Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Haramzadeler Anlamaz Devletimizi ve Milletimizi

-

Elazığ ve civarında meydana gelen depremde can pazarı yaşanırken, Allah’tan korkmaz, milletten utanmaz, taşeron siyasetçilerden tutun da; akıl, izan, vicdan, merhamet merkezli duygularını hercümerç etmiş kimseler, devlet ve millete küfredebilmek için, kılcal damarlarına kadar işlemiş kin ve öfkelerini kusmaktan geri durmadılar.

Bir tarafta nüfusumuzun çok büyük ekseriyeti deprem bölgesine yardıma koşarken; acıları, kayıpları paylaşırken, bir çift çoraptan, otomobile kadar imkânı olan herkes gücü nispetinde yardım götürürken, bütün bunlara düşmanlık etmekten geri durmayanlar da şeytanlarının hükümlerini yerine getirdiler.

Elbet böylelerine ne söylenirse söylensin ne yazılırsa yazılsın, gözlerinin ve akıllarının inkâr edemeyecekleri ne kadar hakikat gösterilirse gösterilsin, mutlaka reddedeceklerdir.

Esas bunlara takılıp kalmamak ve yola devam etmektir ama dünyanın ve ülkemizin tüm namuslu, haysiyetli, şerefli kimselerinin gördüğü gerçekleri, milletin gözünün içine baka baka inkâr ve fesatla inkârları kabul edilir gibi değil.

………………….

Biz devlet ve millet olarak, yerküredeki hiçbir millete ve devlete benzemeyiz. Birinci Dünya Savaşı’nda “Bittiler” denildiğinde maddi olarak cidden bitmiştik.

Köylerimizde erkek nüfus kalmamıştı. Avrupalı sırtlanlar gibi üzerimize saldırmış, topraklarımızı kendilerince pay etmişlerdi.

Tarlalarımız ekilmemiş, bağlarımız budanmamış, köylerde, kasabalarda, şehirlerde ne savaşa gidebilecek ne de evini dahi koruyacak takat kalmamıştı.

Yine Haçlılara göre Türkiye artık bir ölüler ülkesiydi. İşgaller sürüyordu. İşgalciler bir elleri yağda bir elleri balda, Müslüman mahallelerinde salyangoz satıyordu.

Bir şeyi hesap etmiyorlardı. Bu millet ölmezdi. Bu topraklar Hilal topraklarıydı. Bu topraklar Kelime-i Tevhid sancağının kıyamete kadar dalgalanacağı topraklardı.

Ezan ve Kur’an’ın ebedi okunacağı bir coğrafyaydı ve Ezan ve Kur’an ve milletimizin göğsündeki iman yeniden dirilecekti.

Öyle de oldu ve dirildi. İstiklal Savaşı başladığında en önde koşanların gayesi; vatanın, milletin, Hilal’in, Ezan’ın, Kur’an’ın varlığı ve ebediliği için yeniden cepheye koşmaktı.

Bugün olduğu gibi o gün de vardı, “Hilal, Ezan, Kur’an düşmanları”. Bağımsızlık için kılını kıpırdatmayan, “Avrupa veya Amerika’nın mandası olalım” diye çırpınanlar.

Ayağı çarıklı, sırtı heybeli, yüzü kavruk Anadolu’nun çilekeş ve acı deposu insanlar, ne içerideki hainlere ne dışarıdaki hainlere fırsat vermediler ve yenilmediler.

………………..

Ezcümle:

Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız her türlü deprem ve darbe afetlerinde de yine koşan, koşuşturan, acıları, feryatları duyan ve çare olanlar, Anadolu’nun çilekeş ve acı deposu insanlarının sulbünden gelen nesilleri oldu.

Elazığ ve çevresinde meydana gelen depremin ilk dakikasından itibaren, devletin tüm kurumlarıyla birlikte bölgeye yardıma koşan veya yardım gönderen vatandaşlarımız fert, fert incelense, görülecektir ki yine aynı nesillerin evlatlarıdır.

Devletimizi ve milletimizi sadece haramzadeler anlamaz ve nefret eder.

 


YORUMLARA GÖZAT (4)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.