İbrahim Karataş

İbrahim Karataş

Devrimcinin son devrimi

-

10 Temmuz 2020, Ayasofya’nın yeniden cami olması nedeniyle sıradanlıktan çıkıp tarihi bir gün olmuştur. Aynı tarih ve ilgili karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devrimci bir lider olduğunun tescili olmuştur. Kuzey Iraklı bir analistin dediği gibi; “Erdoğan, boksör Khabib Nurmagomedov’un siyasi versiyonu gibi. Aklındaki neyse onu yapıyor, ne yapıyorsa aklındakiyle uyuşuyor. Yumruğunu geride tutmuyor. Bir darbeyi bir Iphone ile engelledi, İsrail’e ‘one minute’ çekti, Twitter’da atıp tutanları sallamıyor. Onun biyografisi tek bir kelimeden oluşuyor: Cesaret”. 

Erdoğan’ı farklı kılan en önemli unsur gerçekten de cesaretidir. Zekâ, tecrübe, inanç ve diğer unsurlar herkeste ve daha fazla da olabiliyor ama cesaret ayrı bir şey. Çünkü cesaret harekete geçirir ve değiştirir. Hele ki bunu yapan bir liderse, her değişim herkesi etkiler ve adı inkılab, yeni tabirle devrim olur. Dolayısıyla Erdoğan gerçek bir devrimcidir. Birçok tabuyu cesaretiyle yıkmayı başardı. Ayasofya’yı açmakla Ayasofya kadar tarihi ve kıymetli bir marka/değer haline geldi. Bundan sonra büyük ihtimalle kitaplarda Fatih Sultan Mehmet’le birlikte anılacaktır. 

Erdoğan bu icraatıyla herkesin gönlünde taht kurdu. Çünkü kararın ardında siyasi bir neden olmayıp tamamen inancının gereği olarak, zamanında siyasi nedenlerle feda edilen bir büyük mabedi yeniden açmış oldu. Ayasofya kararının siyasi tek yönü, yapılan siyasetin uhrevi olmasıdır. Bu karar halktan çok Halıkı (Yaradana) hoşnut etme ve onun emrini yerine getirme çabasının sonucudur. Halktan ise bol bol dua alacaktır. Geleceğe değil, gelecekten sonraki geleceğe yani ahirete bir yatırımdır. 

Erdoğan’ın bu son icraatına bizler gibi çok sevinenler olduğu gibi rahatsız olanlar da oldu. Devrimci bir insan ya çok sevilir ya da çok nefret edilir. Çünkü aldığı kararlar herkesin beynini ve kalbini müsbet ya da menfi yönde etkiler. Dolayısıyla Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasından sonra göğsünün üzerine fil oturan çok kişi olmuştur. Onlar için yeni düzene razı olmak dışında yapacak bir şey yok. Çünkü kabul etmeseler de yapılan şey, aslında bir yanlışın düzeltilmesiydi.

Ayasofya’nın bir kültür mirası ve evrensel bir mabed olduğu laflarını geçelim. Tarih kitaplarında da geçtiği üzere, Ayasofya birilerine yaranmak için müzeye çevrildi. Hem velev ki bir kültür mirası olsun. Camiler bu ülke halkının kırmızıçizgisidir. Acaba halk, namaz kıldığı caminin kültürel miras adı altında elinden alınmasına razı olmuş muydu? Bugün Avrupa’daki veya Amerika’daki büyük bir kiliseyi müzeye çevirseler iç savaş çıkar. Çünkü ibadethaneler halkın dini değerlerinin fiziki parçalarıdırlar. Onlara dokunduğunuz zaman inançlarına küfür etmiş olursunuz. Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi tam da böyle bir halet-i ruhiyeye sebep oldu ve bu son kararla insanlar zafer kazanmış gibi sevindiler. 

Eğer Ayasofya’nın geleceğine dair de bir şeyler söylemek gerekirse; böyle büyük bir mabedle ilgili tasarrufları devrimci liderler yapar. Bundan sonra Ayasofya’nın statüsünün yeniden değiştirilmesi bir din düşmanının kararıyla ya da işgalle mümkündür (bu durumda işgal ile yerelde statüyü değiştirmek aynı şeydir). İnşaallah o günleri görmeyiz. 

Gelmeyen geleceğe dair yorumlar bir yana, 24 Temmuz’a kadar yapılması gereken son bir şey daha var; caminin adı. Ayasofya, kelime itibariyle Hristiyanlığı ve kiliseyi çağrıştırıyor. Ayrıca İstanbul’u Konstantinapol’a ve Ayasofya’yı yeniden kiliseye çevirmeyi düşünenlerin düşüncelerini canlı tutar. 567 yıl önce İslamlaşan Ayasofya’nın adı İslamlaşmalı ve kendisine yeni bir isim konulmalı. Ayasofya’yı yeniden camiye çevirmek onu yeniden yapmak gibidir. Açan kimse banisi de odur. O zaman ismini de o koysun. 

 


YORUMLARA GÖZAT (8)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.