Hasan Aksay

Hasan Aksay

,

“Edeb Başa Taç İmiş, Her Derde İlaç İmiş”

-

Haya ve edep, vicdanın, ahlakın, imanın, insani yüceliğin değişmez ifadesi ve sesidir. Haya ve edep insana, izzet ve yücelik kazandıran değerlerdir, yücelik kaybedilir. İnsani değerler heba olur. Yalan, saldırı ve hakaret başlar. Güven kalkar. Bu yüzden manevi kavramları dahi, düşmanlık nedeni yapan gruplar ortaya çıkmıştır. 

İman, haya ve edep, çiçeğin de, dikenin de; mükafatın, cezanın da önemini kavratan idraki, hayat yapar. Bu ahlaki yücelik, her mahluka saygı doğurur. Bu irfan nimeti, varlık ve hadiseleri, doğru değerlendirme sorumluğu yükler. Değerler arası derece farkını, yine İslam ahlakı netleştirir. İki örnekle somutlaştıralım:

 İslam, “Anne ve babanıza, Öf bile demeyiniz” diyor. Bu, genel sosyal münasebetlerin üstünde bir basamaktır. Bütün insanlar, camideki saflar ve Kâbe’deki hacılar gibi eşittir. Fakat, anne baba örneğindeki hizmet ve fedakarlıkla kazanılan manevi değerler, şahsa, ek bir değer katmasa dahi, bu değere saygı insani yüceliğin sorumluluğudur. İslami değerleri, milletçe yaşamak ve yaşatmak güçlü bir devletle mümkündür. Onun için değerler devleti için hayatını veren, şehittir. Ölü değildir. Bu, çok büyük üstünlüktür. Misal çoğaltılabilir. Bu farklarının hayat haline gelişi, “İman, edep ve Haya” ile görülür hale gelir. Neticede birisi, “İnsanlık yaşasın” diye, “Savaşa bayrama gider gibi” gider. Diğeri, benim dediğim olmuyor, “Varsın devlet batsın” der.

İman, haya ve edep, sade saygı ve sevgiyi değil; iyi ve güzel olan her şeyi, saygı ile yüceltir. Kötülük ve zulme, karşı koyar. İnsan samimiyet ve dürüstlüğü ile insandır. İnsanın, fıtrat yüceliğini bilmekten doğan insani yüceliğin ve kendine, şahsiyetine saygının gereği budur. Sözde, teröre karşı; eylemde terörist yanlısının hayası yoktur. Peygamberimiz, “Utanmıyorsan ne istersen yap” buyuruyor.

Trump’ın bir sözü, bir sözünü tutmuyor. İsrail’i azıtıyor. Venezuela’ya darbe.Dünyayı, kaosa sürüklüyor. Yalan, kötülüklerin anasıdır. İslami değerlerden uzak düşenler, yalanda boğuluyor. J.J. Rousseau, “Eskiden, dost, düşman belli idi. Bugün dostum da, düşmanım da, beni aynı güler yüzle karşılıyor. Dostumu bilmek için bir felakete uğramam gerekiyor. Oysa, dostumu bilmek, bana, felaketten önce lazım?

Haya kaybolunca yalan marifet oluyor.Milletin, “Güven oyuna aday” kimse, noterde, “Seçilirsem, kimseyi işten çıkarmayacağım” diye senet yazdırıp, halka, fotokopisini dağıtıyor. Göreve gelir gelmez, 93 işçiyi, işten atıyor. İşçiler, günlerdir yağmur ve sağanak altında, Bolu’dan Ankara’ya yürüyor. Utanan kimse yok. Ne noter taahhütlü başkan, ne partisi, ne oy verenlerinvicdanı kıpırdıyor.

ABD’den, AB’ye uluslararası bir dayanışmaya dönen yalan yanlış işlere desteğin evrensel ittifakı, dürüstlüğe ve İslam’a karşı düşmanlığını arıyor.

Siyaset, tüm insanlığın temel meselesidir. İnsanlık, bütün toplum meselelerini, kendi değerlerine dayalı siyasetiyle çözecektir. Buraya kadar, bu meseleleri çözecek genel insani değerlere baktık. Şimdi bu çerçevede, mahalli seçimimize bakalım:

17 senedir, istikrar içinde kalkınıyoruz. Tankını İsrail’e tamir ettirirken tank yapıyoruz. Deniz altından kıtaları birleştiriyoruz. Bu, yeniden diriliştir. 

Düşman, bu dirilişin varacağı noktadan korktu. İçten dıştan saldırıyor. Mahalli seçim, genel yönetim içinde ve kontrolünde bir hizmet makamı. Ama dünya ilgileniyor? 

