Rasim Bolbol

Rasim Bolbol

En tehlikelisi şu “ne şiş yansın ne kebap”çılar

-

Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmak için uzun süredir yaptığımız hazırlıklar nihayet tamamlandı.

Fırat’ın doğusuna yönelik “Barış Planı” harekatımız, ABD’li askerlerin Tel Abyad ve Rasulayn’daki gözlem noktalarından çekilmesiyle dün resmen start aldı. 

Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin Resulayn ve Tel Abyad şehirlerindeki terör örgütü YPG/PYD hedefleriyle silah depolarını Diyarbakır’dan havalanan jetlerin yanı sıra bölgede bulunan obüslerimizle vuruyor.

¥

Operasyona tümden karşı çıkanlar belli.

Destekleyenler de öyle.

Bunların haricinde bir de “ne şiş yansın ne kebapçı” taifesi var. 

Tezkere oylamasında da renklerini belli etti zaten bu ikircikli tipler. 

Gördünüz, milletin tepkisinden çekinip “içleri kan ağlayarak” tezkereye “evet” dediler.

Aslına bakarsanız, bu ikirciklilerden yalnızca içeride yok.

Baksanıza, ABD’nin de ne yaptığı belli değil. 

Bir yandan “Demokratik Suriye Güçleri’ni (siz onu PKK olarak okuyun) hiçbir yerde Türkiye’nin taarruzundan korumayacağız” açıklaması yapıyorlar, diğer yandan ise “Türkiye’nin operasyonunu desteklemeyecek ya da bu operasyona dahil olmayacağız” diyorlar. 

Hem Türkiye’nin ABD’nin büyük bir ortağı olduğunu söylüyorlar, hem de “Suriye’den çekilme sürecinde olabiliriz ama hiçbir şekilde Kürtleri (YPG/PKK’yı) terk etmiyoruz. Onlar özel insanlar ve müthiş savaşçılar. Türkiye, zorunlu olmayan ya da gereksiz herhangi bir savaşa girerse bunun, ekonomisi ve kırılgan para birimi üzerinde yıkıcı etkisi olur” herzesini yumurtlayıp Türkiye’yi alçakça tehdit ediyorlar.

Tabii ki bunların hepsi bizim için “tıraş”tan ibaret.

ABD ne derse desin, kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

Teröristlerle müttefiklik ilişkisi kurmakta bir beis görmeyen, Türkiye’nin düşmanlarına hâmilik yapmayı devlet politikası haline getiren bir ülkeden yardım dilenecek değiliz ya.

¥

Emin olun, şu an stratejistleri fıldır fıldır çalışıyordur bunların. Farklı senaryolar üzerinden Türkiye’yi nasıl köşeye sıkıştıracaklarının planlarını yapıyorlardır.

İşte bu yüzden “ABD PKK’yı sattı. Sözünü tutmayarak ortağını sırtından bıçakladı” gibi yorumları çok ciddiye almamak lazım.

Çünkü ABD PKK’yı satmaz. En azından şu aşamada böyle bir riski al(a)maz.

Ya ne yapar?

Ne yapacak canım!

Bugüne kadar Ortadoğu’da izlediği politikayı aynen sürdürür. Siyasetini hep birbirine düşman tarafların her ikisine de mavi boncuk dağıtmak üzerine kuran bu ülke, bundan sonra da aynı ikiyüzlü tavrını devam ettirir.

¥

Fırat’ın doğusunda 14 bini dağ kadrosundan olmak üzere 65 bin YPG/PKK’lı terörist var. Üstelik bu rakamın 80-110 binlere kadar tırmanabileceği konuşuluyor. 

Bu tablo elbette ABD’nin eseri.

Terör örgütüne sevk ettikleri on binlerce TIR’lık zırhlı araç ve silah da cabası.

Ezcümle, ABD şu ana kadar terör örgütüne yeterli desteği verdiği kanaatinde. Bundan sonra “bekle-gör” politikası izleyecekler. 

Fakat dediğimiz gibi, ABD’nin stratejileri bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. 

Bu operasyon Türkiye için tercih olmaktan çıkmış, artık bir zorunluluk halini almıştı. İstiklal ve istikbalimiz, bölgemizin istikrarı ve üniter yapımızın korunması için bu harekatın yapılması lüzumlu bile değil, elzemdi.

Umarız terör unsurlarını temizleyerek sınırlarımızı güvence altına alır ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünü sağlarız.

Unutmamak gerekir ki, Fırat’ın doğusu öyle kolay bir arazi değil. Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı’ndan kat kat geniş bir coğrafyayla karşı karşıyayız. Onların toplamı 2 bin kilometrekareydi; burası 15-20 bin kilometrekareyi buluyor. 

Bu, şimdiye kadarki en büyük operasyonumuz olacak. Belki de Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki en büyük, en çetin mücadelemiz...

Anlayacağınız işimiz zor, lakin kararlıyız.

Ne diyelim, Allah askerimizin ve milletimizin bu zor zamanda yardımcısı olsun.

 


YORUMLARA GÖZAT (3)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.