Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Dervişler ve Sufi Çevreler

-

Bu haftaki eserimiz, Prof. Dr. Haşim Şahin’e ait.

Alt başlığı, “Klasik Çağ Osmanlı Toplumunda Tasavvufi Şahsiyetler” isimli eser, Kitap Yayınevinden çıkmış.

İslam dini Mekke ve Medine merkezli olarak tüm dünya insanlığını kuşatmak üzere doğup yayılırken; “tanıtma, inanma, anlama-yaşama ve tebliğ” hareketi, Orta Asya’dan başlamıştır.

Sahabe döneminden sonra İslam’a öncülük eden, İslam’ı anlaşılır ve yaşanılır kılan İslam büyüklerine, âlimlerine baktığımızda pek çoğunun Türkler olduğu görülür.

Ahmet Yesevi Hz.leri bunların başında gelir. Anadolu’ya ve Balkanlar’a İslam’ın gelişi Yesevi Hz.leriyledir.

Elbet sadece Orta Asya’dan değil. Efendimiz ve dört halife döneminde de topraklarımızın önemli kısmı İslam ile tanışmış ve pek çok şehrin, beldenin fethi, İslam orduları tarafından gerçekleştirilmiştir.

İslam yaşanılarak tebliğ edilen bir dindir. Yaşanılınca, dinin kuralları amel haline getirilip tatbik edilince itikat doğar ve itikat imana dönüşür, iman ise amelle yaşar.

Anadolu ve Balkanlar’da İslam’ın yayılması ve yaşanılması; tekkeler, zaviyeler ve camiler ve medreselerde hem “elinin emeğini yiyen” hem inancının ibadetini yerine getiren dervişler ve talebelerince gerçekleşmiştir.

Dervişler ve Sufi çevreler, Selçuklulardan sonra daha çok Osmanlı devirlerinde neşvünema bulmuş ve mezralara-köylere kadar gelmişlerdir. 

Bu hususta önemli bir araştırmayı ve tarihi kaleme alan Haşim Şahin’e sözü verelim.

“Osmanlı Devleti söz konusu olduğunda Şeyh Edebali ve Osman Gazi’nin şahsında başlayan Sufi çevre -iktidar yahut diğer bir deyişle tekke -devlet ilişkileri, ilerleyen dönemlerde de etkin bir şekilde varlığını sürdürmüştür.

Konuya bu açıdan yaklaşıldığında, Orhan Gazi’nin Geyikli Baba ile Yıldırım Bayezid’in Emir Sultan ile II. Murad’ın Hacı Bayram-ı Veli ile Fatih Sultan Mehmed’in Akşemseddin ile Kanuni Sultan Süleyman’ın Yahya Efendi ile ve I. Ahmed’in Aziz Mahmud Hüdai ile ilişkileri Osmanlı tasavvuf tarihinde önemli bir yer teşkil eder”.

Kitap birbirine bağlı iki bölümden oluşmaktadır.

Birinci kısım, “Menâkıbnâmeler ve Vilayetnâmeler”.

İkinci kısım ise “Dervişler ve Sufi Çevreler” başlığını taşımaktadır.

Eserdeki makaleler, Osmanlı devrindeki ilk “Menâkıbnâme” yazarı olarak bilinen Yahşi Fakih’in hayatının ve eserinin anlatılmasıyla başlıyor.

Eskişehir bölgesindeki faaliyetleriyle tanınan Kalenderi Dervişi Şücaeddin Veli’nin hayatından bahseden “Vilayetnâme-i Şücaeddin eseri de tarihi kaynak olarak ele alınıyor.

“Dervişler ve Sufi Çevreler” bölümünde ise Osmanlı klasik dönemi olarak isimlendirilen 1300-1600 yılları arasında yaşamış bazı Sufilerin hayatlarından bahseden monografiler yer alıyor.

Ezcümle:

Bu toprakları sadece ama sadece “rızayı ilahi” için “Kelime-i Tevhid” sancağının dalgalanması için mayalayan İslam büyüklerimizi, türbelerinden yahut mezarlarından ibaret tanımak değil, esas bilgileriyle, yaşadıklarıyla ve anlattıklarıyla, hizmetleriyle tanımak gerek.

Eser hakkında: Kitap 

Yayınevi; 0212-294 65 55

 


YORUMLARA GÖZAT (15)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.