Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Diplomasi ve Savaş

-

Bu haftaki eserler Ötüken Neşriyat’tan. İlkinin adı “Diplomasi ve Savaş”, ikincisi ise “Kavgalarım” ismini taşımakta.

“Diplomasi ve Savaş” veya “Batı Anadolu’da Yunan İşgali-1919-1922” isimli eserin yazarı İsmail Ediz.

“Kavgalarım” adlı kitabın müellifi ise Osmanlı’nın sonu, Cumhuriyetin ilk dönemine şahitlik etmiş Hüseyin Cahit Yalçın.

“Diplomasi ve Savaş” üzerine şu bilgileri paylaşalım:

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesi, “Büyük Yunanistan” hayalinden daha öte, uluslararası politikaların, İtilaf Devletleri arasındaki dengelerin ve çatışmaların ortaya çıkardığı bir sürecin parçasıdır.

Böylece “Diplomasi ve Savaş”, işgalin askerî ve diplomatik tarihini ele alarak, bu dönemde sürecin taraflarının yürütmüş oldukları diplomasi ve bunun meydana çıkardığı sonuçlara odaklanan bir monografi olarak ortaya konulmuştur.

Yunan işgaline yönelik karar nasıl ortaya çıktı? Uluslararası faktörler işgalleri nasıl etkiledi? İşgalin İngiltere’nin bölgedeki stratejisi açısından önemi neydi? İzmir ile başlayan işgaller bütün Batı Anadolu’ya nasıl yayıldı?

İşgal süreci hangi şartlarda devam etti? Diplomatik müzakereler sürece nasıl etki etti? Aktörlerin iç politikasında yaşanan gelişmeler işgalleri ne yönde etkiledi? İşgal döneminde bölgede kurulan Yunan yönetimi nasıl bir politika takip etti?

Kitabın amacı, bütün bu sorulara; aktörler, olaylar ve politik kişilikler etrafında, sürecin perde arkasındaki güç olan İngiltere’nin arşivlerini ve ulusal basınını mehaz alarak bir cevap bulabilmektir.

Kavgalarım.

Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte en çok adı bilinen gazetecilerden birisi Hüseyin Cahit Yalçın’dır. “Kavgalarım” adıyla çıkan kitabına Hüseyin Cahit’in şu sözleri konulmuş:

“Hayatta en çok mübarezeyi severim. En mesut günlerim, en şiddetle hücuma uğradığım, en şiddetle hücum ettiğim zamanlardır.

O zaman damarlarımda hayat veren bir ateş tutuşur, hayatın solukluğu silinir ve gözümün önünde bir gaye canlanır, mübarek ve muazzez bir gaye...

Vatanın hayrı için, fenalığı ezmek ve iyiliği galebe ettirmek için bir mücadele... Bütün etrafıma bu ateşten bir parça vermek isterim. Fenalığa karşı müsamahakâr, lakayd veya müsaadekâr duranları sarsmak, hepsini bu mübareze meydanına çekmek isterim.

‘Yalnız fena olmamak kâfi gelir’ fikrinde değilim. Fenalığı ezmek için uğraşmak lüzumuna iman ediyorum. Bazen, ‘Sana ne?’ derler… Bu hodkâmane felsefeden nefret ederim. Çünkü onun memleketi mahvettiğine kâniyim.

Gördüğüm şahsî fenalık için değil, memlekete gelen umumî fenalık için, kalbimde tükenmez bir gayz vardır.

Ne vakit fenalığa karşı herkes bir fikr-i teavün ile müttefikan çalışırsa, ancak o zaman kurtulacağımızı zannediyorum.

İşte bunun için hücumlarımda her vakit fena bir galeyan ve bîaman oldum ve en büyük hazz-ı vicdaniyeyi buldum.”

Ezcümle:

Milletlerin istiklalleri, “Bana ne-Sana ne?” hastalığıyla tehlikeye düşer.

Ötüken Neşriyat: 0212-251 03 50

 


YORUMLARA GÖZAT (0)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.