Halit Kanak

Halit Kanak

Selânik'e vedâ (9 Kasım 1912)

-

Tarihler 1912 Yılı Ekim Ayı'nın son gününü gösterdiğinde, iki oğlu ve üç kızıyla 3 yıl 6 ay 3 gündür Selânik Alatini Köşkü'nde zorunlu ikâmet ettirilen Cennetmekân Sultân Abdülhamid Hân bugün Selânik'ten ayrılıyordu.

Çünkü düşman 25 Ekim'de Alasonya'yıişgâl etmiş, Kırkgeçit'i  geçerek Serfiçe'ye girmiş Vardar'a yaklaşmıştı. Eğer Vardar Yenice geçilirse Selânik'e ulaşmaları için hiçbir engel kalmıyordu.

Onun için Sultân Abdülhamid Hân'ı İstanbul'a taşıma kararı çıkmıştı.

Sultân'ı gemiyle almaya gelen Vezir Damat Germiyanoğlu ile Vezir Damat Çavdaroğlu Mehmed Şerif Paşalardı.

Paşalar ile Hâkân arasında üstelik askerlerin yanında geçen konuşma yürek yakan cinstendi. Abdülhamid Hân gazete okuması yasak olduğu için gelişmeleri yeni öğrenmişti. Dört Balkan Devletinin ittifakının (Yunan, Bulgar, Sırp, Karadağ) haber alınamamasına şaşırarak "Elçiler, Ataşeler ne iş yapıyor" diye celallenmiş, kiliseler meselesinin ortadan kaldırıldığını öğrenince de "Anlaşıldı dört devlet bunun için ittifak yapabildiler, Allah (c.c.) bu hallere sebep olanları Kahhâr İsmiyle kahretsin devleti batırdılar" demiş, oğulları Abdurrahim ve MehmedÂbidEfenilerle, kızları Şâdiye, Refia ve Ayşe Sultânlar ile  birlikte gemiye binerek İstanbul'a hareket etmiştir.

3 Temmuz 1910 yılında meşhur kiliseler ve mektepler kanunu çıkartılmış, böylelikle Balkan Devletleri arasında Osmanlı'nın değil, Rus Çarı'nın yüksek hakemliği kabul edilmiş, yetmemiş Rusya'nın Balkanlar’da savaşa asla müsâde etmeyeceği hakkında teminat vermesi ve yalan yeminine inanılmış ve 120 tabur asker terhis edilmişti.

Diğer taraftan; Sofya Elçiliğinden Dışişleri Bakanı olan Âsım Bey, güyâ Balkanları çok iyi bildiğini ifâde etmek için mecliste yaptığı konuşmada "Balkanlardan imânım kadar eminim, saldırıya geçmeyecekler" diyordu.

Hükümet ise, büyük devletlerin Balkanlar’da hiçbir toprak değişikliğini tanımayacaklarını ifâde eden sözlerine güveniyordu.

İşte bütün bunları fırsat bilen dört Balkan Devleti ittifak yapmışlar. Önce 13 Mayıs 1912'de Bulgar-Sırp, 29 Mayıs'ta ise Bulgar-Yunan gizlice anlaşmışlar sonradan bunlara Karadağ katılmış, Türkiye'ye karşı yapacakları savaşı ve taksim projelerini en ince detaylara kadar konuşmuşlar, sonrada hep birlikte ekim ayında Türkiye'ye savaş açmışlardı.

Bu savaş esnasında Teselya ve Selânik bölgesinin Komutanlığını kurmay olmayan jandarma komutanı Hasan Tahsin Paşa yapıyordu, yaverliğine de isteği üzerine oğlu Kenan Mesare getirilmişti.(H.Tahsin Paşa Abdülhamid döneminde zimmet ve zimmeti hileyle örtmek suçundan açığa alınmışken, sırf o dönemde ceza alanlar mağdur oldukları gerekçesiyle yeniden göreve getirilmiş, Hasan Tahsin Paşa'yada Selânik ve bölge Komutanlığı verilmişti.)

18 Ekim 1912'de saldırıya geçen Yunan, Alasonya'yı ele geçirerek büyük bir katliam yaptı. Bu arada Hasan Tahsin Paşa Kozaniye'deydiAlasonya'ya gitmedi.

Hasan Tahsin Paşa karargâhını 20 Ekim’deSerfiçe'de kurdu. Cephe hattı kırkgeçitti. Kırkgeçit'e gitti talimatları verip Sefiçe'ye geri döndü.

