İbrahim Karataş

İbrahim Karataş

Kürtçü siyasetin çıkmazı

-

Siyasete şiddet karıştığı veyahut şiddetle bir bağ kurulduğu gün o siyaset sivil bir siyaset olmaktan çıkıp askeri bir düzeye evrilir ve siyasetçiler karşılarında devletin sivil kanadını değil güvenlik birimlerini bulurlar. HDP’nin başına gelen de tam da budur. Bu partinin sivil adaylarını PKK belirler. Yanına da (herhalde kontrol edilsin diye) bir de eş başkan atanır. Onların yanına da dağdan inen asıl fiili başkan atanır ve belediyeyi bu militanların aracılığıyla PKK yönetir. Aslında bu kişiler PKK’nın atadığı kayyımlardır. Hal böyle olunca devlet de devlet içinde başka bir devletin varlığını reddederek kayyım atamak durumunda kalıyor. 

Kayyımlar bugün olduğu gibi dün de vardılar ve yarın da olacaklar. Birileri vaziyeti seçilmişlerin görevden alınması olarak kabul ettirmeye çalışsa da, asıl olan şey seçilmişlerin görevlerini yapmamasıdır. O seçilmişler ki personel kartında Türk bayrağına bile tahammül edemeyip onu sildirenlerdir. Bunun anlamı, belediye yönetiminin devleti tanımadığıdır. Devlet de onları tanımayınca akıllarına halk iradesiyle seçilmişlikleri geliyor. Keşke kendilerini seçen halka hizmet etseler de devlet kayyım atamasa. 

Ama HDP için halkın pek bir kıymeti yok gibi. Hâlâ PKK’nın güdümünden çıkmadı ve çıkmaya da niyeti yok gibi. İl ve ilçe başkanlıkları PKK’nın insan kaynakları merkezi gibi çalışıyor. HDP ayrıca Türkiye’de marjinal solun kendi içinde yuvalanmasına ve laik kesimin maşası olarak kullanılmaya razı oldu. İçinde bir de Alevicilik oynayanlar var ki onların derdine hiç çare bulunmaz. Yarın bir gün PKK dağılsa bile tortu olarak kalacak olan kesim bu kesimdir. 

Oysa HDP sivil bir parti olarak kalabilirdi. PKK’nın şehirdeki şubesi olacağına kendi tüzel kişiliğini oluşturup bağımsız bir aktör olabilirdi. PKK’nın gölgesinde kalmak yerine kendi siyasetini yapan bağımsız bir kurum olabilirdi. Bunu yapmanın zor olduğunun farkındayız. Çünkü örgütçe tasfiye edilmek de var. Ancak HDP’nin PKK adına ödediği bedeller kendi adına ödediği bedellerden kat be kat fazla. İçlerinde daha zeki ve barışcıl insanların olduğu muhakkak. Ancak iş dönüp dolaşıp cesarette bitiyor. Hiçbiri farklı bir ses çıkarmaya cesaret edemedi. Hatta silahların gölgesinde PKK’dan korkup PKK’lı olmayanlara korku salmaya çalıştılar. 

Bu durum bir nebze mazur görülebilir. Çünkü PKK kendisinin türevi olan her inisiyatifin kendisinin sayesinde kurulduğunu varsayıp biat etmesini bekliyor. Aksine davrananı ise infaz ediyor. PKK ilk ortaya çıktığında Kürt meselesini bahane etti. Bu yüzden taban da kazandı. Ancak zaman içinde kendisi başlı başına bir mesele oldu. Bugün Kürt meselesi çözülse bile yine de savaşacaktır. Hatta PKK’nın güdümünde olmayan bir Kürt devleti kurulsa, onu yıkacak olan PKK’dır. Bundan birkaç yıl önce Barzani bağımsızlık ilanına hazırlandığında, PKK kurulacak devletle savaşacağını söylemişti. 

Dolayısıyla PKK ile Kürt meselesi birbirinden ayrılmalıdır. Bunu HDP-PKK’dan ayrılıp yapmıyorsa sorumluluğu Kürt tabanı almalıdır. Ya HDP’yi bağımsız siyaset yapmaya zorlayacak, ya da şiddetten uzak alternatif partiler kuracak. PKK’nın yurtiçinde gücünün zayıfladığı böyle bir ortamda şiddetsiz ve şiddete maruz kalmadan siyaset yapacak bir ortam var. Belki yine bedeller ödenecek ama hiçbir bedel ödenen bedellerden daha fazla olmayacaktır. Eğer böyle bir hareket başlatılırsa devlet de onu koruma görevini üstlenebilir. Artık barış isteyenlerin biraz daha seslerini çıkarmasının zamanı gelmiştir. Örgüt halktan umudunu kesmediği sürece eylemlerine devam edecektir. Her şey hâlâ Kürt halkında bitiyor. Halk ve önde gelenler bu potansiyeli görmeli ve kullanmalı. 

Son olarak, hükümetin de Kürt halkı-HDP/PKK ayrımını iyi yapması, vurgulaması ve halkı kucaklayıcı bir söylem kullanması gerekiyor. Eskiden daha iyiydi.

 


YORUMLARA GÖZAT (5)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.