Latif Erdoğan

Latif Erdoğan

“Bir insan”ın portresi

-

İnsanın bir sureti bir de hakikati vardır. Suret zahirde görünendir. Hakikat ise insanın mahiyetinde var olan güzel sıfatların bütünüdür.

Her insan bu sıfatlarıyla Cenab-ı Hakk’ın isimlerini ve sıfatlarını yansıtan tertemiz ayna durumundadır. Bu özelliği sebebiyle de her insan sıfatları yönüyle temizdir, nezihtir, masumdur.

Ne ki insan kendi hakikatinden gafil olduğu sürece söz konusu gerçeği kavramaktan çok uzaktır. Gafil insan kendi hakikatini kavramaktan uzak olduğu gibi başka insanların hatta başka varlıkların hakikatini kavramaktan da çok uzak durumdadır. İman ile gafleti üzerinden atamadığı, amel-i salihle kendi hakikatine ulaşamadığı sürece de insanın bu uzaklığı ebet müddet ve sonsuza kadar devam eder. Dünya ve ahiretin en müflis, hayırdan en mahrum insanı da böylesi gafiller olsa gerektir. 

Kendi hakikatine dolayısıyla bütün varlığın hakikatine uyanan insan ise dünya ve ahiret saadetinin hazinelerini bulmuş sayılır. Böylesi insan, cennetteki Tuba ağacının meyvelerini dünyada da devşirir, ferdi, ailevi ve içtimai hayatını hep cennet televvünlü yaşar.

Huzurludur bu insan. Her yeri Rabbinin huzuru bildiği için huzurludur. Olan, olmakta bulunan ve olacak olan her şeyin Rabbinin takdiriyle ve O’nun gözetimi altında gerçekleştiğini ve gerçekleşeceğini bildiği için huzurludur. Dua ve taleplerinin muhatabı, kendisine kendi şahdamarından daha yakın olan Rabbi olduğu için huzurludur. Rabbinin her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyi duyan, her şeyi yaratmaya ve her belayı uzaklaştırmaya gücü yeten bir Rab olduğunu bildiği için huzurludur. Kendisinde Rabbinin hitap çiçeği açtığı için huzurludur. O’nun hitaplarına, O’nun emir ve yasaklarına doğrudan muhatap, doğrudan özne olduğu için huzurludur.

Yaradan ve yaratılan arasındaki münasebet dengesine hassasiyet göstermek şartıyla, kendi hakikatinin kendi zatından kaynaklanmadığını; mahiyetinde var olan sıfatların ona kutsi bir Mutlak Hakikat kaynağından akıp akıp geldiğinin bilincindedir bu insan. Bu durum bütün yaratılmışlar için de aynen geçerlidir onun nazarında. Bu sebeple de o, Allah’tan başka hiç kimseyi Rab edinmeyecek kadar asil ve azizdir. Ve yine o, kendisini en küçük bir varlıktan dahi büyük görmeyecek kadar mütevazıdır.

Rağbetinin ibresi sabittir ve daim Hakkı gösterir onun. Zaten hakikat, Hakk’ın şeylerdeki görüntüsünden ibaret değil midir? Kendi hakikatinin talibi insan bu yönüyle Hakk’ın talibi, Hakk’ın isteklisidir. Rağbeti bu denli Hakk’la bütünleşmiş insanı ne nefsin ne de şeytanın hiçbir iğva ve desisesi artık kandıramaz, kandırıp da onun rağbetini Hakk’tan başka yöne ve yere meyil ettiremez. O her iptila ve imtihanı başarıyla sonuçlandırır; onun bir sonrası bir öncesinden sürekli daha hayırlı olur. 

Kendi hakikatine uyanan bahtiyar insan, asla ve ne pahasına olursa olsun doğruluktan ayrılmaz, yalanın hiçbir çeşidine prim vermez; doğruyu konuşur, doğruyu söyler, doğruyu yaşar. Çünkü sıdk onun bir sıfatıdır ve o da bu sıfatıyla sıfatlanmış, bütünleşmiş bir insandır.

Kendi hakikatine uyanmış bir insan, asla ve ne pahasına olursa olsun adaletten ayrılmaz, zulmün hiçbir çeşidine prim vermez; adaletle konuşur, adaleti beyana döker, bütün işlerinde adaleti gözetir. Çünkü adalet onun bir sıfatıdır ve o da bu sıfatıyla sıfatlanmış, bütünleşmiş bir insandır.

Kendi hakikatine uyanmış bir insan, bütün varlığa muhabbet nazarıyla bakar. Onun lügatinde vahyin öğretileri ile sınırlı olanlar dışında kine, nefrete, düşmanlığa yer yoktur. O bir muhabbet fedaisidir. Yeryüzünde sevgiyi temsil eder, sevgiyi dillendirir, sevginin hakimiyeti uğruna bütün mahkumiyet ve mahrumiyetlere göğüs gerer. Çünkü muhabbet onda bir sıfattır ve o da bu sıfatla sıfatlanmış, bütünleşmiş bir insandır.

Kendi hakikatine uyanmış insan, emindir, güven kaynağıdır. Emanete ihanet, değil onun fiillerine, rüyalarına bile arız olamaz. Ondaki güven iklimi başta kendisini olmak üzere, yakın-uzak çevresini de kuşatır ve toplumda onu kendisine iltica edilecek bir sığınak, bir kale haline getirir. Onun, düşünceleri, niyetleri, istekleri, arzuları hep emniyet menşurundan süzülerek gelir ve kuvveden fiile öyle çıkar. Çünkü emniyet onun bir sıfatıdır ve o bu sıfatla sıfatlanmış, bütünleşmiş bir insandır.

Kendi hakikatine uyanmış bir insan, günah işleyemez hatta işlemeyi isteyemez. Çünkü o, günahın sureti yanında hakikatini de görür; bu da ona günahı terk adına Rabbinden burhan olur. Büyük- küçük her günahın hakikati ürperti verici, tiksindiricidir. Ürperti ve tiksinti günaha olan meyli keser, arzuyu yok eder. Akıbeti görmek de bunlara eklenince o insan günahtan korunur, kurtulur. 

Kendi hakikatine uyanan insan, mahiyetinde var olan akli, vicdani, ahlaki ve dini bütün sıfatlarla buluşmuş olur. Böylece insanı kâmili gösteren bir “ahsen-i takvim” haline gelir.

 


YORUMLARA GÖZAT (6)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.