Hüseyin Acarlar

Hüseyin Acarlar

Ev, Sofra İşgal Altında Ve Kâbe Siyaha Büründü

-

Yönümüzü, yüzümüzü çevirdiğimiz insanlık kadar kadim, ilk insan kadar eski iki kıble; Mescidi Haram, Mescidi Aksa...

Biri Yahudi tahakkümü altında. Diğeri Bedevi kapitalistlerin tahakkümünde…

Yahudiler, Mescid-i Aksâ'nın altını eşeliye eşeliye hafriyat alanına çevirdiler.

Bedevi kapitalistler, Mescid-i Haram'ın etrafını nemrudi kulelerle donattılar.

Mescit evdir. İkisinin hukuki tabirle işlediği suç haneye tecavüzdür.

Söz konusu Beytullah (Allah’ın evi- Kâbe) ve Beytülmakdis (mukaddes ev) Mescid-i Aksâ ise cezayı modern hukuk belirleyemeyecek kadar acizdir. İki mescit ile birlikte kutsal olan iki şehir; Mekke ve Kudüs’e ihanetin cezasını belirleyecek yegâne kuvvet ALLAH Azze ve Celle’dir.

Kur'an-ı Azimüşşan, Mekke'yi ‘Ümmülkurâ' (şehirlerin anası) olarak adlandırdı. Bu şu manaya geliyor. Tüm şehirler ancak Mekke ve Kâbe ile izaha muhtaçtır. Kur'an'ın Kâbe'nin bulunduğu beldeye ‘Ümmü'l-Kurâ' demesi buranın insanlık tarihinde ilk yerleşik şehir olduğu manasına gelir.

Âdem (As), kendisine Allah tarafından bahşedilmiş bilgiyle yeryüzüne gönderilince önce bir ev sonrasında bir şehir inşa etmeye girişmişti. Bu nedenle kurulan ilk şehre “el-beledî'l emin Mekke” denildi: “Ve hâzâl beledil emîn” (Tîn; 3).

Bu neden önemli derseniz? Bir gömleğin düğmelerinin baştan yanlış iliklenmesi diğer düğmelerin de yanlış iliklendiği sonucunu çıkarır. Modern bilimin ilk insanın mağaralarda yaşayan ucube varlık tasvirini Kuran-ı Kerim şehir meselesiyle yalanlar.

Bilimciler öteden beridir antropolojik yalanlar üzerinden bir tarih yazılımıyla her türlü sömürü düzenine teşne oldular. Kur'an'ın tarih anlatımını dogmatik ve bilimsellikten uzak gördüler.Bundan mütevellit Kuran hakikatini kabullenmezler. Bunu kabul etmek demek sil baştan insanlık tarihinin ve üretilen tüm değerlerin yeniden formatlanması demektir ki bu da ilk insanın Âdem (as) olduğu ve İslam hakikatinin kabullenilmesi demektir.

Modern bilime şu okkalı soru neden sorulmaz? İlk şehir nerede ve nasıl ve kim tarafından kuruldu? Bu soru hakikate alan açacak nitelikte oldukça kıymetli bir sorudur.

Âdem (As)'in eh-i beyti ile Kâbe ve Mekke’yi inşası, yeryüzünde ilk topluluğun yeryüzüne dağılmayıp şehirleştiği ve dolayısıyla bu durumda insanın yeryüzüne dağılmasının sonradan olduğu ve bireysel olmadığı ortaya çıkıyor..

(beyt), diğer evlerin inşası ile şehir adını alır. Böylelikle şehir kendini teşhir eder. İlk şehir (Mekke) kültürler ve zaman üstü tasarımıyla “emniyet” merkezlidir.

Mekân, kevn (kün/ol) kökünden gelir; yaratılış demektir. Ev mekândır, meskendir. Cami meskendir, mekândır.

Edebiyat geleneğimizdeki beyit tarzı şiir geleneği “beyt”ten gelir. Şair, şiirde bir ev inşa eder. Beyit, ölçüsü vezni olan iki mısradan oluşurken, mısra ise kapı kanadı manasına gelir. Örfümüzde eski mescitlerin kapısı iki kanatlı olması tesadüfi değildir. Eski evlerimizin bir büyük kapısı birde küçük kapısının olması inancın şiire mimariye yansımasıdır.

Kapitalizmin mimarî formu, toplum inancının mimarideki silüetidir.

İnanç; ibadetgâhı, ibadet alanı; evi, evin teşrifatı; evin biçimine göre şekil almıştır. Müşahhas örnek olması açısından; Kiliseler piramit şeklinde inşa edilirken, mescitler Kâbe gibi kübiktir. İslam evleri, dairevi (kabeyn/iki ayak topuğu formuyla ) ve yatay mimariyle inşa edilmiştir. Kilise ise dikdörtgen ve piramitsidir. O nedenle evler keskin ve köşelidir. Evin mobilya tasarımları hakeza aynı formlardan esinlenerek tasarlanır. Mesela yemek masasında yemek yenir ve yemek masası köşelidir.

Müslüman sofra onun için yuvarlaktır, baş köşesi yoktur. Kutsallığını Kâbe’den, bereketini onu yeniden inşa eden İbrahim(as) den alır. Onun için hamd edilir. Onun için şükredilir.

Müslüman sofrasında kulun kula üstünlüğüne ve protokole yer verilmez. Sofradakiler, büyük kimse zaten oraya yönelirler.

Adalet, en bariz haliyle maide (sofrada) de yansır. Bölüşüm, burada izhar olunur. Ekmek, o nedenle bir parçası kesildikten sonra sofra arkadaşıyla paylaşılır.

Gayri İslami sofrada ekmek başkası tarafından bölünmüş haliyle sofraya konur. Ne kadar takdir edilmişse o kadarıyla iktifa edersiniz.

Maide, bir kıyam bir eylem, bir emek, bir ikram, bir dayanışma manifestosudur. Müslüman evler gibi sofrada insanlar birbirine yaslanır. Namaza dururken safları sık ve uzun tutmak, cemaat olmak gibi. Sofraya haber verilerek gelinmez. Gelen Allah’ın misafirdir. Ve nasibini Allah gönderir. Allah’ın misafir gönderdiğini sofra da ağırlamaktan daha bahtiyar bir durum olabilir mi?

Mescitte nasıl diz çökerek oturursanız sofraya da öyle oturursunuz. Mescide oturak taşınması ile sofraya sandalye çekilmesi arasında doğrusal ilişkiyi varın hesaplayın.

İdeal toplum, evlerin (meskenlerin, hanelerin) cami etrafında yuvarlak nizamıyla başlar, mahalle halini alır. Sokaklar can damarlarıdır ve şehir mahallerin birleşmesiyle değer bulur.

Bugünün düşünce dimağı; finans(banka), ulaşım, iş merkezi ve piramitsel mekânlarla kent inşa etti. Onun içindir ki kentte itikatta Müslüman bir dil ile konuşan, amelde gayrimüslim eylemleri ile bir canavar insan olarak dolaşıyor.

Unutulan şu; bugün sofraya el uzatanlar, mescitlere el uzatarak işe başlamışlardı. Ve vatan Kâbede siyaha büründü, mukaddes ev işgal altında.


YORUMLARA GÖZAT (6)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.