Rasim Bolbol

Rasim Bolbol

Bırakın bu “objektif gazetecilik” ayaklarını

-

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA), Türkiye’de yayın yapan uluslararası basın kuruluşlarıyla ilgili hazırladığı rapor, birkaç gündür gündemi bir hayli meşgul ediyor. 

Mevzu o denli dallanıp budaklandı ki, iş mahkeme koridorlarına kadar taşındı. 

Evet evet, kendi deyimleriyle “iktidar yanlısı” gazete ve gazetecilerin hemen hiçbir problemine çözüm getirmeyen, sözlü ve fiili saldırıya uğrayan “yandaşlar(!)” için kınama mesajı bile yayınlamayan Türkiye Gazeteciler Sendikası, İstanbul Adliyesi’ne koşup SETA hakkında suç duyurusunda bulundu.

Bu süreçte, her “Hıyarım var” diyene bir avuç tuz alıp koşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da topa girdi. O da söz konusu raporun “fişleme” olduğunu iddia ederek, “Bu rapor medya tarihimizin yüz karasıdır. Siz gazeteciyi ötekileştirirseniz doğru haberi nereden alacağız?” zırvasını yumurtladı.  

Maskeleri indi ya, ondan bu rahatsızlık aslında.

Kabahat bastırmak için “Gazeteciler fişleniyor” yalanına sarılıyorlar.

Oysa ortada gazetecilerin fişlenmesi gibi bir durum yok. Fişleme için, birtakım gizli bilgilerin ifşa edilmesi gerekir. SETA’nın raporu ise tamamen açık kaynaklar taranarak hazırlanmış. İnternete girdiğinizde, raporda ismi geçenlerle alakalı her türlü doneye erişebiliyorsunuz.  

Peki, gizli-saklı bilgiler içermeyen ve hemen hemen tüm dünyada örnekleri bulunan bu tür bir çalışmaya neden böylesine bir tepki gösterildi?

Hadi daha açık soralım: Dert ne?

Bizce dert belli.

Yabancı medya kuruluşlarının, Türkiye’nin terörle mücadelesi, 15 Temmuz darbe girişimi, Suriye politikası gibi kritik olaylarda takındıkları düşmanca tutum, bir kısım mihraklar tarafından ısrarla gözlerden kaçırılmaya çalışılmak isteniyor.

BBC Türkçe, DW Türkçe, Amerika’nın Sesi, Sputnik Türkiye, Euronews Türkçe, Independent Türkiye ve Çin Uluslararası Radyosu’nun “objektif gazetecilik” yaptıkları yönündeki komik iddiaların başka bir açıklaması olamaz zira.

Herkes biliyor ki, saydığımız bu yayın organlarının pek çoğu devlet desteklidir. Devlet destekli medya kuruluşlarının temel amaçları da bağlı bulundukları ülkelerin çıkarlarını koruyup onların politikalarını öne çıkarmaktır.

Ortada bir nevi “tevdi edilen görevin yerine getirilmesi” durumu var yani. 

¥

15 Temmuz hain işgal girişimi sırasında Türkiye’nin yanında yer almak yerine darbecilere alkış tutarlar...

Fetullah Gülen’in inine kadar gidip onunla röportaj yaparlar... 

Terör örgütü liderinin sözlerini manşetlerinden duyurmakta bir beis görmezler...

Türkiye’nin PKK terörüne karşı mücadelesini “iç savaş” olarak nitelendirip PKK’lı hainlere kol kanat gererler...

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “doğru haber” verdiğini söylediği medyanın tıyneti işte bu: Gerçek dışı haberlerle Türkiye ve dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmak... 

¥

Gerçek şu ki, yabancı medyanın Türkiye’deki faaliyetlerini gazetecilik kaygısına bağlamak ahmaklık değilse bile basiretsizliktir. Zaten İngiliz BBC, ABD’li VOA, Fransız France24 ve Alman Deutsche Welle’in başka hiçbir ülkede ortaklık yapmayıp, sadece Türkiye’de işbirliğine giderek Youtube’dan ortak Türkçe yayın yapmaya başlamaları dahi dertlerinin gazetecilik olmadığını ortaya koymaktadır.

Vesselam...

 


YORUMLARA GÖZAT (10)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.