Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Kaç kahvehane kaç dönüm toprak

-

Başlıktaki sorunun farklı cevapları var. Bazı araştırmalara göre ülkemiz genelindeki kahvehane sayısının 500 bin ila 700 bin civarında olduğu belirtilmektedir.

Bunun karşılığında “kaç kütüphane bulunmaktadır” diye sorulursa; mevzuumuz, kütüphane ile kahvehaneleri karşılaştırmak olmadığından bu hususa şimdilik değinmeyelim.

Yalnız illa da merak edenler olursa kesin olmayan bir rakam verelim. 700 bin kahvehaneye karşılık açık olabilen kütüphane 1183’tür. Geçelim.

Yine çeşitli araştırmalara göre büyük illerimizdeki kahvehane sayısına bakalım.

İstanbul’da 34 binin üzerindeymiş. Kayıtsızlarla birlikte 40 bine ulaştığı söylenmekte. Ankara’da 21 bin denilse de kayıtsızlarla birlikte 24 bin civarındaymış. Diyarbakır’da 3 bin, İzmir’de ise 7 bin kahvehane bulunmaktaymış.

Yalnız İzmir’i, Ankara ve İstanbul gibi değerlendirmemek lazım geldiği söylenmekte!

Kahvehaneler, orta ve dar gelirli kimselerin, “vakit öldürerek eğlenme” tarzı mekânları olarak tarif edilirken, İzmir’de varlıklı, orta gelirli ve dar gelirli kesimlerin “eğlence ve vakit öldürecek” çok farklı mekânları bulunduğundan, kahvehane sayısının az olduğu söylenmekte. Geçelim.

Dünkü yazıyı okuyanlar hatırlayacaklardır.

Toprağın bereketinden ve binlerce dönüm arazinin ekilip biçilemediğinden söz etmiş, büyük bir nimetin, insanların nefisleri ve hırsları yüzünden heba olup gittiğini söylemiştim.

Aynı konuya bugün farklı bir pencereden daha bakalım diye kahvehanelerden dem vuralım istedim.

Ülke genelindeki kayıtlı kahvehane sayısının 700 bin civarında olduğu söylense de kayıt dışı kahvehanelerle birlikte bu rakamın 1 milyonu aşacağı malumdur.

İsterseniz meselenin daha iyi anlaşılması adına, meramımızı İstanbul üzerinden anlatmaya gayret edelim.

İstanbul’daki 34 bin kahvehanede vakit öldüren insanlarımızın büyük ekseriyetinin mutlaka Anadolu ile bağlantısı var ve görülmektedir.

Ve yine ekseriyetinin tarlası, bağı, bahçesi de bulunmaktadır. “Toprak yatar Türk bakar” hesabı büyük kısmı heba olup gitmektedir.

Tek tek bu şahısları bulup:

- “Haydi kardeşim, hem İstanbul’da yaşa hem de mevsimine göre memleketine gidip; tarlanı, bağını, bahçeni ek, dik, memleketimize ve kendine hizmet et denilmez.

Denildiği zaman bir yığın mazeret işitir, söylediğinize de söyleyeceğinize de pişman olarak, “tövbeler olsun bir daha laf etmem” diyerek pes edersiniz.

Peki, kim çözüm bulabilir, kim ne yapabilir?

Bu meseleyi ancak devlet-hükümet çözebilir. Büyükşehirlerde barınıp da memleketindeki toprağıyla ilgilenmek isteyen aileleri tespit ederek, teknik imkânlar sunulabilir, köylere sosyal tesisler yapabilir, kooperatifler kurulabilir, ekim biçim işlerinde ziraat müdürlükleri yardım edebilir ve toprağın işlenmesi sağlanabilir v.s.

Ezcümle:

Bizim cumhurumuzun ekseriyeti, “Toprakçı Ve Vatancıdır”. Bu damarımız devlet-millet bütünleşmesi içerisinde harekete geçirilebilirse, yerli ve milli kalkınma adına yapamayacağımız şey yoktur.

Yani işlenmeyen topraklarımıza, “vatanım ve toprağım” inancıyla sahip çıkabilirsek, kalkınmanın yeni bir boyutuna şahitlik edebiliriz.

 


YORUMLARA GÖZAT (10)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.