Latif Erdoğan

Latif Erdoğan

FETÖ uyumuyor…

-

Su uyur, bazen düşman da uyur fakat FETÖ uyumaz, uyumuyor. Bu kirli, bu karanlık, bu lanetlik topluluk, devletin, milletin ve ümmetin başına musallat olması yönüyle en bulaşıcı, en öldürücü bireysel hastalıktan bizler için daha tehlikelidir ve mücadele gündemimizin birinci sırasında yer almak durumundadır.

Dikkatleri kendi üzerlerinden alıp başka yönlere çevirmek, FETÖ denen alçakların en çok başvurdukları taktiktir. Kendiliğinden zuhur eden böylesi anlar ise onlar için bulunmaz fırsat demektir.

Koronavirüs salgınını onların böylesi bir mantıkla körükleyeceklerinde, insanlara panik havası yaşatmak için ellerindeki bütün imkanları sonuna kadar kullanacaklarında hiç kuşku yoktur. Bana ulaşan bilgiye göre, bu virüs salgınında Türkiye’nin en çok zarar gören ülke olması için her türlü kirli girişim yanında beddua seansları bile düzenlenmiş bulunmaktadırlar.

Aslında bu son cümle, yani onların beddua seansları düzenlemeleri ülkemiz için sevindirici bir durumdur. Çünkü yüzlerce tecrübeyle sabittir ki, Allah, bu millete, hep onların aleyhte istediklerinin aksini lütfetmektedir. Bu sefer de böylece olacağında kuşku yoktur. İnşallah ülkemiz, bu olayı en az hasarla atlatan ülke olacaktır.

Bu melunlar, Sağlık Bakanlığının 32 bin yeni sağlık personeli alma girişimini avantaja dönüştürme peşindeler. Durumu uygun bütün elemanlara müracaat emri verildi bile. Onun için devletimiz çok dikkatli olmalı, durum acil bile olsa acele etmemeli, alacağı elemanları mutlaka ama mutlaka çok ciddi şekilde süzgeçten geçirmelidir. Filtre sıkı tutulmalı, bu hainlerin giriş yapmalarının önü mutlaka alınmalıdır. 

Daha önce de söyledim, bu süreçte FETÖ elemanları mutlaka kılık değiştirmiş durumdadır. Türkiye’de mevcut bütün dini cemaatlerin içine sızdıkları gibi, diğer sivil toplum kuruluşlarının içine de sızmış bulunuyorlar. Dolayısıyla, denetlemeler devlet eliyle teker teker bireylere yönelik yapılmalı, kesinlikle cemaat aidiyetleri, sivil toplum kuruluş üyelikleri referans kabul edilmemelidir.

Bilhassa, üst düzey bürokrat kademelerinde FETÖ elemanları masonluk kimliklerini öne çıkarmaktadırlar. Daha 17-25 Aralık döneminin başlangıç günlerinde, televizyon konuşmalarımda, elebaşları dâhil, idareci konumundaki bütün FETÖ elemanlarının masonluğa geçiş yaptığını dillendirdim. Daha sonra Yeni Şafak Gazetesi büyük fitnenin en öndeki taşıyıcısının masonluğunu belgeleriyle ispat etti. Geçenlerde, diğer bazı FETÖ elemanlarının da mason oldukları belgelendi. Dolayısıyla, mason kardeşlerinin(!) onları himayeleri altına aldıklarında ve alacaklarında kuşku yok. Devlet erkânı yetkililerin bu durumu göz önünde bulundurmaları, mason referanslı teklif ve taleplere mesafeli durmaları önlem adına hayati bir zorunluluktur.

Bizler, birer Müslüman olarak, ırkçılığı ve ırk üstünlüğü tezini şiddetle ret eder, üstünlüğün takvada olduğuna iman ederiz. Lakin aslını inkâr etmeyi de haramzadelik olarak değerlendiririz. Bu meyanda, bir kişinin, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Ermeni, Süryani, Çingene, Arap, Acem olmasının hiçbir zati değeri ya da eksikliği yoktur. Arıza, kendisini bir başka nesebe nispet etme meylindedir. İşte FETÖ elebaşı böyle bir illetle maluldür. 

Kemal Özer, “Gülen Şeytanlar Tarihi” isimli hacimli ve önemli kitabında -ki okumanızı tavsiye ederim- daha önce başkaları tarafından da dillendirilen bir konuyu belgelere dayandırarak ispat ediyor ve diyor ki, “Gülen, annesi tarafından Sabetayist, babası tarafından da Ermeni kökenli bir aileye mensuptur.”

Fakat o, senelerce çevresine, hem anne hem de baba tarafından seyyid olduğunu söylemiş durmuş ve çevresini de buna inandırmıştır. Zaten o, Mehdiyet iddiasını da bu yalan üzerine temellendirmiştir. Ama artık takke düşmüş kel görülmüştür. Yatsıyı biraz geçse de sonunda yalancının mumu sönmüştür…

Göründüğü gibi olmamak, olduğu gibi görünmemek onun adeta karakteridir. Nitekim senelerce kendisini bize en amansız mason düşmanı gibi göstermiş, özel sohbetlerinde masonluğu ağza alınmayacak sözlerle eleştirmiştir. Meğer biz onu saf saf dinlerken o masonluğu içselleştirmenin şeytani temrinlerini yapıyormuş… 

“Şamil dedem bütün Ermenileri kıtır kıtır kesse yine teskin olmazdı, öylesine bir Ermeni düşmanıydı” derdi. Meğer, dedesi dahil yedi ceddi Ermeni’ymiş…

Yaşar Tunagür, onu pek ciddiye almaz, hödük muamelesi yapardı. Sebebini anlamaz, çekememezliğe yorumlardım. Meğer çömezinin ne mal olduğunu herkesten iyi bildiği içinmiş…

 


YORUMLARA GÖZAT (68)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.