 İstanbul Belediyesine aday İmamoğlu da, eylem ve sözleriyle, garipleştikçe garipleşti? Birkaç örnek:

İstanbul Belediye Başkanı levhasının üzerine, bir de “T.C.” Levhası yazdırdı. Övünüyor. Mantık kuralı: “Fazla, noksan gibidir” der. Türkiye’deki bir belediye belli ki, T.C. Belediyesidir. Antetli kağıdına yazarsın. Gerekir. Okula yazarsın. Yabancı okul da var. CHP Başbakanlarından Ecevit, bir ara, işsizlere iş bulmak için boş arazilerin taşını toplatmıştı. Bu levha yazımı, işsize, iş mi oluyor?

Belediye Başkanı olmadan, Anıt Kabre gidip, “Başkan” diye imza attın? Niçin gündüz değil de gece? Acelen ne? Reklam gününü mü artırıyor?

Devletinin görevini yapan Vali ve güvenlik güçlerine hakaret, yüz karasıdır. Bir statüye sahip olmanın, ilk o statünün, haddini, hukukunu bilmemektir. Hakarete gelince: Devlet, saygı makamıdır. Öyle bir değer ki, onun koruduğu değerleruğrunda feda olmak şehitliktir. Devleti temsil eden bayrak, yere düşmez. Valilik ve güvenlik, devletin uzvudur. Hakaret edepsizliktir. Düşman sevindiren bir aşağılama hainlik olur.

“Kitap ve Kültür Fuarları” her milletlerin övüncü ve hayat damarlarındandır. Bu Fuar, aynı yerde, 37 yıldan beri devam ediyor. T.C. Diyanet İşleri, devlet kurumu yönetiyor. Hazırlıkları bitmiş bir fuarı iptal ediyorsun?

Sözlerine gelince, ikide bir “Bir duyum aldım” deyip, gerçekmiş gibi ilan ediyorsun. Eskiden, “Yalan söyle iftira et, tutmazsa da iz bırakır” denirdi ama, artık yerin kulağı var. Bir de, yalancı, münafık çoğalınca, çıkarı için inanmak istemeyenden başka kimse, her duyuma inanmıyor. Denenmiş insan arıyor. CHP Bolu Belediye Başkan adayının, “Noter senedine” inananların dahi hali, ibrettir!

Duyumlarından bir teki dahi, hepsinin kalitesini göstermeye yeter bir örnek. Vakit israfına gerek yok. Güya, “Binali Bey, yarışmayı yapacak gazeteciden, soruları istemiş?” Bu yalana bin kişiden bir kişi inanır mı? Kaldı ki, bu yarışmayı yapacak gazeteciyi, Binali Bey, “Herkesi nasıl tanırsın, kendin gibi” hikmetli sözden yararlanarak, “İmamoğlu, beni de kendi gibi zannedip” böyle yalan duyumlarla milletin zihnini, boş yere ifsada çalışmasın diye, baştan beri canla başla seni destekleyen medyadan eleman seçiyor. FOX televizyonu, malum medya devi Yahudi Murdoch’un medya grubundan değil mi? Binali Bey tekzip edince, hiç olmazsa sana bu yanlış bilgiyi verenin kim olduğunu söylesen. “Bana niçin yalan söyletiyorsunuz” desen de bir daha yapmasalar. Sen, “Demek yanlış” deyiverip geçiştirmeye çalışınca hep aynı tarz kolay, tutarsız yalanlarla seni utandırıyorlar. 

Bu seçim, “Yapmanın, ne kadar zor, Yıkımın, ne kadar kolay”olduğunu bir kere daha göstermiş oldu. Eğer bilmeyen varsa?

 Büyük bir katılım ve ilgi doğuran bu kitap ve kültür fuarını, sıfırdan başlayıp, yeniden hayata geçirmek için, kim bilir kaç yıl gerekir. 37 yıldan beri kesintisiz her yıl yapılan aynı ayda yapılan bu fuarı, İmamoğlu, henüz başkan dahi olamadan bir emirle bitirecekti. Büyük güç gösterisi mi idi?

Vali ve güvenlik güçlerimize, devletimizi temsilen, devlet düzenini sağlamak üzere yaptıkları görevlerinden dolayı, edepsizce hakaretle milletimizi, ne kadar üzdüyse; İsrail’i de, Makarios heykelini Beylikdüzü’ne dikmesinden de fazla sevindirdiğini tahminde zorluk yoktur. 

Belediye Başkanı olmadan, bir gece Anıt Kabre koşup, İstanbul Belediye Başkanı diye imza attı. Yani, henüz Başkan olmadığı halde, bir imza süresi kadar kısa zamanda başkan olabilmek, basit bir marifet değildir. 

“Görelim Mevla neyler. // Hak şerleri hayreyler.”

Hamd Allah’a! 

 


YORUMLARA GÖZAT (2)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.