Mustafa Çelik

Mustafa Çelik

İman ötelenemez, din ertelenemez/2

-

Biz Müslümanlar kıyamet şartlarını yaşasak dahi önceliğimiz, evveliyatımız hep iman olacaktır. Bakınız sahabe neslinden Berâ b. Âzib radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir.

(Uhud Harbinde) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve;

-Ya Resûlellah, hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“-Önce Müslüman ol, sonra savaş!” buyurdu.

Adam müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü.

Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem;

“- Az iş yaptı, çok kazandı” buyurdu. (Sahih-i Buhârî, Cihad 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 293) 

Mânaya tesir etmeyen bir-iki kelimenin takdim-tehiri gibi bazı farklılıklarla rivâyet edilmiş olan hadîs-i şerîf, İslâm’da mutlak olarak önceliğin hangi noktada yoğunlaştığını pek açık bir şekilde ortaya koymaktadır: İman...

Bu hadis şerifte en çarpıcı olan taraf, Uhud Gazvesi gibi Müslümanların gerçekten fevkalâde sıkıntılı anlar yaşadığı bir savaş sürerken harbe tam hazır vaziyette gelmiş olan zırhlı kişiye bile Hz. Peygamber’in “önce İslâm!” fikrini telkin etmiş olmasıdır. “İman ve İslâm bir ikrar meselesidir, nasıl olsa gerçekleştirilir, şimdi acil olan hem de çok acil olan savaştır» gibi bir düşünceye asla iltifat edilmemiş olması dikkat çekicidir. Anlaşılmaktadır ki İslâm›ın mü’minlere kazandırmak istediği dünya görüşü ve öncelik fikri her hal ve şartta ve her türlü tercihte “önce iman” eksenlidir. İman ötelenemez, din ertelenemez. Şunu bilelim ki; idare sisteminde ehliyet ve liyakate önem vermemek, ehliyet ile liyakati gereksiz görmek, imandan akıp gelen bir durum değildir. Aksine ehliyetsizliğe ve liyakatsizliğe itibar ve iltifat etmek, iman zafiyetinden ileri gelmektedir.

Toplum idaresi, bir emanettir. Emaneti ehline vermek Allah’ın emridir. Allah’ın emrine inanmayan Allah’a da inanmamış sayılır. Rabbimiz buyuruyor: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa Sûresi/ 59)

Dikkat edilirse, “emaneti ehline vermek” Allahû Teâla’ya iman ile alakalıdır. Allah’ın emrini Allah’a iman etmiş olanlar yerine getirir. Allah’ın “emaneti ehline verin” emrini gereksiz görenler, ya Allah’ı inkâr ediyorlar veya Allah’a imanlarında bir zafiyet, bir problem vardır. Şimdi soruyorum Allah’a iman etmeyen, Allah’ın indirdiği hükümleri çirkin görüp reddedenler, İslâm dininin değerleriyle alay edenler emanet ehli olabilirler mi? Allah’ın Peygamberi, mü’minlerin önderi, imanın muallimi Hz. Muhammed (sav) de şöyle buyuruyor: “... İş, ehil olmayana verilince kıyameti bekle!” (Sahih-i Buhârî, İlim: 2) İşin ehil olanlara verilmemesi, cehaletin yaygınlığı, ilmin ortadan kalkmış olması ve imanın yara almasından ileri gelir. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi, kıyamet şiddetinde bir tehlikedir. Dolayısıyla Müslümanlar İslâmî bir düzende de yaşasalar, laik bir düzende de yaşasalar, ehliyete ve liyakate imanlarının bir gereği olarak önem vermek mecburiyetindedirler. Aksi halde adillerden değil, zalimlerden olurlar. 

Allah’ın gönderdiği dini; ulus, ırk ve ideoloji ile aynı kategoride mütalaa etmek de mümkün değildir.. Böyle bir bakış, iman ve din fıkhından mahrumiyetin bir ifadesidir. Ayrıca belirtmeliyim ki, “din merkezli düşünmemek”, aslında “dinimizi bir müddet askıya alalım” anlamına gelmez mi? Böyle bir şey mümkün mü? 

Din ayrı, Hak ve adalet ayrı mı? Dinimiz İslâm; yegâne hak din değil mi? Allah’ın gönderdiği din; hak, hukuk ve adaletin kaynağı değil midir? Dinin çerçevesi müslümana dar gelebilir mi?

Din merkezli düşünmekle, müslümana ne gibi zararlar gelebilir ki? 

Allah’ın dini, insanların ehliyetlerini, liyakatlarını, kabiliyetlerini hiçe mi sayın diyor? Allah’ın dini insanlara merhamet etmeyin, adaletli davranmayın mı diyor? 

Dindarlık iddiasında bulunan bazı politikacıların yanlışlarına öfkelenerek, “Ehliyet ve liyakat imandan önce gelir”, “Din merkezli değil, Hak ve adalet merkezli düşünelim” şeklindeki söylemler; Müslümanların dinine, Müslümanların imanına, Müslümanların dini değerlerine küfür edenleri sevindirmektedir.

Jakoben laikçilerin dayatmaları, çok ilahlı liberalistlerin propagandaları karşısında eziklik kompleksine kapılmaya gerek yoktur. İman ettiğimiz Kur’ân’ın âyetlerinden, izinde gittiğimiz son Peygamber Hz. Muhammed (sav)’in hadislerinden edindiğimiz şudur: 

Müslümanların en günahkârının dahi kesip attığı bir tırnağını dünyadaki kâfirlerin topuna değiştirmeyiz. 

Biz böyle inanıyoruz. Bu, böyle biline!..

 


YORUMLARA GÖZAT (13)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.