nın birleşerek tekrar orta Horosan'a doğru geldiklerini duyunca, 15 Mayıs 1040'ta Serakhs'a geldi. Selçuklular bir gün önce şehri boşalttılar. Sultân Mesud durmadı 17 Mayıs'ta Horasan'ın kuzey kapısı olan Merv'e yürüdü.

Selçuklu Oğuz Ordusuda Merv'e yaklaşmış ve harb divânı kurulmuştu. Ya dünyanın en büyük ordusuyla savaşacaklar, yada Aral Gölü Bozkırlarına geri döneceklerdi. Tuğrul Bey'in çekilelim, böylesine devâsâ güç karşısında askerimizi ezdirmeyelim fikrine, Çağrı Bey'in savaşacağız fikri komutanlar arasında ağır basınca harb düzeni alındı.

Dandanakan'daki müthiş mücâdele 23 Mayıs 1040 tarihinde Selçukluların gâlibiyeti ile sonuçlandı. Sultân Mesud, bütün kahramanlığına rağmen ordusu Oğuz oklarına ve kılıcına dayanamayınca Gazne'ye çekildi ve kendi askerleri tarafından yedi ay sonra öldürüldü.

Selçuklu ise Papa'nın bütün endişelerini haklı çıkartarak yedi yıl içinde Basra ve Umman'a yâni açık denize çıkmışlar, 1071'den sonra Akdeniz, Karadeniz ve Marmara’ya ulaşmışlardı.

Anadolu'nun fethiyle görevlendirilen Süleyman Şâh, Sultân Melikşah'tan fermânı alır almaz 1075'te İznik'i başkent yaptı.

Papa'lık Dandanakan'dan sonra, bütün planlarını değiştirdiği gibi gerektiğinde ortak Haçlı ordusu çıkarma noktasında bütün Hristiyan dünyasına mektuplar göndermişti. Bunuda ilerleyen dönemlerde hayata geçirdiler, bitmek bilmeyen haçlı akınları artan bir kinle günümüzdede devam etmektedir.

Bizim ülke olarak, dış bağlantılı birilerinin yanlış yönlendirmeye çalışmalarına aldırmadan, aramızda pasaportları dahi kaldırdığımız Ukrayna ve Gürcistan'lada Karadeniz'de münhasır bölge anlaşmaları yaparak, geçmişte tamamı bizim olan Türk Gölünde"Mavi Vatanlarımıza" yeniden kavuşmamız gerekiyor. 

Eğer bunu yapmayacak olursak, Rusça'nın resmi dil olmasını bıraktı diye dost ve kardeş Özbekistan'a baskı yaparak iç işlerine müdâhâle etmeye kalkan Rusya'nın başka ülkelere müdâhâlesinide önleyemeyiz.

Son söz. Kültür Bakanı olsaydım Türk Kültürüne büyük katkı sağlayacak bu ve buna benzer filmler yaptırırdım. Çünkü Dandanakan olmasaydı Malazgirt olmazdı, İstanbul'un Fethi olmazdı, yedi iklim üç kıta olmazdı..


YORUMLARA GÖZAT (12)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.