Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Bed-i Besmele Şehadetname Merasimi

-

“Kemalde noksan imiş incinen incitenden”! Alvarlı Efe Hz.leri

Galiba bu sözü anlayacak ve uygulayabilecek insanlar şimdilerde olmasa gerek.

Neyse, “Besmeleye” hürmetimiz gereği, fincancı katırlarını ürkütmeyelim ve ne incinelim ne de incitelim.

Geçtiğimiz Pazar günü Alvarlı Efe Vakfı ile Biksad Derneğinin düzenlediği “Bed-i Besmele Şehadet Merasimini” izledik.

İnanç yüklü kadim geleneğimizin yeniden ihyasına şahitlik ettik. Merasim, Kavacık’ta bulunan Ataullah Tekkesi’nin “İslam Medeniyeti Sanat Bahçesi’nde” düzenlendi.

“Bed-i Besmele Öğrenimi”, çocukların ilkokula başlamadan önce aldıkları eğitimin adıdır. Osmanlı coğrafyasının her yerinde icra edilmiştir.

36 yavruya “Bed-i Besmele Şehadetnamesini”, Hattat Hüseyin Kutlu hoca takdim etti ve aileleri tebrik etti.

…………………….

Yeniden ihyasına çalışılan “Bed-i Besmele” ders programının ilki, “Rabbi Yesir”le başlarmış. Besmele ve Fatiha suresi ezberletilir, Elif cüzü öğretilirmiş.

Devr-i Osmani’de çocuklar ilkokula bu temel bilgilerle başlarmış. Dini yahut fenni ilim diye bir ayrım gözetilmediğinden bütün ilimlerin zaten din kökenli olduğu bilinirmiş.

“Bed-i Besmele” merasimleri, Perşembe veya Pazartesi günleri yapılırmış. Çocuklar, ilahi grupları ve “âmin alayları” eşliğinde evlerinden alınarak ilk eğitimleri başlarmış.

Tabi bu törenler, çocukların ve ailelerinin en güzel elbiselerle, süslerle ve dualarla, faytonlardan oluşan konvoy eşliğinde bütün şehir halkının katılımıyla gerçekleşirmiş.

Merasim öyle ince ayrıntılarla dolu ki, insana ve ilme verilen samimiyetin bir belgesi gibi. Her biri küçük hacimli kitap olacak kadar harika.

……………….

“Bed-i Besmele” töreninde yavrular şehadetnamelerini aldıktan sonra sıra büyüklere ikaz ve hatırlatmalara gelmişti.

Hattat Hüseyin Kutlu hoca sadece “Allah’a, Kitaba ve Rasulullah’a” karşı kendisini sorumlu tuttuğu ve başka bir güç tanımadığı için, sözünü de özünü de “amentüsünden” ayırmadan konuşan birisidir. İşte konuşmasından bir demet:

…………….

“Hiç kuşku yok ki, İslam bir medeniyet dinidir. Farklı kavimlerin, kültür ve medeniyetlerine çalınan İslam mayası, 14 asır boyunca demlenerek zengin İslam medeniyetini vücuda getirmiştir.

İslam tarihi boyunca gelişen İslam medeniyeti, Osmanlı asırlarında zirveye ulaşmıştır. İslam âlemi bu medeniyetin güzelliğini, hikmetini ve felsefesini Osmanlı’dan almıştır.

Ne yazık ki Batı medeniyeti karşısında zayıf düştüğümüz yıllarda, münevverlerin aklıselimden yoksun heyecanı, memleketi siyasi, askeri ve içtimai hatalara sürüklemekle kalmamış, kültür ve sanatımızı da kökünden ayırarak, soldurmuştur.

Bu köksüz yaşama hevesi ve heyecanı aslında bir “teşebbüh” hastalığıdır, yani isteyerek ve öykünerek başkalarına benzeme hastalığı.

Bu hastalıklı anlayış Osmanlı’da başlamış, Cumhuriyet döneminde artmış ve bugüne kadar devam edegelmiştir.

Bizler geçmiş zaman hasreti ile tarihi sayıklamakta kalmamalıyız. İçinde bulunduğumuz bu zamanı, yüzyıllarca tecrübe edilmiş malzemeden istifadeyle kendimiz olarak yani yerli bir anlayışla yeniden inşa ve ihya etmemiz gerekmektedir”.

 


YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.