Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Hacet Pilavı

-

Şehirlerin insan ve trafik karmaşasından, hele bir de siyasetin temiz yüzünden çok, kirli yüzünden kendinizi sıyırıp Anadolu’ya atabilirseniz, kendinizi başka bir dünyaya ışınlanmış gibi hissedersiniz.

İstanbul veya diğer büyük illerin hangisinde insanların yüzünde şöyle dinlenmiş, yavaş akan, yarına tevekkülle bakan, ömrünün kıymetini bilen, önceliği dünyası olmayan kaç insan yüzü görebiliriz?

Hemen bütün yüzlerde aceleci bir ifade bulunmakla birlikte her an karşısına bir engel çıkacakmış gibi beden diliyle savaşa hazır bekleyen insanlar görmekteyiz.

Hele bir de siyasetin gayya kuyusunda boğuşanlar var ki, siyasetten birinci derecede sorumlu olanlar keyiflerine bakıp, işlerini yürütürken, kavga ediyor gözüküp, ertesi gün kucaklaşırlarken, onlar adına sosyal medyada yahut bir araya geldiklerinde memleket hesabına ahkâm kesenler, siyaseti değilse de birbirlerini kirletmekteler.

……………….

İşte bütün bu kirliliklerden kendinizi kurtarıp, memleketinize yahut cennet vatanımız Anadolu’nun herhangi bir yerine atabilir ve hem kendinizi hem çevrenizi dinlemeye alabilirseniz, ömrünüzün en önemli merhalelerinin nasıl heba edildiğini görebilirsiniz.

Bizim toplumumuzdaki sıkıntılardan birisi, esas kendi işimizle ilgilenmemiz ve kendimizi imar etmemiz gerekirken, üzerimize vazife olmayan işlere burnumuzu sokup, kendimizi, ailemizi ve çevremizi kirletmemizdir.

Neyse yazının başlığına dönelim.

Anadolu’muzun hemen her kasaba ve köyünde yaşanan dini-milli muhtevalı asırlık örf, adet, geleneklerden birisi de “Hacet Pilavı” geleneğidir.

Bu geleneğin bir örneğine, Taraklı-Göynük yolu üzerinde bulunan Safranlar Köyü’nün eteklerindeki Çiftlik Türbesi’nde denk geldik.

Çiftlik Türbesi’nin etrafı yüzlerce insanın kucaklaşmasına, gönüllerin kurduğu sofraların başında toplanılmasına vesile olmuştu.

Ortama yabancı duranlar olup bitenleri yaban ellerden gelmiş turistler gibi izliyorlardı.

……………

Ayrıca öğle namazı toplu olarak açık arazide kılınmış, dualar edilmişti. Görebildiğim kadarıyla bütün yüzlerde tebessüm ve sevecenlik vardı.

Çiftlik Türbesi dedik ama bu türbede kimin olduğundan söz etmedik. Türbenin giriş kapısındaki bilgi şöyleydi.

“Şeyh Hüsnü Efendi, aslen Göynük İlçesi’nin Kilciler köyündendir. Hayatı ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Tahsilini İstanbul’da tamamlayarak, “Kadılık” yaptığı rivayet edilir. 21 Mayıs 1847 yılında Sultan Abdülmecid, Hüsnü efendiyi Göynük ve civarındaki arazi kayıt çalışmaları için görevlendirir.

Kendisine tevdi edilen görevi tamamlayarak Safranlar köyünün bulunduğu bölgeye geldiğinde burasını sever ve halkı irşat için yerleşerek çiftçilik yapar.

Kendilerinin Nakşi silsilesine bağlı, Kadiri kolundan olduğu yazılıdır.

Bir müddet sonra Bilecik ilinin Yenipazar ilçesi Katran köyünden olan Şeyh Ali efendi, Hüsnü efendinin hizmetine girer.

Hüsnü efendinin vefatından sonra irşat görevi Ali efendiye verilir. Ali efendi Hüsnü efendiden sonraki tasavvufta son halkadır.

İmece usulüyle hazırlanan pilavın dökümünü de verelim. 25 küçükbaş hayvan. 500 kg tavuk ve bir ton bulgur kullanılmış. 

 


YORUMLARA GÖZAT (1)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.