Yunan iki günde Kırkgeçiti aştı, Serfiçe'yi aldı katliama başladılar ve bütün evleri yaktılar. 

Sırada Vardar Yenicesi vardı ki Selânik'ten önce tutunabilecek tek yerdi ve bizim için mânevî değeri büyüktü.

GâziEvrenos Bey'e yıllarca karargâhlık yapmış türbesinin de olduğu şehirdi. 525 yıldır Türk şehriydi.

Hasan Tahsin Paşa orduya savunma hazırlıklarını yaptırmıştıki1 Kasım günü öğleye doğru Yunan taarruza geçti. Birkaç şiddetli çatışmadan sonra Hasan Tahsin Paşa  kuşatılma korkusuyla Yeniceyi boşalttı.

Zâten yardım istenen Drama ve Kerçe Alaylarına sevk saatleri yanlış verilmiş, bunlar cepheye geldiklerinde Yenice çoktan kaybedilmişti.

Geri çekilme, Vardar Nehri üzerindeki köprüler imha edilerek başladı ancak Platil'deki demiryolu köprüsü unutulup tahrip edilmediği gibi, köprüden geçen Yunan askerlerine güyâ Türk zannedilerek ateş açılmamıştı.

Bu arada yine garip bir olay yaşanmıştı.Bir Yunan torpil gemisi saat 24.00 sıralarında Karaburun mevkiindeki Türk Topçu bataryalarına gözükmeden Selânik Körfezine girebilmiş, gemi komutanı Teğmen NikolaosVotsis, limanda silahsız bir şekilde demirli bulunan Feth-i Bülend Zırhlımızı (neden silahsız olduğu anlaşılamamış) iki torpil göndererek batırmış ve yine bu iki şiddetli patlamaya rağmen topçularımızca farkedilmedenKaterini Limanına ulaşmıştır.

Çok geçmeden Yunanlılar Selânik önlerine geldiler, Bulgarlarında 7. Tümeni gelmek üzereydi.

Ama esas Bulgar kuvvetleri sınırı geçmişler Şükrü Paşa'nın savunduğu Edirne'ye (savunma 5 ay 5 gün sürdü) giremeyince yollarına devam etmişler Süloğlu ve Pınarhisar Muharebelerini kazanarak Lüleburgaz'a ulaşmışlardı. 

Lüleburgaz Muharebesinide 2 kasımda Bulgarlar kazanmış Hasan Tahsin Paşa, İstanbul'a doğru yürüyen Bulgar ordusunu duyunca ümitsizliğe düşerek teslim olma kararı vermiştir. (Bulgarlar Çatalca'da durdurulduğu gibi, aynı durumu gören Esat Bülkat Paşa Yanya'da, Hasan Rıza Paşa İşkodra'da, Şükrü Paşa Edirne'de teslim olmadılar.)

Tam bu sırada Paşa'ya teslim ol haberi geldi. Haberde, şehrin müdafaasının faydadan çok zarara yol açacağı ve kadın ile çocukların tehlikeye atılacağı bildiriliyordu.

Zâten teslim kararı vermiş olan Hasan Tahsin Paşa'ya şehirdeki konsoloslar ile Musevilerin telkinleride eklenince, Paşa

Mütareke isteğini Yunan Komutanı Veliaht Konstantin'e iletti. 

Mütareke görüşmelerine Selânik girişinde otel olarak kullanılan Topsin Han'da Şefik Paşa başladı, kayıtsız şartsız teslim şartını Hasan Tahsin Paşa İstanbul'dan direnmesi için verilen talimata rağmen 8 Kasım 1912'de imzaladı, mütâreke görüşmelerinide aynı zamanda yâver olan oğul ressam Kenan resimledi.

9 Kasım günü Yunan ordusu Selânik'e girerken Türk Askerine istirahat verilmiş ve 26 bin kişilik muazzam kolordu tek kurşun atmadan, 70 modern top, 30 ağır makinalı tüfek ile yine 30 bin tüfek ve 1200 hayvanla birlikte Yunan'a teslim edilmiştir.

Kadim Türk şehri Selânik artık bizde değildir. Yunanlılar hiçbir sözünde durmamışlar ve bir gün sonra yağma, katliam akla gelen her şey halk üzerinde uygulanmaya başlamıştır.

