Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Hayatımızın Bütünündeki Arızaların Sebebi

-

İki gündür “ahlak” üzerinden gidiyoruz. Asla ve kat’a “ahlak dersi vermek” gibi bir dileğim yoktur.

Hepimizin ortak meselesi adına dertleşmekten öte varmayan bir niyet içerisindeyim. Birbirimize itiraf edemediğimiz açmazlarımızı biraz olsun dile getirme düşüncesindeyim.

Gerçi atalarımızın önemli bir uyarısı vardır, derler ki; “Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.”

Artık şimdi bu sözün birinci kısmının pek bir kıymeti kalmadı.

Günümüzde birbirimizle konuşmak yerine, elimizden hiç düşürmediğimiz ve kimlerle muhatap olduğumuzu bilmediğimiz telefonlardaki yazı ve görsellerle yatıp kalktığımız için söyleyenimiz bir değil, binlerce oldu.

İkinci kısım olan “Aç bırakma hırsız edersin” öğüdü de önemini kaybetti. Çünkü artık aç olanlar değil, tok olanlar hırsızlık etmektedir. Dün bu konuya değinmiştik. Geçelim.

……………..

Eğer insan olma erdemlerimizi sahiplenmek istiyor ve insanca bir hayat düşlüyorsak, “ahlak” hususu üzerinde ısrarla durmak zorundayız.

Ve tabi birbirimize ahlak dersi vermeden ahlaklı olmayı öğrenmek durumundayız. Yani önce kendimizi ahlaklı hale getirmek mecburiyetindeyiz.

Kusurlarımızı, hatalarımızı, hırslarımızı, öfkelerimizi, bilinçaltı kirliliklerimizi kendimize itiraf ederek işe başlamalı ve nefsimizin üzerine vicdanımızı oturtmalıyız.

Mesela hiçbir canlıya nasip edilmemiş şöyle bir zenginliğimiz vardır. Kâinatta insan olmasaydı, yerkürenin bir anlamı olur muydu?

Biliyoruz ki, kâinat insanoğlu için yaratılmıştır. Dolayısıyla insansız bir mevcudat; anlamsız, kıymetsiz, boş bir madde yığını olmaktan öte geçmezdi.

………………

Kendimize şöyle soralım.

İnsanoğlu dışında hangi canlı varlık için yeryüzünün bir anlamı vardır? Yeryüzüne-gökyüzüne anlam katan insan değil midir?

Bu anlamın, kıymetin yaşanması ve anlaşılması için bir dizi ahlaki kurallar olması gerekmez mi? İnsanoğlu başıboş bir yaratık mıdır?

Kâinattaki canlılar içerisinde sadece insanoğluna akıl gibi büyük bir nimet bahşedilmiştir ki, bu nimetin çerçevesi de ahlaki hükümlerle örülmüştür.

İnsani değerlerle yaşamak isteyen kimselerin beklentisi nedir? Huzurlu ve mutlu bir hayat! Çünkü insan, bedenen ve ruhen iyilik yapma ve bulma fıtratıyla yaratılmıştır.

Peki, güven ve huzuru bozan sebepler hep hariçten midir? Kişi, söz ve fiilleriyle kendisine ve başkasına verdiği zararın bedelini, istemediği hadislerle ödüyor olamaz mı?

Örneğin “Etme bulma dünyası” sözü bu sebeple söylenmiş olabilir mi? Yahut “Ne edersen kendine, edersin kendi kendine” ikazı boşuna mıdır?

…………………

Ezcümle:

“Birbirimizle; dil, din, ırk ve benzeri ayırıcı kimlikler belirlemeden iletişim ve ilişki kurabilmek için aramızda oluşması gereken güveni, saygıyı, sevgiyi ne perçinleyebilir?

Elbette ahlaki ilkeler! Ahlaki kuralların kökü ise manevi değerlere bağlıdır ve oradan beslenir.

Ahlaki mefhumları beslenme kaynağından koparmak veya ayrı düşünmek, zaten direkt toplumun huzurunu bozmak demektir.

Aklıselim sahibi hangi insanımız bu gerçeği reddedebilir?

 


YORUMLARA GÖZAT (4)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.