Latif Erdoğan

Latif Erdoğan

Bizim davamız

-

Paradokslar gerçeklerin tanış yüzü. Eşya zıddıyla kaim. Dünya zıtlarla güzel, hayat zıtlarla mükemmel. Âdem çocuklarıyız. Beşeri yanımızla hayatı müşterek yaşamak kaderimiz. Yüceler yücesi başbuğlarla, kendi sınıfının bile en aşağısı yaratıkların, zahirde aynı aşı paylaştıkları bir sofrada konuk ediliyoruz.

İnsan mahremiyetinin sonsuzluğu ve ait olduğu ebediyet yanında, bir hiç mesabesinde bulunan bu zahir taraf ve bu kısa birliktelik, faniliğe mahkûm keyfiyetiyle değersiz gibi görünse de, kökü ve gövdesi yukarıda, dalları ve meyveleri aşağıda Tuba ağacı misali, semereleri ve neticeleri itibariyle cennetlere denk bir ehemmiyet ve öneme; hayatın yekpareliği hakikati ile bakıldığında da ebediyet mühürlü bir ömre ve imtiyaza sahip.

Meselenin bu sırlı, bu gizli yanını görüp keşfedebilmek ve bundan da öte hayatı böylesine bir idrak seviyesinde tanzime tabi kılabilmek için nice seçkin haslet yanında “davası iman, imanı dava” olmak gibi bir çetin mefkûrenin varlığı da gerekli.  

Dava, maddi manevi donanımlarla mücehhez fertlerin katılımıyla gerçekleşen, müeyyidesi muhabbet, cazibesi hedef ve gayedeki kutsiyet olan gönüllüler hareketidir.

O, hem şekil yanı hem de manevi tarafıyla eksiksiz, kusursuz, gözü ve gönlü tırmalayacak boşluklardan uzak, sağlam ve mükemmel bir model oluşturarak, insani değerlerin bütününü içeren bir üslupla, fert ve toplumu birbiriyle yeniden barıştırma, uzlaştırma faaliyetidir.

Dava, köke ve asla sadakatle bağlı mümtaz bir çığır; mukaddesat ile milli mefahiri, ilim ile güzel ahlakı, aklıselim ile kalbi buluşturan, barıştıran, sahabe mesleği ile tasavvufi tecrübeleri birbirine mezceden fikri-ameli bedi bir terkip ve de bu terkibi rahmet mevhibesi bir kolektif şuur ve deha eliyle, maşeri bir üsluba büründürerek fert ve toplum hayatına tercüme etme hadisesidir.

 Dava, asırlardır tedrici bir metotla, mevcut değerleri elinden bir bir alınmış, önce heyecanını, sonra gaye ve idealini kaybetmiş daha sonra da varmak istediği hedefe sırtını dönmüş hızla koşan bir adam zavallılığı ile kendinden ve onu o yapan bütün kıymet ölçülerinden uzaklaşmış, bitmiş, tükenmiş, küflenmiş, beraatını ecelden almaktan gayri çaresi kalmamış bir milletin yeni bir saykal, yeni bir hamle, yeni bir aşk, şevk ve heyecanla kendine gelerek öz değerlerine kavuşması, kaybettiklerini tekrar kazanması, dünkü yaşadığı ihtişam ve ikbali talihsiz kısa bir gecikmenin ardından tekrar bütün dünyaya, Adem nefesi taşıyan herkese, her yere ve meşru her vesileyi kullanarak taşıması adına başlatılmış bir kültür akımı, tutuşturulmuş bir medeniyet meşalesidir.

Dava, hayatın bütünüdür. O sadece zihni bir düşünce, bir ideal değildir. Aksine, teorik yanını dahi pratikte geliştirecek ölçüde reel bir yapılanma faaliyetidir. O, fantastik teklifler yerine, ihtiyaç ve zarureti ölçü alır, aceleci atılımlarla değil, en zayıfın durumunu gözeten bir tedricilikle istikamet çizgisindeki toplu seyrini sürdürür. Böylece hem fiyasko yaşamaz hem de kokuşmaya götürücü durağanlaşmaktan korunmuş olur.

Dava, yüreğinde ona aidiyet duyan herkesi müntesibi kabul edecek ölçüde enginliğe sahip tabiatıyla bütün insanlığa mal olma istidadında bir toplum yapılanması; aynı mefkure ve ideale bağlılığın hasıl ettiği uzvi homojenlik sebebiyle de, ferdi gayretlerle ulaşılması imkansız, fevkalade güçlü, fevkalade velut ve bereketli bir sinerji kaynağıdır. Onun, olmazları olduran, imkânsızları mümkün kılan başarıdaki sırlı yanı -ilahi teyidin hakkı mahfuz- buradadır.

Dava, telattufu (Kehf, 19) ahlak edinmenin adıdır. Telattuf, derin olup sığ görünme, üstünlük ve farklılık iddialarına kapalı kalma, insanlardan bir insan olma düsturuna sımsıkı bağlanma, benlik, kibir ve gururun her türlü vartalarından arınmış bir hale bürünme, varlık ve mevcudiyetini, hangi maksatla olursa olsun ayrıca duyurma ve hissettirme zaafına düşmeden, yoluna kendi yordamınca devam etme gibi manalara gelir ki, ona bu yönüyle ihlasın bir buudu demek de mümkündür. İhlas ki, davanın en elzem, en hayati yanıdır.

Dava, teker teker her ferdi elinden tutup, kendi istidat ve kabiliyetlerinin arşına çıkarmayı hedefler. Kömürü elmas, demiri, bakırı, altın ve gümüş kılmanın çarelerini arar. Sosyal alanda nihai gayesi, münevver donanımlarla mücehhez bir Müslüman nesil yetiştirmektir.

Yarın bayram. Yarınlarımız hep bayram olsun...

 


YORUMLARA GÖZAT (10)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.