"Herkes dinini istediği gibi yaşayacak" sözleri bile 24 saat geçmeden unutulmuş, cami imamları darağaçlarında sallandırılmış, camilere çan takılmıştı. Selâniktevahşet o boyuta çıkarkiKölnischeZeitung Gazetesi muhabiri bile "Rumlar Haçı kana boyadılar" der. 

Teslim olunmasında payı olan Museviler mallarını kurtaracaklarını sanmışlardı ancak hepsinin malları yağmalandığı gibi canından olanlarda olmuştu. Hatta "Selânik Yahudiler için uluslararası statüde bir şehir" olsun istediler, bunun için (can ve mallarını korumak için) bir hamle yaptılarsada, Siyonist kuruluşlar Kudüs dışında otonom bir şehir yapılanmasına izin vermeyerek istemediler ve dindaşlarını bilerek ölüme attılar. (Kalanların bir kısmı mübâdele ile Türkiye'ye geldilersede geriye kalanlar İkinci Dünya Savaşında Almanlar tarafından toplama kamplarına gönderildiler.)

Hâlbuki bu tarihe kadar Selânik'e gözümüz gibi bakmışız.Değişik lise ve askerî okulların yanında 1863'te atlı tramvay işletmesi kurmuşuz. 1871'de demiryoluyla Selânik'i önce Üsküp'e, 1890'da Manastır'a bağlamışız. 1896'da İstanbul'a uzatmışız demiryolunu. Akabinde yeni limanlar yapmışız.

Biz Selânik'te elektrikli tramvayı işletmeye açtığımızda, İstanbul'da bile elektrik tramvay henüz yoktu.

Buna rağmen koruyamadık Selânik elimizden çıktı. Sorumlu Hasan Tahsin Paşa ve oğlu İstanbul'a dönmediği için haklarında Divân-ı Harp'çe verilen idam kararları uygulanamadı.

Yunanlılar baba ile oğlunu gemiyle İtalya üzerinden Lozan'a kaçırdılar. Hasan Tahsin Paşa Lozan'da öldüğünde 73 yaşında idi. Yunanlılar kemiklerini 1937'de Yunanistan'a getirdiler.Önce Selânik'in hemen dışındaki Trinadia mevkiinde bulunan Arnavut mezarlığına naklettiler. Mezarlık 1983'te istimlak edilince kemikleri bir kutuya koyarak 23 sene muhafaza ettiler (bu ne sevgi) ve nihayetinde 2006 yılındaSelânik'in teslim anlaşmasının imzalandığı, sonradan askerî müze yapılan yerin bahçesine sonradan Yunan vatandaşı olan oğlu Kenan Mesare'nin kemikleriyle beraber gömerek üzerini Yunan tarzı mermerlerle süslediler.

Üzerlerinde Hasan Tahsin Paşa (1845-1918) ve Kenan Mesare (1899-1965) yazan bu mezarlar, araştırmacı - gazeteci AlekosOrologas'ın dediği gibi "halk kahramanı" sıfatıyla hergün Yunanlılar tarafından ziyaret ediliyor.

Bizimde Selânik'i unutmamak için ziyâret edeceğimiz kabirleri gün yüzüne çıkartarak (bütün camilerimizi yıktıkları için) TİKA eliyle yaptırmalı ve gelecek nesillere bunu aktarmalıyız.

Meselâ bunlardan en önemlileri 1591 yılından beri cami olarak kullanılırken müzeye çevrilen ve Türklerden alındığını belgelemek için  minaresi yıktırılmayan(Selânik'teki tek minare)Hortaçlı Şeyh Süleyman Camii (Ortacı Camii) Haziresinde medfûn iken tamamen tahrip edilerek düzlenmiş kabirlerdir. 

Burada, diğer kabirlerle birlikte Hortaçlı Şeyh Süleyman Efendinin yıkılan türbesi ve Mustafa Kemal Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendinin kabride vardır.(Kemalist geçinen bâzı belediye başkanlarına sesleniyorum hadi harekete geçin ve Ali Rıza Efendinin kabrini yaptırın. Otobüs otobüs Atatürk'ün evine yaptığınız ziyâretlere bir yenisini eklemiş olursunuz.)

Yıldırım Beyazıt zamanında GâziEvronos ve Hayrettin Paşalar tarafından fethedilen ancak fetret döneminde Bizans'ın eline geçtikten sonra 1430'da II. Murat tarafından yeniden ve kesin bir şekilde fethedilen Selânik 9 Kasım 1912'den beri gerçek sahiplerinden ilgi bekliyor.


YORUMLARA GÖZAT (7)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.